ecotopianetwork

Tüketim Köleliği – Ivan Illich , Jean Baudrillard – Tüketim Toplumu


Kitap Eleştirileri – Yaşar Çabuklu

neçayev gönderdi. | 01 Şubat 2007

Tüketim Toplumu
Yaşar Çabuklu
Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, çev. Hazal Deliçaylı
-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, 1997

Tüketim toplumunda ruhun yerini beden almış, tutku dışlanmıştır. Bedenin etrafı sağlık, perhiz, tedavi, arzu gibi söylenlerce kuşatılmıştır. Reklamlar bireyi yatırım nesnesine dönüşen bedenlerini keşfetmeye davet eder.

Baudrillard bu kitabında, daha sonra yazdığı Amerika ya da Cool Memories gibi kitaplarında yaptığından farklı olarak, tasvir ettiği “post-modern” toplumun büyüsüne kapılmamış. Ortaya sert tonlu bir eleştiri çıkmış. Bunda kitabın 1968 olaylarının ertesinde yazılmış olmasının ve 1970 öncesi dönemde “post-modern” toplumun henüz yeterince şekillenmemesinin payı olabilir. Yine Baudrillard’ı n diğer kitaplarıyla karşılaştırıldığında Tüketim Toplumu yer yer tablo ve istatistiklerle desteklenen ampirik bir çalışma olma özelliğiyle de dikkat çekiyor.

Konu yeni değil. Tüketim toplumu ya da kitle kültürü daha önce aralarında Frankfurt Okulu yazarlarının da bulunduğu birçok düşünürce eleştirilmişti. Bu düşünürler kendilerini -potansiyel de olsa- bir toplumsal muhalefetin parçası olarak görüyorlardı. İsteği dışında kendi hakikatine yabancılaştırılmış, iktidarca manipüle edilmiş ama yine de bu durumdan kurtulma umudunun var olduğu bir toplum sözkonusuydu. Tamamen bireysel bir bakış açısıyla iktidarı da muhalefeti de eleştirip dışlayan Baudrillard ise bu kitabında yeni tüketim toplumunun artık asıl/kopya, gerçeklik/görünüş gibi karşıtlıklar kurularak açıklanamayacağını, çünkü yabancılaşılan bir insan özünün ve hakikatinin ve buna bağlı olarak hakikati temel alan toplusal muhalefet biçimlerinin yokolduğunu, bir simülasyona dönüşen gündelik hayatın gönderme yapabileceği dolaysız yaşam biçimlerinin ortadan kalktığını iddia ediyor. Baudrillard’ı sosyalist görüşten ayıran temel fark bu. Ona göre tüketim toplumu kaybettiği hakikati gündeminden çıkarmıştır. Radikal bir toplumsal muhalefet yaratamaz. Ancak anomi ya da anomali üretir; amaçsız şiddet, kollektif kaçış davranışları (uyuşturucu, hippiler) yorgunluk, intiharlar, sinir hastalıkları, iç sıkıntısı, suçluluk.

Marksist düşünce özne/nesne, birey/toplum gibi karşıtlıkların komünist toplumda aşılacağını öne sürmekteydi. “Post-modern” tüketim toplumu olumsuz anlamda bu karşıtlıkları kendi içinde “çözdü”. Artık nesne karşısında bir mesafe, eleştirel bir gerilim taşımayan, ruhuyla ve bedeniyle bir tüketim makinasına dönüşen özne, standardize edilmiş tüketim nesnelerinden oluşan dünyayla uyum içine girmiştir. Toplum büyük ölçüde birbirine benzeyen, televizyonun dünyasındaki gibi konuşan, gülen, düşünen, giyinen bireylerden oluştuğu için artık varlığının anlamını bulmaya çalışan, toplumla ilişkisini bir dünya görüşü çerçevesinde temellendirmek isteyen birey tipi büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Televizyonda görünen hayat izleyicisine zorla dayatılan, onun yabancısı olduğu bir hayat değildir. İzleyici televizyonda, zaten yaşadığı ya da en azından özlem duyduğu bir hayatın yansımalarını görmektedir.

1980’li yıllardan itibaren “post-modern” kültürün istilasına uğrayan Türkiye’deki gelişmeleri anlamak açısından Baudrillard’ı n kitabı önem taşıyor. Ancak farklılıkları vurgulamak gerekiyor. Baudrillard’ı n ele aldığı 1970 öncesi dönem, Avrupa’da, kapitalizmin ekonomik temelde krizsiz geçirildiği bir dönem. İkinci olarak Avrupa’da “post-modern” olarak adlandırılan toplum, ekonomik-sosyal- kültürel açıdan pre-kapitalist yaşam biçimlerini çoktan geride bırakmış, modernizmden geçmiş bir toplum. Türkiye’de ise “post-modern” toplumun temel dayanaklarından olan hizmet sektörü 1980’lerden sonra gelişmeye başladı. Sivil toplum, yurttaşlık, temsili demokrasi gibi konular Avrupa’da 19. yy’da tartışılan konularken, bugün Türkiye’nin gündemini oluşturuyor. Kendi hakikatini kaybetmiş Batılı birey, post-modern bir tatil anlayışı çerçevesinde de olsa “orijinal”, “otantik”, dolaysız yaşam biçimlerini görmek için Üçüncü Dünyaya yönelirken, Türkiye’de yeni tüketim biçimlerine özenen kitleler, kendi doğrudan hakikatlerinden uzaklaşıp televizyonun sunduğu “reality show”, “sıcağı sıcağına” programları gibi ikinci elden gerçekliğe, sanal gerçekliğe yöneliyorlar. Şimdi Batıdaki tüketim toplumundan bazı görüntüleri Baudrillard’ı n kitabından izleyelim;

Bu toplumun dili tüketimin dilidir. “Bireysel ihtiyaçlar ve hazlar bu dile bağlı olarak sözden ibarettir.”( s.88) Haz zevk olarak değil ama yurttaşlık görevi olarak kurumsallaşmıştır. Birey etkin bir şekilde kendini tüketmeye hasretmelidir, aksi taktirde toplum dışı kalmak tehlikesiyle karşılaşır. Marjinal konuma düşmek istemeyen her birey çalışma piyasasına uygun bilgi ve beceri birikimini her an yenilemek, “işin içinde olmak”, giyim kuşamından genel kültürüne kadar her şeyine dikkat etmek zorundadır. Modern tüketici her birinden az da olsa her şeyi denemeli, hiçbir hazzı atlamamalıdır. Artık sözkonusu olan bireyin özel eğilimleri değil, tüketimin motive ettiği saplantısal meraktır. “Tüketmekte ya da tüketmemekte özgür olan savaş öncesinin küçük tasarrufçuları nın ya da anarşik tüketicilerin artık bu sistemde yapacakları hiçbir şey yoktur.”(s.91) Reklamların vazettiği kişiselleştirici farklar tam tersine kişiler arasındaki gerçek farkları yokederek kişileri ve ürünleri türdeşleştirir. “Bireyin narsizmi ayrıksılığın hazzı değil, kollektif niteliklerin kırılıp yayılmasıdır.”( s.107) Öte yandan gerçek imkânları cılızlaşan ve denetim altında sıkışan beden yüceltilir.

Özneye gelince “artık ne ‘kendi’ ne ‘kendi-özne’ ne de dolayısıyla kendinin başkalaşması, yani kelimenin doğru anlamında yabancılaşma vardır. ….Tüketici. .. bir göstergeden diğerine ‘kişiselleşmesiyle oynar.'” (s.240) Tüketimin oyunculluğu içinde bireysel kimliğin trajikliği yokolur.

Tüketim toplumu kültürü halkın ayağına götürmüştür. Bir çift çorap ya da bir bahçe koltuğuyla aynı anda bir taş baskı aynı hipermarketten alınabilmektedir. “Mezecide sanat eseri, fabrikada soyut resim.. artık sanat nedir? diyemezsiniz. ” (s.124) Kültürel nesneler çamaşır makinasıyla aynı tarzda tüketilmektedir. Bu kültür gerçekten kültür sahibi olanları ve geleneksel kültürün kendi kendini yetiştiren marjinal kahramanını dışlar. Tüketim toplumunun kültürü insanları toplumsal ve mesleki olarak bütünleştirir ve birbirlerine uyumlu hale getirir.

Tüketim toplumunda ruhun yerini beden almış, tutku dışlanmıştır. Bedenin etrafı sağlık, perhiz, tedavi, arzu gibi söylenlerce kuşatılmıştır. Reklamlar bireyi yatırım nesnesine dönüşen bedenlerini keşfetmeye davet eder. “Elle kadının ‘sıcaklığı’ modern mobilya takımının sıcaklığının aynısıdır. Bu bir ‘ambiyans’ sıcaklığıdır.” (s.161) Yeni cinsellik ” ‘işlevsel’ bir konuttaki sıcak ve soğuk renkler oyunu gibi sıcak ve soğuktur.” (s.161) Erotik olan artık arzuda değil göstergelerdedir. “Kadının bedeni… reklamda görülen diğer cinsiyetsiz ve işlevsel nesnelerin türdeşi olur.” (s.162)

Tüketim toplumunun insanı boş zaman etkinliklerini çalışma alanında hakim olan zorlama ahlakı çerçevesinde gerçekleştirir. “Bronzlaşma saplantısı… güneş altındaki bu zorunlu cimnastik ve çıplaklık ve özellikle de eksiksiz yaşamaya özgü bu gülüş ve bu neşe hepsi birlikte aslında ödev, fedakarlık, çilekeşlik ilkesine adanmanın belirtisidir. ” (s.190-191) Aynı zorlama insanlar arasındaki doğal sıcaklık ve gülümsemenin yerini kurumsal nezaketin ve gülümsemenin almasına yol açar. İçtenliğin yok olmasıyla birlikte “… reklamın yakın, içten, kişisel iletişim tarzlarını taklit ettiği görülür.” (s.197) Bireylerarası ilişkilerde varılan nokta gerçek sıcaklığını kaybetmiş bir diyalog zorlamasıdır.

Kapitalizm ve modern
yoksulluk
Yaşar Çabuklu
5399900_0
Ivan Illich, Tüketim Köleliği
çev. Mesut Karaşahan
Pınar Yayınları, 2000

Çok uzak olmayan bir geçmişte sosyalist topluma geçişin kapitalizmin yarattığı temel üzerinde, onun aşılmasıyla gerçekleşeceği düşünülürdü. Kapitalizm üretim güçlerinde patlama yarattığı için ilericiydi. Büyük üretim özgür işgücü yaratmak için olsa da kırsal nüfusu toprağa bağımlılıktan kurtarmıştı. Küçük üretim ve küçük burjuvazi kapitalizmin gelişmesiyle yok olmaya mahkûm, ilericilik boyutu taşımayan olgulardı. Kapitalist işbölümü ve büyük üretim işçileri makine sisteminin bir parçası haline getirmiş olsa da işçi sınıfı sosyalizme giden süreç içinde büyük ölçekli üretim üzerinde denetim sağlayacaktı. Bu nedenle kapitalizmin ilk döneminde işçilerin işsiz kalacakları korkusuyla makineleri kırmaları tarihi geriye çevirmeye yönelik bir çabaydı.
İkinci Dünya Savaşı sonrası üretimde, teknolojide ve uzmanlaşmadaki büyük ilerleme ve çalışanların sistemle bütünleşmiş pasif, konformist tüketiciler haline gelmesi büyük üretim üzerinde kitle denetiminin gerçekleşmesini imkânsız hale getirdi. Hal böyle olunca kapitalizm öncesinin küçük üretime dayalı, insanların geleneklerle iç içe olan basit yaşamlarını kontrol edebildikleri hayat tarzı cazibe kazandı ve kapitalizm eleştirisinde bir dayanak noktası haline geldi. Kitaplarının çoğu Türkçeye çevrilen Ivan Illich Tüketim Köleliği adıyla yayımlanan kitabında kapitalizm öncesinden yola çıkarak eleştiriyor kapitalizmi. Illich’in 1968-1977 yılları arasında yazdığı denemelerden oluşan kitabın orijinal adı “Bir İhtiyaçlar Tarihine Doğru”. Kitabın Türkçe baskısına yazarın 1974’te yayımlanan “Enerji ve Eşitlik” adlı çalışması eklenmiş.

Illich’e göre tarih boyunca üretim araçları kullananın doğrudan ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik, onun yaşamıyla iç içe geçmiş basit, emek ağırlıklı vasıtalardı. Bu araçlarla piyasa için üretim yapılmazdı. Kazanç ve mübadele imkânları sınırlıydı. Üretim esas olarak mübadele dışı kullanım değerleri yaratmak amacıyla yapılıyordu. Sanayi devrimi ve büyük üretimle birlikte bir üsluba sahip emeğin biçimlendirdiği kullanım değerleri yerlerini standartlaştırılmış endüstriyel ürünlere, değişim değerlerine bırakmıştır. Eskiden gündelik yaşamın sürdürülmesi için sarf edilen ve bir saygınlığı olan şahsî emek ve çabalar günümüzde üretken olmayan meşguliyetler olarak görülmektedir. Endüstriyel bir sistem içinde istihdam edilmeyen emeğin verimsiz addedildiği yeni toplum aynı sistemin standart tüketicileri olmayanları da işe yaramaz, asosyal kişiler olarak damgalamaktadı r. Günümüzde kişinin uzman mercilerin onayını almaksızın kendi evini yapması bir suç haline gelmiş, standartlaştırılmış iskânın kurallarına uymayanlar anti-sosyal varlıklar olarak görülür olmuşlardır. Eskiden kendi basit yaşam koşullarını kendi elleriyle oluşturan insan bugün güçsüz hale gelmiş, bir tür modern yoksulluk içinde yaşar olmuştur. Şahsî hünerlerin, öykülerin ve duyguların yok olmakta olduğu günümüzde insanların tepkileri ve eylemleri standartlaştırılmış, medyanın ilettiği programlanmış metinler seyirci ve müşteri konumuna indirgenmiş tüketici kitlenin sisteme verdiği eğitilmiş onayı oluşturmada önemli bir rol üstlenmişlerdir.
Eskiden insanlar kendi kendilerine yetmek için bir zanaat öğrenir, bir beceri edinirlerdi. Bugün eğitim bireyin tek boyutlu toplum gözünde aklanması için yerine getirilmesi gereken bir zorunluluğa indirgenmiş, bilgi sahibi tüketici vasfını belgeleyen diplomalar vatandaşlığa kabulün bir koşulu haline gelmiştir. Bilginin alınıp satılabilir bir metaya dönüştüğü kapitalist toplumda eğitim toplumsal bir denetim aracı rolünü üstlenmiştir. Bilgi stoku imajı ekonomi düşüncesinde yaygınlık kazanmıştır.
Bu değerli toplumsal yarar, en zeki ve en iyi olanımızın zihinsel dışkısının biriktirilmek suretiyle gittikçe artan büyümesi olarak görülmektedir. (…) “Eğitimci” adı verilen özel bir tür pazarlama uzmanı, “okul” adı verilen uluslararası bilgi borsasının daha ileri safhadaki alanlarına girebilmeleri için yeterli hakka sahip olan ayrıcalık sahibi kimselere doğru giden kanala boşaltmak suretiyle bu stoku dağıtmaktadır. (s. 125)
Eskiden hastalar toplum içinde bir azınlığı teşkil ediyordu. Günümüz toplumunda ise her birey hayatı boyunca tıbbî danışma ve denetim altında tutulması gereken bir müşteriye dönüşmüştür.
Hastalar artık azınlık halinde değildirler. Şimdi azınlık oluşturanlar, bir yolunu bulup bir tek veya bütün hasta rollerinden kaçan şu toplum düzenine aykırı kimselerdir. (s. 57)
Kapitalist toplum insanı sürekli bir yoğun bakım altında tutarak onun yaşam enerjisini ve sevincini tüketmektedir. Eski toplumda insanlar acı, hastalık ve ölümle yüzleşmeyi ve uzlaşmayı, bu durumlarla karşı karşıya kalmış diğerlerine şefkat ve sıcaklık göstermeyi doğal olarak bilirlerdi. Acıyı bir makine sistemindeki teknik bir arızaya indirgeyen modern toplum ise acıyla yüz yüze gelmektense ondan kaçmayı yeğlemektedir. Sağlıklı olarak geçirilen bir yaşlılık döneminde gelen doğal ölüm birer otomata indirgenmiş bireylere eşit olarak verilen bir hak olarak sunulmaktadır. Öte yandan acıyla veya ölümle karşılaştığında eskisi gibi çevresinin manevi desteğini yanında bulamayan modern birey desteğe en çok ihtiyaç duyduğu anda kendini tam bir yalnızlık içinde bulmaktadır. Tüm bu nedenlerle tıpta profesyonel müdahale asgari seviyeye indirilmeli, ihtiyacı olduğunda kişiye gereksinim duyduğu tinsel desteği sağlayacak yeni bir tıp anlayışı oluşturulmalıdır.
Yüksek enerji teknolojisinin gelişmesi ve hızın artmasıyla birlikte insanın özgürlüğü kısıtlanmıştır. XVIII. ve XIX. yüzyıllara dek insanın hızı tarih boyunca büyük bir değişiklik geçirmemiştir. Zamanın değer kazanması ve süratin artması birlikte gelişen süreçler olmuştur.
Zamanın mübadele değeri hâkim hale gelir ve bu olgu dilde yankısını bulur: Zaman harcanır, tasarruf edilir, yatırılır, israf edilir ve istihdam edilir. Toplumlar zamana fiyat etiketi iliştirdikleri zaman, eşitlik ve taşıtlara ait sürat birbirleriyle ters orantılı bir ilişkiye girer. (s. 174)
Kapitalist toplumda yolcu taşınmanın tiryakisi haline gelmiş bir tüketiciye dönüşmüştür. Süratin artmasıyla birlikte coğrafya taşıtlara bağlı olarak yeniden düzenlenmiş, yerler içinden hızla geçilip gidilen seyirlik, dokunulmaz peyzajlara dönüşmüştür. Bu nedenlerle düşük enerjili teknolojiler ve hızın sınırlandırılması katılımcı demokrasinin şartlarını oluşturur.
… özgür insanlar ise, yaratıcı toplumsal ilişkilere giden yolu, bir bisiklet hızıyla katetme durumundadırlar. (…) Ayaklarını kullanan insanlar az ya da çok eşittirler. (s. 167-168) •

http://www.anarkotopya.com/yazi/kitap-elestirileri—yasar-cabuklu

October 13, 2009 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, tuketim karsitligi

2 Comments »

  1. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti.

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm …

    M.M.V LTD.

    Comment by Vanda Maria Mmv | August 31, 2013 | Reply

  2. Eğer stres ve hızlı onayı olmadan kişisel veya işletme kredisi ihtiyacınız var mı? Eğer öyleyse biz şimdi% 3 asal faiz oranı kredi sunuyoruz olarak, lütfen bize ulaşın. Bizim kredi güvenli ve daha fazla bilgi ve uygulamalar için güvenli olduğunu, bu e-postayı yanıtlayın.
    paulelvisloans@hotmail.com

    Comment by paul elvis | December 1, 2013 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: