ecotopianetwork

Göğü Delen Adam – Erich Scheurmann

papa68_2
Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa‘ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, ‘ozon deliğinin’ içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek. (arka kapak)

Kültürümüzün aşağılayıcı gözlerle baktığı, gelişmemiş, sayı saymayı, okumayı bilmeyen, vahşi yaratıklar olarak düşündüğü bu insanların gözünden uygarlığımız eleştiriliyor. Ayrıca, iki farklı bakış açısından, algılayış biçiminden hangisinin bizi yokoluşa sürüklediğini ayırt edebilmemizi sağlıyor. Bakış açınızı genişletmeniz açısından okunması-okutulması gereken kitaplardan….
*Göğü delen adam’ın giriş kısmını bu sayfadan okuyabilirsiniz.

27892_2
Kitabı tamamlayan, aynı yazar tarafından yazılmış bir kitap daha var: Göğü delen adam samoayı anlatıyor. Göğü Delen Adam’da Avustralyalı yerli şef Tuiavii’nin gözünden sanayi uygarlığı eleştiriliyordu. Sanayi uygarlığının doğayı katlettiği, insanları geleceksiz bıraktığı anlatılıyor; bu uygarlığın ürünü olan insanların gündelik hayatlarındaki açmazlara dikkat çekiliyordu. Bu kitapta ise şef Tuiavii’nin ülkesi Samoa ve Samoalının hayatı anlatılıyor. Samoalı, ahlaki ve toplumsal özelliklerin doğal olarak saptandığı anlamlı bir yaşamın içine doğar. Var oluşundan sevinç duymak için gereken özgürlüğe ve rahatlığa sahiptir. Samoalı mala, mülke çok az önem verir. Her şey herkesindir anlayışıyla hareket eder. İhtirastan yoksundur. Vermeyi ve almayı sever. Paylaşma sevincini gerçekten yaşar. Şenlik ve dans her zaman çalışmaktan önce gelir ve kimse gerekenden daha çok çalışmaya istekli değildir. Avrupalının ona yeni ihtiyaçlar edindirme çabası pek başarılı olmamıştır, ama utanmayı Avrupalıdan öğrenmiştir…Samoalı yaşar gibi yapmaz, yaşar… (arka kapak)

http://yabanil.net/?p=106

October 13, 2009 - Posted by | ekokoy - permakultur, ekotopya heterotopya utopyalar, kir yasami, ozyonetim, yerli - yerel halklar

2 Comments »

  1. AVRUPA VE ENTEGRASYON
     
    Avrupa kapıları açılınca, Anadolu’da, boy-aşiret-kabile sosyo-kültürel aşamasını aşamamış milyonlarca insan direkmen Avrupa’ya yöneldi. Büyük kitleler, Türkiye’ de yükselmeye başlayan ırkçı – dinci ideolojilerin yörüngesinde, bir yerleri talan ve yağmaya gidiyormuş gibi, hiç bir kural ve kaide tanımadan Avrupa’ ya akın etmeye başladılar. Orada yüzyıllar boyunca nice emek ve alın terleri ile kazanılmış haklara tepeden konan ve aynı zamanda da bu hakların yokedilmesinde yeni bir dönemin açılmasına yol açan bu kitleler, kanunlardaki açıklardan yararlanarak, soy-soplarını son ferdine kadar beraberlerinde sürükleyerek, 1000 yıl önce Anadolu’ya akın eden atalarının yaptıklarına benzer bir durumun ortaya çıkmasını sağladılar.
    Anadolu’yu Müslümanlaştıran çöl ve step kabilelerinin sosyo-piskolojik yapısının nüveleri burada kendisini yeniden gösteriyordu. Aile kurma veya birleşimi adına soy sop evliliği yapılıyor, bebekler daha ana karnında iken kuzen ve yeğenlerle ‘evlendiriliyordu’, azami bir kitleyi sürüklemek için insanlar tekrar tekrar evlendirilip, boşandırılıyor, kadınlar oturum almak için, birer kağıt parçası olarak kullanıldıktan sonra, ödenek, din vatan uğruna fedekarlık adına susturulup sokağa atılıyordu. Ama tam hızlada her sene bir çocuk yapılıyor ve bunlar tarikat ve cemaatlere birer hediye olarak teslim ediliyordu. Tarihteki aşiret- klan- boy yapılanmasının Anadolu’dan alınıp, Avrupa’nın göbeğine yerleştirilmesi işte böylece bir gerçek oluyordu.
    Kan bağlarının temel rol oynadığı kapalı sülale evlilikleri ile çoğalan bu kitle içerisinde görülen olağanüstü derecedeki uyumsuzluk, şizofrenik hastalıklar, doğan çocuklarda ki aşırı agresyon, biyolojik çarpıklıklar, zeka derecesindeki feci düşüşün temellerinde, yalnızca dış faktör değil, aynı zamanda, aile zorlamaları ile gerçekleşen bu yakın kan eviliklerinin yol açtığı genetik deformasyon da önemli bir faktör olarak kendini gösteriyordu. Böylesine bir temel üzerinde yükselen bir kitle, yalnızca Avrupalılarla değil, Çin’liler, Avrupa’ ya gelmiş İranlılar, Kore’liler veya şili’ lerle de entegrasyon problemi yaşıyor!!…

    Bu kitlenin sosyo-piskolojik yapısı 1400 yıl evelki Arap aşiretlerinin durumundan hiçte ileri değil:
    Halife Ömer peygamber Muhamet’in kızının kızını alarak, hem de 60 yaşında ve 12-13 yaşında bir kızı alarak o dönemin aşiret kültürüne uyuyordu. Ebebekir’in kızı Muhammed’e, Muhammed’in kızı Osman’a, Ömer’in kızı Muhammed’e, Muhammed’in kızı Ali’ye, Ali’nin kızı Ömer’e vs. vs. İşte bu cümbüş yapı Anadolu’ dan Avrupaya hala akın etmeye devam eden, aynı yolda ilerleyen kitlenin de esas karakteristiğidir. Muhamet döneminde Arap aşiretleri bu taktikle ultim bir nüfus patlaması yaparak 3 yıl içerisinde 30 dan fazla ülkeyi ele geçirdiler. Bu taktik Orta Asya siteplerinden akıp gelen Müslümanlaşmış boyların, Anadolu topraklarını ele geçirmeleri sürecinde de temel bir rol oynadı.
    R. T. Erdoğan, şimdiki hedefimiz 2071 şifresi ile, Avrupa göbeğinde betonlaşmış, aynı ideolojik- politik yapıya sahip tarikat ve tekkelerin denetimindeki klan-soy-sop topluluklarının önüne, bilinen hedefi yeniden koyuyordu.
    Kendilerini kıskaç altında tutan, onların potansiyellerini negatif yönde değerlendiren örgütlenmelerden kurtulamayan insanların baş sorunu kuşkusuz işte kendilerinin yarattığı bu uyum(entegrasyon)sorunudur. Bu sorunun içinde, davranış kalıplarındaki anormallikler, sosyalleşme sorunları, duygusal savrulmalar, yalnızlık ve itilmişlik duygusuna kapılma, ebeveyinlerden devralınan kabile-aşiret kültürel varlığının parçalandığını düşünme önemli içsel sorunlardır. Kısacası uyum sorunu içseldir.
    Yağmacı talancı Osmanlı güruhu bu aşiret klan boylarını gurbet denilen alanda da yakaladı…Askerlik parası, vize parası, ayakbastı parası ve dini hizmetler adına bilinen haraçlar konuldu. Göçmen işçi kitlesine Avrupa’ da doğan erkek çocukları için askerlik parası adı altında binlerce Mark ödeme zorunluluğu getirildi. Dini hizmetler adına bilinçsiz kitle kandırılıyor, imamların 2. maaşları bile bunlara ödetiriliyor, Tekke ve cemaatler devlet desteğinde Avrupa’da cirit atıyor, memleketini terkedenleri geldikleri yerde de rahat bırakmıyorlar. Kapalı kafes toplumu hallerinde, çanak antenlerle önlerine konulanların dışına çıkmayan kitle, 2 vatan oyunu oynuyor, ama bunların hiçbirinde yaşamıyor. Mekke’ ye Hac hizmeti adına Suudi Arabistan’ ı kendi vatanı olarak görüyor ve kişi başına en az 15 000 Dollar ayırıyor. Geldikleri Türkiye veya bir Arap ülkesini de kendi vatanları olarak görüyor ve oraya da askerlik görevi, vatan görevi adına, her genç başına 10 000 Euro ayırıyor. işin garibi ise gövdelerinin durduğu yere vatan değil, kafir’in gurbeti’ diyorlar. Avrupa’ da yaşayan bu Müslüman nüfusun %97 si yaşadıkları, oturdukları yere ‘vatanım’ demiyor. Avrupa’ da oturan ama ruhen başka yerlerde olan bu ucube insan tipi tarihte üniktir. “Ecdadımız” deyip, sadece kafa kesip fetih yapmış bir padişah tasavvuruna sahip cahil kitle, o padişahların kafa/kol kesen Ortaçağını yansıtan filmler dışında hiç bir kültür ve yaşam biçimine yanaşmıyor…
    Herkesi Müslüman ve Türk yapmayı ana hedef seçen binlerce organizasyon Özal_Evren Türk İslam sentezi çizgisine bağlı olarak uluslararası örgütlerle beraber hakimiyet altına alıyor ve onları uyumsuzluğa sürükleyerek kendi amaçları doğrultusunda kullanılıyordu…Din kardeşiyiz’ kandırmacasıyla insanların dini hassasiyetlerini sömürüp,dini bütün bir yaşam tarzına sahip Irkçı bir İslam dairesinin dışına çıkmayacak kitlenin çoğaltılması, başta Türk İslam kavramı olmak üzere, ırkçılığı veya kavmiyetçiliğin, göçenlerin doğal kültürünün önüne geçirilmesinin amacı budur işte. 

    Avrupa’ nın hemen hmen her şehri çanak Televizyon antenleri ile donatılıp, cahil kitlenin saçma sapan mafya dizileri ve sahte medyanın dezenformasyonu dışında herhangi bir bilgi kaynağına ulaşmasının önüne geçiliyordu… Yeni doğan çocuğa türbanı hazır tutuluyor, bebeklere ilk öğretilen kelime ‘ pis gavur’, düşman ‘ kafir’ oluyordu…Eğitimsiz cahil kitle, kendisi ahırda ki hayvan muamelesi ile yetiştirildiğinden dolayı, kendi çocuğunu da aynı hayvan muamelesi ile yetiştiriyordu. Günde bir kaç defa ‘ sıpa’ ve diğer hayvan adlarını duyan çocuklar bu kadar kötü bir eğitim ve terbiyenin etkisinde, Avrupa hapishanelerinin sabit birer müşterisi olamaktan öteye gidemiyorlardı. Bu dönemde suç nisbetinde ve çeşitlerinde değişiklik ve artma başladı. Avrupa hapşshaneleri Türk Müslüman gençlerle dolmaya başladı. O zamana kadar ekseri adam öldürme, dövme ve hakaret gibi ihtiras suçlarına rastlanırken, bu defa namus cinayetleri, hırsızlık, gasp, eşkıyalık, kalpazanlık suçları ekseriyet kazandı. Politik İslam, herzamanki gibi, şimdide suç işlemeye yatkın kitleyle başarıya ulaşacağını iyi biliyor ve kriminal unsurlardan binlerce kişiyi etrafına topluyordu.
    Şimdilerde anti Avrupai, dinci ırkçı bir yapının altyapısınin başarılı bir şekilde inşa edildiğini görüyoruz. Tarikatların cirosu milyarlarla ölçülüyor. Her tarafa büyük camiler kurulmuş, militan kadrolar her kuruma sızarak büyük güç toplamış, gövdesi Avrupa’da, aklı ruhu Türkiye, Pakistan veya Arap çöllerinde olan 50 milyonun üzerinde Müslüman bir kitle bir araya getirilerek, entegrasyon değil, dezentegrasyonun hızı artırılmıştır.
    Din, iman katarak iyice zehirlenmiş bir Arapçı, Türk ırkçılığını yaymakla Avrupa Birliğine entegre olunamaz. Bunlar ancak, ondan ne kadar uzaklaşabileceğinin ispatları olabilirler.! Benzerliklerini, ortaklıklarını değil de, misafir olunan yerde yaşayan insanları korkutan ucube, tehlike olmanın yollarını aramakla oraya entegre olunamaz.
    Devlet politikalarından hedeflenen, yağma talancı hükümetlerin siyaset edindikleri “kolonileşme”, yi teşvik eden, “Avrupa İslamı, Türklüğü”ne oynayan, her türlü toplumsal gelişmeyi köstekleyen ve post modern sultanlığa oynayan, hırs şöhret peşindeki yeni din mafyasının güvenlik siyasetine hizmet eden bu imamlar ordusu- Diyanetin 90 000 civarındaki devasa kadrosu ve de gönüllüce cemaat ve tarikatlara katılan yüzbinlerce militan-, esasında Türkiyenin kuyusunu kazan, onun AB üyeliğini tümden dinamitleyen en büyük faktördür. Müslümanların kanserleşmiş ebedi yayılma ihtiyacını karşılamaktan başka bir şey yapmayan bu imamlar ordusu, entegrasyon değil, yakıp yıkma ve yağmalamanın peşindedir.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    Esin Duran, N. Gök,
    Sezer Aşkın,
    Melahat Baykara,
    Uğur Demir
    Bedri Engin,
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman Bahar
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

    Comment by Entegrasyon Komitesi | November 30, 2012 | Reply

  2. Führer Erdoğan Taksim’e girdi…
    Ein volk ein reich ein führer
    AKP rejiminin başını çeken Erdoğan, Musolini gibi makyavelist uygulamalarla, askeri rejimleri aratmayan yeni bir polis devletine doğru hızla ilerliyor. Esasen Türkiye 1970 lerden itibaren bir polis ve asker devleti olarak şekillenme sürecine sokuldu. Toplam polis sayısı sürekli artarak 350 000′ ni geçti. Politik islamcılar, onlarca tarikat ve cemaat eşliğinde askeri darbelerin de kendilerine sağladıkları olanaklardan faydalanarak devletleşmelerini tamamladılar. TSK, köy koruyucuları ve paramiliter güçler bir bütün olarak AB üyeleri devletlerin toplamından daha fazla bir kitlesel güçle ülkeyi kıskaç altına almış durumdadırlar. Türkiye 1930’ların Almanya’sı olma yolunda hızla ilerliyor.
    Osmanlı İmparatorluğu’nun suç ve günahlarının bu mirasçısı olan İslami gericilerimizin hırslarının, gerçekte sahip oldukları olanak ve kapasitenin çok daha ötesinde olduğu belli. Erdoğan’ın ırkçı söylemleri Musolini ve Hitler’den  farksız:”Erdoğan, “Biz Afyonkarahisar’dan çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet dedik. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Biz Türkiye’nin dört bir yanında bunu söylüyoruz” dedi….Güçlü millet istiyorsak bunun olması lazım. …, Bizim genç ve dinamik nüfusa ihtiyacımız var. O da buradan geçiyor. ” ‘..tek ırk, tek devlet, tek lider anlamina gelen Almanca nazi kılıbını kopyalan Erdoğan bunu 80 yıl sonra devam ettiriyor!
    Sadece Kemalist’lerin dikenli telleri arkasında değil, Führer Erdoğan’ın, “tek vatan”, “tek dil”, “tek ırk, tek din” sloganları şimdi her yerde çınlamaya başladı.
    Türlü türlü komplolar, faili meçhul cinayetler, kışkırtmalar, başta muhalifler olmak üzere giderek tüm toplumu kuşatan izleme-gözetleme gibi gelişmeler, gerçekte bunayan sistemin kendini ayakta tutabilmek için giderek korkunç bir Büyük Birader’e dönüşmesinin kaçınılmazlığını göstermektedir. ‘ Tek Bayrak?Türk bayrağı.Tek Devlet?Türk devleti.Tek Millet?Türk Milleti.Tek Dil?Türkçe’ sloganları ile diktatörlüğünü pekiştirmeye çalışan AKP Türkiye’yi kan gölüne çevirmekte kararlı görünüyor…
    R.T. Erdoğan Türkiye’yi Hapishaneye Çevirmiştir
    Türkiye’de her dönem muhalif kesimler tutuklanmakta, işkenceden geçirilmekte ve cezaevlerine operasyonlar düzenlenerek tutuklular katledilmektedir. Bu iktidar döneminde de bu politika aynı şekilde devam etmektedir. Yine on binlerce insanın, sendikacının, avukatın, gazetecinin, seçilmiş siyasetçinin zindanlara tıkıldığı bir süreçten geçmektedir.
    Arada sırada çete dalaşmaları olsa da temel yasalar ve sistemin ana güçleri aynen kaldı: şimdi Siyasal İslamcılar aynı anayasayı kullanarak, aynı işkenceci polis ve askeri kullanarak zulme devam ediyorlar…Özel yaşamlar, telefon konuşmaları her şey herkesin elinde koz olarak kullanılan baskı ve tehdit unsuru haline getirilmiştir. Rejim bekçiliğine soyunmuş teror ve zulüm mekanizması aynen zamanın İttihat-Terakki’si gibi kendilerini en kötü ihtimale (bir bölünme sürecine) hazırlıyorlar. Bu çerçevede iç savaş aygıtına, Osmanlının çöktüğü ve TC’nin kurulduğu süreçtekine benzer bir misyon ve şekil kazandırılmakta olduğu anlaşılıyor. Bu kesimler, zamanında Ermeniler ve Rumlara yapılanların bu kez de Kürt ve Aleviler için gerekli hale gelebileceği üzerine birtakım hesap ve hazırlıklar yapmaktadırlar. Bu hazırlıkların rengi, bazı illerin muhtemel pogrom provaları için pilot bölgeler olarak seçilmiş olması, Kürtlerin “sürülmesi”, “kısırlaştırılması”, Sunni Türkler’e en az 3 çocuk yapma zorunluluğu, gibi Nazi söylemlerinin ayyuka çıkması gibi olgulardan iyice anlaşılmaktadır. Bunları yapanların patolojik vakaymış gibi ele alınması tarihten hiç ders alınmaması anlamına gelir.
    R.T. Erdoğan Soykırımcıdır
    Türk devletinin tarihi aynı zamanda soykırımlar tarihidir. Anadolu’da yaşayan farklı kültür ve inançları bir zenginlik olarak görüp, geliştirmek bir yana “tehdit” olarak görüp yok etmek istemiştir.Başta Rumlar, Kürtler, Ermeniler olmak üzere farklı ulus, milliyet ve azınlıklara karşı soykırım uygulamıştır. 1915 Ermeni, Êzidî, Süryani, Keldani’lere karşı, 1938’de Dersimlilere ve kuruluşundan günümüze kadar Kürtlere yönelik soykırım politikası süre gelmiştir.
    Çamlıca’da, Taksim’de camiye ihtiyaç yok. Gösteriş uğruna siluet mahvediliyor.
    İşgalci barbar kitleler İstanbul’un tarihi silüetini zaten yeterince değiştirdiler. Bu dev caminin amacı gerçekten ibadet için değil, bunca cami varken Erdoğan’ın kalkıp 20 000 kişiyi barındıracak böylesine dev bir cami için emir vermesi, Osmanlı padişahlarının şan ve şöhretlerinin sembolleri olan bu beton yığınlarını, gösteriş için, kendisi için kopyalamasından başka bir şey değildir.
    Balkanlar’da; Osmanlı sömürgeciliğinden kurtulmak isteyen mazlum halklar, bağımsızlık mücadelelerine başladıklarında; Türkler ve Osmanlılar tarafından müslümanlaştırılan, Arnavut, Boşnak, Ladino ve Çerkezlerden oluşan kitleler Anadolu’ya göç ettiler.
    Balkanlardan gelenler, amansız bir savaştan kaçarak Anadolu’ya sığınmışlardı. Gelenler bir daha yer ve yurtlarından göç etmemek için kendilerine kalıcı ve güvenli bir yurt edinme amacındaydılar. 
    Ne varki o zamanlar Anadolu’da Rum ve Ermeniler, Kürdistan’da; da Kürtler yaşıyorlardı.
    Bu durum yangından canını kurtarmak için evinin penceresinden atlayan birinin; sokaktan geçmekte olan kişilerin başına düşmesine benzeyen bir durumdu. Tabii gelenler sadece sokatan evine giden adamların başına düşmekle kalmadılar. Sokağın (Anadolu’nun) binlerce yıllık sakinlerini de etnik temizliğe uğrattılar.  
    İtihatçılar bu işin çözümünü  kendileriyle birlikte getimişlerdi. Bu çözümde tek vatan, tek millet, tek bayrak, ve tek dil şeklinde formüle ediliyordu. Bunun için Rumlar mübadele edilecek, Ermeniler techir ve Kürtlerde asimile edileceklerdi. Bu görev; Enver, Talat, Cemal paşalar ve Bahattin Şakir tarafıdan uygulamaya başlandı. Bu şahsiyetlerin tümü de Balkanlardan gelen ırkçı – milliyetçilerdi. 
    Anadolu’yu; tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil formülüyle türkleştirmek için başlatılan göç ve katliam operasyonları; yüzbinlerce Rum’un; Yunanistan ile mübadele edilmesine ve 1, 5 Milyon Ermeninin katledilmesiyle sonuçlandı. Enver, Talat, Cemal ve Bahattin Şakir dörtlüsü; Kürtlerin asimile edilmesinini göremeden bu dünyadan ayrıldılar. 
    Onların yarıda bıraktığı görevler Kemalistler tarafından devralındı. 
    Türkiye Cumhuriyetini Kuran Kemalistler; Kürtlerin hak, adalet ve kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyacaklarına, onların zayıf ve yaralı olmalarından faydalanarak yavaş yavaş Kürdistan’ı işgal etmeye başladılar. 
    Kürtler  bu işgali kabullenmeyerek 1925 yılında Şeyh Sait Efendinin önderliği altında direnişe geçtiler. Direniş; Sovyetler Birliği ve Fransızların; Kemalistlere verdiği desteklerle yenilgiye uğratıldı. 48 Kürt önderi darağacına çekildi. Binlerce Kürt köyü yakıldı, yıkıldı ancak Kürtler yılmadılar. 1928’de Hoybun cemiyetinin hazırladığı Ağrı Dağı direnişine başladılar. Kemalistlere karşı verilen son Kürt direnişide 1938 de Şeyit Rıza önderliğinde Dersim’de verildi. Desimli Kürtler katledildiler, yenildiler ancak diz çökmediler.
    O tarihten sonra Türkiyedeki devlet ve siyaset tamamen Balkanlardan gelen ırkçı-milliyetçi kadrolar ve elitler tarafından yönetildi. Kürtler üzerinde şiddetli baskılar ve asimilasyon uygulandı. Kürt şehirlerindeki demografik yapılar değiştirildi. Kürtlerin varlığı inkar edildi. Adalet ve demokrasi isteyen Kürtler zindanlara dolduruldular, işkencelerden geçirildiler. 
    2000 li yıllara gelindiğinde AK Parti adalet ve demokrasi vaad ederek iktidara geldi. Yıllarca Kemalist diktatörlük altında inletilen kitleler  verilen vaadlere inanarak AK Partiyi desteklediler. 
    Kürtler AK Partiye; hiç kimseye vermediği ölçüde destek verdiler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Anadolu’lu kadroların yer aldığı bir hükümet kurulmuştu. Ne var ki bu durum çok fazla sürmedi. Tayib Erdoğan’ın etrafında toplanan Balkan kökenliler; AK Partiyi avuçlarının içine alarak; dede ve babalarından yadigar aldıkları tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil  gibi ırkçı- milliyetçi formülü; AKP’ nin ana çizgisi haline getirdiler…
    Tayibb Erdoğan; gittiği her toplantıda Balkan milliyetçilerinin düdüğünü çalmaya başladı.
     
    ERMENİ MEZARLIĞI’NA PARK VE APARTMAN KARARI DAHA ÖNCE DE SORUN OLMUŞTU!
    1930′ lerde İçinde Ermeni kilisesi bulunan Surp Agop alanı istimlak ediliyordu.
    Kanuni Sultan Süleyman’ın aşçısı Manuk Karaseferyan’ın padişahı komplodan kurtarması ile Ermeni cemaatinin eline geçtiğine inanılan, 1560’ta İstanbul’da yaşanan büyük veba salgını ile mezarlığa dönüşen büyük arazi yüzyıllar sonra el değiştiriyordu.
    Ermeni toplumunu rahatsız eden kararın ardından iki kısma ayrılacak olan mezarlığın ön tarafında yani tramvay caddesinde 7 parça arsa apartman yapılmak üzere satılacaktı. Belediye burada küçük küçük binalar inşasına izin vermeyecek, arsaları ancak büyük apartmanlar yapmak isteyenlere satacaktı. Bu arsaların arasında birer yeşil saha bulunacaktı. İkinci kısım Taksim Meydanı’ndan başlayacak olan gezinti yolunun devamı olacaktı.
    İşte bu Ermeni ve Rum’ların kemiklerinin gömülü olduğu yere bir cami, gezeğenin en büyüğü en pahalısı, muhteşem bir cami kurulacak ve adı da Erdoğan camisi olacaktı. Böylece Erdoğan, başkanlığını, kendisini ondan sandığı, yolundan gittiği Osmanlı sultanlarının devamlılığını sembolleştiren, yüksekliği onlarınkini geçecek minarellerin gölgesinde mehter marşları ile ilan edecekti. Hünkarımızın Sunni Müslüman’ların önderliği sevdası şimdilik tehlikeye girdi!
     
    OSMANLI TORUNU ERDOĞAN!
     
    Osmanlı dönemini hayal eden Erdoğan’ın ortak hareket ettiği Arap ülkelerinde halk zulüm va baskı altında inim inim inliyor. Erdoğan’ın Kuzey Afrika’da Sudan, Fas ve diğer ilkel Sunnici İslam diktalarını desteklemesi hangi özgürlüğe tekabul ediyor?
    Osmanlıcı R.T.Erdoğan kendisine karşı çıkmayan Sunni İslamcı diktalara karşı değil, onların koruyucusudur.
    Demokratlık postuna bürünen AKP rejimi başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Sudan ve Katar olmak üzere yeryüzünün en zorba şeriatçı diktatörlüklerinin yandaşıdır, onların desteğinde Suriye iç savaşında ki görevlerini tamamıyla yerine getirmektedir.
    Suudiler, Kaddafi ve Esad gibilerini yaramaz çocuklar olarak gördükleri için onları istemiyorlar. Yoksa Libya’ya veya Suriye’ye hürriyet getirmek değil…! Nitekim tüm bu ülkelerde Suudi ve AKP desteğinde aşırı dinci diktalar inşa edilmiştir. AKP, Suudi barbarlığının kendilerine verdikleri görevlerden hangi özgürlüğü anlıyorlar! Abdullah Gül, yeşil sermayenin merkezi olan Arap bankaları birliğini en uzun yönetenlerdendir. Şimdiki AKP rejimi Sunnici İslam diktatörlüklerinin en büyük destekçisidirler.
    İslâmi bankacılık, özellikle Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde, örneğin Bahreyn’de kurulan İslâmi para kurumları, esas olarak “Kara Bankacılığı” sistemiyle çalışır. AKP bu kirli paralarla palazlandı. Tarih’te en fazla kara para AKP döneminde aklanmıştır. Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’de ki köy koruyucuları denetiminde Avrupa’ya uzanan uyuşturucu hattı AKP döneminde tam hızla çalışmaya devam etti.
    Kirli İslâm paraları ülkede cirit atarken, Rabıta’nın yanında Faysal Finans’ ı boş durmadı. Merkezi Cenevre kenti olan 55 İslâm bankasının üst örgütü Dar-al Mal-al İslâmi tam birçok Uluslu para kapitali şirketidir. Faysal Finans da bu örgüte bağlıdır. Yani çok uluslu şirketler grubunun Türkiye’deki düzenin bir parçasıdır.
    Üçüncü örgütün adı: Al Baraka’dır. Türkiye’deki kolu ise Al Baraka-Türk’tür. Suudi merkezlidir. Özal ve Topbaş ailelerinin ortaklığı vardır. Başkan yardımcılığını ünlü Topbaş adlarından biri; Mustafa Topbaş yapmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da soyadı Topbaş’tır. Kurulun diğer adları ise; Türkiye’de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP’lilerin ve de Başbakan’ın Kemal abisi diğeri de Talat İçözdür. 
    Bir başka kurum ise,44 İslâm ülkesince gerçekleştirilen İslâmi Kalkınma Bankası’dır. İç tüzüğüne göre; “üye ülkelerin tekil veya kolektif toplumsal ve ekonomik gelişmelerini Şeriat ilkelerine uygun olarak artırmak” ana hedeftir.
    Suudi Arabistan, Türkiye tarikat- cemaatler aracılığıyla sokulmuştur. Parasal ilişkiler bu kesimin hizmetiyle ve karşılıklı desteğiyle sağlanmıştır. İslâmi sermayenin girişine izin veren Özal ailesidir. Özcan ve Topbaş ailelerinin bir kısmı “nurcu”, bir kısmı da Nakşi Erenköy cemaatindendirler.
    İçerisinde tarikat-cemaat sermayedarlarının da bulunduğu bu yeni sermaye kesimi, ilk kez hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip bağımsız bir güce dönüşüverdi. İşte yeşil ya da İslâm Emperyalizminin güçlenip, yayıldığı ve aranan olan oluverdiği bir merkez…
    AKP yönetimi; başlı başına bir sermaye grubudur. Ailenin, Suudi finansmanı ile tarikat ‘anamalı’nın ya da parasını bağdaştırarak siyasi ve ekonomik açıdan nasıl yükselişe geçtiğidir. Çoğu Nakşibendi’dir.
     
    POLİTİK İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞMAZ.
     
    Osmanlı devleti benzeri bir siyasal yapının oluşumuna soyunan Sunnici İslam’cıların, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu konjonktüründe, bu heves ve hayallerini yaşama geçirebilmeleri neredeyse olanaksızdır. Sunni Şii çatışmasından faydalanan daha büyük güçler mevcuttur. Herşeyi tepeden takip eden Batılı devletlerin buna sıcak bakacaklarını ya da en azından Ankara’nın bu doğrultudaki girişimleri karşısında sessiz kalacaklarını sanmak yanıltıcıdır, dolayısıyla, Türk gericilerinin Erdoğan’ın özel harpçilerince yönetimi devralınan PKK ve benzeri örgütleri kendi güdümlerine almak suretiyle büyüme planları, risk olasılığı yüksek bir kumar oynamaya benzemektedir.
    Yıllarca Batı’yı alavere dalavere ile uyutan AKP cemaatleri, ırkçı dinci tarikatlar, ılımlı İslam adı altında büyük güç topladılar. Batıdaki bazı geri parti ve otoriteler bu sinsi yalan dolanın etkisinde kalarak kendileri de bataklığa saplandılar. Avrupa’da sosyalist geçinen bir sürü gurup ve parti İslamcılığın etkisinde kendi idelojilerini de unuttular! Bu sözde salon aydınları ”ılımlı Sunnici” diye algılamaya çalıştıkları aşağılık şeriat rejimlerini desteklerken, temel insan haklarını yokeden Talibanlara, hamas’lara, Vahhabi yobazlarına, tek tek ya da organize destek vermeye devam ediyorlar. AKP desteğindeki din maskeli İslamcı örgütler Avrupa’da cirit atıyor her tarafa cami kuruyorlar, açılışlarını ise bu kafir denilen çürümiş beyinsiz sosyalistlerle beraber yapıyorlar… Böylece islamcılık hem daha kolay militan, hem daha kolay maddi ve lojistik destek bulmakta, hem de büyük bir halk desteğine kavuşmaktadır. Küresel olarak baktığımızda İslam dini, baskı ve zulmün önemli bir kaynağı olmuştur. Şeriat, cihad, şehitlik, tekfir vb. kavramlarla kitleleri hakimiyet altına alacak unsurlar haline gelmişlerdir. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. AKP rejiminin geldiği nokta bir daha gösteriyor ki, İslam ile Demokrasi kesinlikle bir biriyle bağdaşamaz. İslam tabiatı gereği anti- demokratik olmak zorundadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi bütün bu cemaat ve tarikatlar askeri diktatörlüklerin yanında yer almışlardır, İslam locasından olan Özal, Kenan Evren tarafından başbakan yapılarak ödüllendirilmiştir. 12 Mart darbesinden sonra tek bir İslamcıya dokunulmadığı gibi, işkence ve infazlarda Nakşibendi tarikatından özel adam istenmiştir. Bugünkü siyasal İslam rejiminin temelleri 12 eylül askeri cuntasından sonra atılmıştır. AKP kadroları askeri kliğin çizdiği politik sistemin ürünleridirler. AKP kadrolarının yaklaşık yüzde 64′ ünü sağlayan sertlik yanlısı Nakşıbendi tarikatı, Erdoğan’ın tam diktatörlüğünü isterken, son olaylardan sonra yeni mevziler kazanan Fetullah gurubu A. Gül ile beraber hizipleşmeye yeni bir ivme kazandırıp, TSK’ yi yanlarına alarak Erdoğan’ı zayılatmaya çalışacaklardır.
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
     ***********************************
      
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
     
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

    Comment by ekomite | June 11, 2013 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: