ecotopianetwork

Endüstriyalizm ve Ekoloji politikalarinin bir karşılaştırması

Endustriyalizim_vs_Ekoloji1

Endustriyalizim_vs_Ekoloji2

Advertisements

October 15, 2009 Posted by | Uncategorized | 1 Comment

Ulukışla Halkı, İnsanca Yaşam Hakkı İçin Temiz Çevre Mücadelesini Sürdürecek! (Köy Mec.ile Röportaj)

Perşembe, 01 Ekim 2009

Ulukışla Hüseyingazi Köy Meclisi Derneği ve Porsuk Köy Meclisi Derneği başkanları bölgelerinde siyanürlü maden çıkarılması sorununu anlatmak ve destek almak için Adana ve Mersin’de bulunan muhalefet örgütlerini ziyaret etti. Adana’da DİSK,TMMOB İKK, Ziraat Mühendisleri Odası, SES, BES, Kültür Sanat-Sen, Türk-İş, TTB, Halkevleri, ÖDP ve TKP’nin katıldığı toplantıda Hasangazi Köy Meclisi Dernek Başkanı Hüseyin Özçelik, Porsuk Köy Meclisi Derneği Başkanı Bülent Erdem ve emekli öğretmen Ali Rıza Baysal yörelerinde yaşadıkları sorunları anlattı.

Siyanürlü altını istemiyoruz

Niğde ilinin Maden köyünde Gümüştaş AŞ’nin siyanür linç yöntemiyle maden ayrıştırma işletmesi kurmak istediğini, fakat halkın yürüttüğü mücadele sonucunda başarısız olduğunu anlatan dernek yöneticileri, şirketin bu başarısızlığının ardından gölet yapılmak üzere daha önce kamulaştırılan Porsuk bölgesine göz diktiği söylendi.

Bölge halkının içme suyu zehirleniyor

Tamamen hukuk dışı bir uygulama ile bilimsel raporları göz ardı eden ve yöre halkının muhalefetine rağmen 16 Eylül günü İl Özel İdaresi tarafından kamulaştırılan alanın Gümüştaş AŞ’ye satıldığını söylediler. Satılan alanın yer altı sularının Adana ve Mersin’in içme suyunu oluşturan Çakıt Nehri’ne döküldüğünü söyleyen yöneticiler, sağlıklı bir yaşam mücadelesinin ortaklaşa yapılması gerektiğini vurguladılar.

Ortak mücadele çağrısı yapıldı

Adana kent muhalefetinin sözcüleri ise mücadelenin ortaklaşması önerisinin yaşamsal olduğunu ifade ederek, gerekli çalışmaların başlatılması için bir an önce bir araya gelineceği ve Adana ayağının oluşturulacağını bildirdi.

Ulukışla yöre dernekleri temsilcileri daha sonra Mersin’e geçerek Emek ve Demokrasi Platformu’nu ziyaret etti. Aynı temennilerde bulunan temsilcilere Mersin emek ve demokrasi platformu bileşenleri gerekli çalışmaların başlatılacağını, koordineli bir sürecin hemen hayat bulması gerektiğini, Mersin’de nükleer santrallere karşı yürütülen mücadeleyle bütünleştirerek siyanüre karşı da halkın temiz çevrede yaşama hakkının mücadelesini vereceklerini söylediler.

İnsanca yaşam için temiz çevre mücadelesi veren yöre derneklerinden olan Hasangazi Köy Meclisi’nin Başkanı Hüseyin Özçelik’le yürüttükleri çalışmaya dair sohbet ettik.

Sayın Özçelik; bize dernekleşme sürecinizi anlatır mısınız?

Derneğimizi 1 ay önce kurduk. Maden köyüne dadanan şirket oradan umduğunu bulamayınca gözünü bizim topraklara çevirdi, biz de köylüler olarak yaşam hakkımızı savunmak için birbirimize kenetlendik. Derneğimizi de hak mücadelesinin merkezine oturttuk. Bugün köylerimizde çıkartılmak istenen altına karşı duruş sergileyen derneğimiz aynı zamanda suyumuza sahip çıkmak için de, tarımsal havzalarımızı korumak için de çalışmalar yürütecek.

Yaşadığınız süreci bizimle paylaşır mısınız?

Ulukışla çevre köylerinin şu sıralar başı maden şirketleri ile dertte. Bolkar Dağları’nda bulunan altını maden şirketleri çıkartıp işlemek istiyor. Gümüş Taş Madencilik AŞ’nin 3 Nisan 2009 tarihinde Maden Köyü’nde yapmayı planladığı ÇED toplantısına Maden, Alihoca ve Darboğaz Kasabası’ndan topluca geldik ve “bizim altınımız kirazdır” diyerek toplantıyı yaptırtmadık. Böylelikle ilk raundu biz kazandık.
Firma yetkilileri bunun üzerine bizleri tehdit ederek işletmesini Kayseri’nin Develi bölgesine taşıyacağını ve asıl kaybedenin bizler olduğunu söyledi.

Maden Köyünde kurulmak istenen işletmenin durdurulduğundan bahsettiniz. Bunun nasıl başarıldığını bizlere anlatır mısınız?

Bütün köylüler işletmeyi bölgelerinde kurulmasını istemezse kurulmaz. ÇED toplantısının yapılacağı gün Maden Köyü, Alihoca Köyü, Hasangazi Köyü, Porsuk Köyü, Beyağıl Köyü, Aktoprak Köyü köy meclisleri olarak ortak bir eylem yaptık. Eylemimize yerelde bulunan sendikalar, demokratik kuruluşlar, siyasi partiler ve çevre örgütleri destek verdi. Ayrıca Ziraat Odası’nın genel merkezi öncülüğünde 30’u aşkın oda ve demokratik kitle örgütü mücadelemizi destekledi.

Toplantının yapılacağı salonun önünde sürdürdüğümüz kararlı duruş ihaleye girecek kişilerin apar topar bölgeden kaçmalarına neden oldu.

Süreç ondan sonra nasıl işledi?

Maden Köyü Bolklar Dağı’nın zirvesinde olan bir yer. Yapılan bilimsel araştırmalar kurulacak işletmenin çıkaracağı zehirli ve öldürücü atıkların yeraltı sularına karışacağını söylemesi ve havzada bulunan tüm köylerin muhalefeti ihalenin iptal edilmesine yol açtı. Ancak Gümüştaş AŞ bu sefer gözünü Bolklar Dağı’nın eteğinde bulunan Porsuk ve Hasangazi’ye dikti.

Porsuk Göletinin bulunduğu yer bundan 11 sene önce Porsuk, Hasangazi, Beyağıl ve İlhan köylerinin sulama ihtiyacı için Köy Hizmetleri tarafından kamulaştırılmıştı. Şimdi bu kamulaştırılan alanı İl Özel İdaresi siyanür atık havuzu olarak kullanılmak üzere şirkete satmaya çalışıyor. Anlayacağınız tamamen hukuk dışı bir uygulama. Madem köylülerden gölet yapmak için kamulaştırma yapıyorsun o zaman ya yapacaksın ya da arsayı bizlere geri vereceksin.

12 Ağustos günü Niğde İl Genel Meclisi’nin oturumunda bu satışın yapılacağını duyduk ve tüm gücümüzle İl Özel İdaresi’nin önüne gittik. Kararlı duruşumuz sayesinde toplantı gerçekleşmedi. Ardından Hükümet Konağına kadar yürüyüş düzenledik.

Toplantı yapılamayınca 2 Eylül günü İl Encümeni ihalenin 16 Eylül’de yenilenmesine karar veriyor.

Toplantının yapılamamasının ardından 6 Eylül günü Niğde Valiliği tarafından ama şirketin sponsorluğunda İzmir Bergama’ya tanıtım gezisi düzenleneceğini duyduk. Bu bizim beklediğimiz bir şeydi. Her yerde şirket aynı yöntemi uygular. Köyü ikiye bölmek ister. Bunu tehditle yapar, bunu rüşvetle yapar, bunu iş sözü vermekle yapar… Yöre muhtarları ve İl Genel Meclis üyelerinin katılımın mecburi tutulduğu gezide siyanürün zararsız olduğu gösterilmek istenir ve bunun geri dönüldüğünde köylülere anlatılması istenir.

Hemen biz de devreye girerek Bergama’ya ulaştık. Niğde’den şirket yetkilileriyle birlikte heyet geleceğini söyledik. Onlarla iletişime girmelerini, gerçekleri anlatmalarını istedik.

Ama şirket yetkilileri buna izin vermemiş. Gittikleri, gezdikleri yer işletme bölgesi olmuş. Gördükleri de havuzda yüzen iki ördek, havuzun yanında da bir ağaç. Ellerine siyanürün zararsız olduğunu anlatan broşürlerle köye geri geldiler. Köy halkını toplayıp methiyelerde bulunan muhtarların karşısına geçip, şirket yetkililerinden başka kiminle görüştüklerini sorduk. Doktorlarla, ziraat mühendisleriyle, maden mühendisleriyle, kimya mühendisleriyle, yöre halkıyla, oranın belediye başkanıyla, muhtarlarıyla görüşüp görüşmediklerini sorduk. Tabi ki “hayır” dediler. Bergama’daki şirketin hakkında açılan 73 mahkemeyi de kaybettiğini bilip bilmediklerini sorduk. Bir şey diyemediler. Muhtarlarımız şirket yetkilileri ve AKP’li meclis üyeleri tarafından korkutulmuşlar. Hizmet gelmez demişler, hükümet yardım etmez demişler. “Biz bu altın olmadan da yaşıyorduk, yarın da yaşayabiliriz” dedik. Birkaç muhtar dışında şimdi hepsi bizim yanımızda.

Porsuk’taki ihale günü neler yaşadınız?

16 Eylül günü satışın yapılacağı İl Özel İdaresi’nin önüne tekrar geldik. Önümüz polisler tarafından kesildi. İhaleye temsilci bazında girebileceğimizi söylediler. Biz de yöre derneklerimizin başkanlarıyla birlikte salona gittik. İhalenin hukuk dışı olduğunu, kamulaştırılan alanın amacına ulaşmadığını, arsa üzerine kurulacak işletmenin yöre ve bölge halkının sağlığını bozacağını söyledik. Onlar da kanunun onlara verdiği yetkiyi kullandıklarını söylediler. 27 dönümlük arsa Gümüştaş AŞ’ye 135 bin TL’ye satılıyor.
Bunu aşağıda bulunan köylü arkadaşlarımıza bildirdik ve olan oldu. Ne polisin panzeri durdurabildi köylüleri, ne de sıktıkları biber gazları. İhaleye girenler arka kapıdan son anda kaçabildi.

Satışın iptali için yapacağımız şeyin güçlü olması gerekiyordu, bizde uluslararası yol olan E-90’ı 2 saat boyunca araç trafiğine kapattık. 1000’e yakın kişiydik. İhtiyarı genci, kadını erkeği herkes yolda oturuyordu. 100 yaşına gelmiş nene bile oradaydı. Elinde de “ben 100 yaşındayım, torunum da benim kadar yaşayabilsin” yazan kâğıt tutuyordu. Bir çocuk alnına annesinin göz kalemiyle “yaşamak istiyorum” yazmıştı. Anlatılmaz bir duygusallık vardı. Uzun bir zamandır böyle bir beraberlik ortamını ne gördüm ne de duydum. Burası Türkiye’ye örnek olacak. Çünkü kendi öz gücüyle ayakta duruyor. Kimseden maddi destek görmüyor. Bu birliktelik umut verici. Onun için arsanın satılıp satılmaması o kadar önemli değil. Buraya şirketin fabrikasını kurdurtmayacağız. Canımız pahasına bile olsa.

Eylem nasıl sonlandı?

İki saat süren eylemimiz valiliğin 15 gün bizden süre istemesi üzerine bitti. Bu saatten sonra biz kimsenin ayağına gitmeyeceğiz. Onlar gelecek yanımıza.

Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Yapacağımız ilk iş ihtar eylemleri olacak. Bolklar Dağları Platformu Kadın İnisiyatifi 29 Eylül’de Hasangazi İlköğretim Okulu’nun önünde sabah 9’da eylem yapacak. Valiliğin istediği süre 1 Ekim günü bitiyor. Bizde 1 Ekim’e kadar çocuklarımızı okula göndermeyeceğiz. Çocuklarımızın ölüsünün okumuş olması ya da olmaması bir şeyi değiştirmiyor. Mücadelemizi büyütmeye kararlıyız. Onlar öldürmek istiyor biz yaşamak. Temiz çevrede yaşamak, insanca yaşamak. Sürekli yaptığımız köy bilgilendirme gezilerine yenilerini ekleyeceğiz. Mücadelemizi Çukurova’ya yayacağız. Oradan da Türkiye’ye.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Gözünüz bizde olsun, kulağınız bizde olsun, yüreğiniz bizimle atsın. Siyanürcüleri ülkemizden defetmek için birbirimize kenetlenelim. Gönüllü doktorları, ziraat mühendislerini köyümüze bekliyoruz. Bizden daha fazla bilirler bu illetin zararlarını. Gelsinler anlatsınlar, gelsinler bizleri bilgilendirsinler. Biz kendi imkânlarımızla anlatmaya çalışıyoruz. İnternette araştırma yapıyor, önce biz öğreniyoruz sonra köylülere dilimiz döndüğünce anlatıyoruz.

Gösterdiğiniz ilgi için yöre derneklerimiz adına teşekkür ederim.

Sendika.Org
Adana

28.9.2009

http://www.ekolojistler.org/ulukisla-halki-insanca-yasam-hakki-icin-temiz-cevre-mucadelesini-surdurecek-koy-mec.ile-ropo.html

October 15, 2009 Posted by | bu topraklar, eko-savunma, ekoloji, isyan, kir yasami, yerli - yerel halklar | Leave a comment

Sosyal Ekonomi ve Yeni Kooperatifçilik Hareketi – Dr. Hasan Güventürk

GİRİŞ

Demokrasinin temel kuralı, herkesin toplum içinde vatandaşlık hakkını kullanabilmesidir. Her birey bir işe sahip olma hakkına sahiptir. Türkiye Anayasası her vatandaşın yaşına ve cinsiyetine bakılmaksızın eşit haklara sahip olduğunu söyler. Maalesef bu eşit haklar dezavantajlı vatandaşlara iş sağlamada yetersiz kalmaktadır. Sorun sadece Türkiye’de değildir, bütün toplumlarda dezavantajlı vatandaşlar aynı sorunla karşı karşıyadır.

SOSYAL EKONOMİ

İlk elde sosyal amaçları olan, demokratik değer yargıları üzerine kurulmuş ve resmi sektörden bağımsız faaliyetlerdir. Organizasyon yapıları; dernek, vakıf veya kooperatif olabilir. Topluma veya üyelerine yönelik çalışan, asıl amaçları kar gütmek olamayan faaliyetlerdir.

Sosyal ekonomi endüstriyel gelişimle ortaya çıkan bir ekonomik modeldir. Avrupa’da endüstri devrimi ile toplumda bazı sıkıntılar doğmuştur. Bu sıkıntıların çözüm arayışları sosyal ekonomiyi doğurmuştur. 18. yüzyıl başlarında Katolik kilisesinin harmonisi ile çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Ancak 18. yy sonlarında bu harmoni çözüm üretemez duruma geldi. Sosyal ekonomi terimi ilk başlarda tutucu çevreler tarafından kullanılmaktaydı (sosyal tutucular). Bu dönemde toplumdaki sosyal patlamaları ve devrimleri önlemek için sosyal ekonomi terimi ortaya atıldı. Ancak sosyal ekonominin gelişmesi 19. yy.da gerçekleşti. Sosyal ekonomi terimini ilk kullanan kişi Frederich Le Playdir.

Sosyal muhafazakarlar toplumsal barışı devam ettirmek için bu modeli kullanmışlardır. Ancak sosyalistler sosyal ekonomi terimini kendi yorumlarını katarak kullandılar. Dönemin anarşistleri de bu terimi kullanmıştır (Bu terimi en çok kullanan kişi Kropotkin). Ortaya çıkma nedeni sermaye-insan çelişkisine barışçı bir çözüm bulma arayışıdır. Sonuçta 3 farklı yorum gelişmiştir:

1. Sosyal Muhafazakarlar
2. Ütopik sosyalistler
3. Liberallerin yorumları.

19. yy.da muhafazakarlar ve sosyalistlerin yorumladığı sosyal ekonomi halen Avrupa’da her iki akım tarafından yorumlanmaktadır. Şimdilerde muhafazakarlar Avrupa’daki aile yapısını koruduğunu düşündüğü için bu yapıyı desteklemektedir. Şu anda bu iki yapı en çok İtalya’da mevcut.

1. Kilise’nin önderliğindeki muhafazakarlar
2. İtalyan Komünist Partisi’nin yorumu.

Sosyal ekonomi aslında ekonomiyi yeniden örgütleme şeklidir. Sosyal ekonominin gelişmesi topluma yeniden bakışı ve sosyal bilimleri de geliştirmiştir. Tüm bu sermaye-insan çelişkisi sosyoloji ile birlikte gitmektedir.
Sosyal ekonomi ülkeden ülkeye de farklı yorumlanmaktadır. Bu farklılık ülkelerin ihtiyaçlarındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Örneğin İtalya’da hem Komünist Parti’nin hem de Kilisenin kooperatiflerinde hiyerarşik bir yapı mevcut. İsveç’te ise kooperatifler oldukça demokratik yapılar. İtalya’da kooperatifler devletin hizmet vermediği alanlarda gelişmiştir. Ancak İsveç’te devletin hizmet verdiği alanlarda verilen hizmete eleştirel olarak gelişmiştir.

1844 yılı Avrupa’da sosyal ekonomi’nin gelişmesi için önemli bir tarihtir. Bu yıl İngiltere Menchester’da dokumacılar tarafından ilk kooperatif olan Rochdale Kooperatifi kurulmuştur. O dönemde işverenler çalışan işçilere çok yüksek ücretle yemek satarak işçilere ödedikleri ücretleri geri alıyorlardı. İşçiler bunun önüne geçebilmek için yiyecek kooperatifi kurdular.

Aynı dönemlerde (1825) bir fabrika sahibi olan Robert Owen işçi hakları için çalışmış ve adaletin olduğu ütopik bir toplum kurmaya çalışmıştır. Daha sonra fabrikasını işçilere satmıştır. İşte bu iki olay sosyal ekonominin tartışılmasına yol açmıştır.

Rochdale ve Robert Owen işçi ve işveren arasında orta noktada yer aldığından her iki grup ta birbirine şüphe ile yaklaşmıştır. 1845 yılında Marks’ın Kominist Manifesto’yu yayınladı ve sistemin tamamen değişmesi gerektiğini söyledi. Ancak Rochdale ve Robert Owen sistemin bu tampon yöntemlerle kontrol edilebileceğini savundu. Bu nedenle işçiler sosyal ekonomiye şüphe ile karşılaştı. Halen bu şüpheli yaklaşım devam etmektedir.

O dönemde işçilerin sahip olduğu çok az kooperatif görülüyor. Bunun nedeni sosyal demokratların kooperatiflere özel sektör gibi yaklaşmalarıdır. Ancak yine de çeşitli sosyal kooperatifler görülüyor. 19. yy sonlarında karşılıklı sigorta şirketleri , işsizlik kasaları sosyal ekonomi olarak gelişti. Ancak bu döneme sosyal demokratların şüpheciliği damgasını vurdu. Bu nedenle işsizlik kasası ve sosyal sigorta devlet kasasına alındı. Kooperatif olarak kurulanlar da zamanla devlet içine alındı. Sosyal demokratların devletçi yapıları vardı ve toplumu bu şekilde örgütledi. Kooperatifler ise bağımsız örgütlerdi ve kontrol etmek imkansızdı. Demokratlar herkese eşit hizmet vermek istiyorlardı. Kooperatifler ise bağımsızdı ve özel kişilere hizmet veriyorlardı. Bu sorun halen karşımıza çıkmaktadır.

1890’larda kurulan kooperatifler sermaye ile birlikte kurulmuştur. Bunlar geleneksel kooperatifler olarak adlandırılmaktadır. 20. yy başında hiç işçi sınıfının kurduğu kooperatif görülmüyor. İşverenlerin kurduğu bu kooperatiflere geleneksel kooperatifler denmektedir. Ancak kooperatifler büyüdükçe demokratik yapılarını kaybetmiştir. Post endüstriyel dönemde daha az insan çalışarak daha fazla ürün alınmaya başlamıştır. Bugün İsveç’te toplam nüfusun %2’si tarımla uğraşmaktadır ancak eskiye oranla daha fazla ürün alınmaktadır. Avrupa’da post endüstriyel dönemin soysal ekonomiyi güçlendireceği ve giderek ülke bütçesinin büyük bir bölümünü oluşturacağı düşünülmektedir. Post endüstriyel dönemin başlamasıyla yeni kooperatifçilik anlayışını geliştirmek için kooperatif geliştirme merkezleri kurulmuştur.

İsveç’te 1940-50-60’larda sosyal ekonomiden hiç bahsedilmiyor, çünkü devlet refah devleti olarak toplumu örgütlemiş ve her konuda topluma servis sağlamıştır. 1980’lerden itibaren aynı türden çelişkiler ortaya çıkmaya başladığından sosyal ekonomi tekrar tartışılmaya başlanmıştır. Küreselleşme ve sosyal devletin zayıflaması birlikte etki yaparak sosyal ekonominin gelişimini sağlamıştır. Şu anda İsveç’te tüm partiler sosyal ekonomiye ılımlı bakmaktadır.

• Liberaller ekonomiyi özelleştiren kişiler olarak bakıyor,
• Muhafazakarlar aileye önem veren yapılar olarak görüyor,
• Yeşiller ve sol partiler toplumun yeniden örgütlenmesi ve sosyal adaletin sağlanması olarak görüyor.

Şu anda İsveç’te sosyal ekonomi içerisindeki en önemli gelişme sosyal şirketler (sosyal iş kooperatifleri) alanında görülüyor. Bunun nedeni bu kooperatiflerin iş piyasası dışına itilmiş geliştirdiği yapılar olması. Son yıllarda İsveç’te sosyal ekonomiye ilgi çok artmıştır. Hükümet İş Piyasası ve Teknik Gelişme Merkezi aracılığıyla sosyal işletmeler konusunda araştırmalar yapmakta ve bu işletmelerin verimliliği analiz edilmektedir. Ayrıca tüm belediyeler sosyal işletme geliştirme programları başlatmıştır.

A) Geleneksel Organizasyonlar
● Küçük organizasyonlar,
● Esnaf Kefalet Kooperatifleri,
● Geleneksel kooperatifçilik
● Yeni kooperatifçilik
B) Gönüllü Organizasyonları
• Halk örgütlenmeleri,
• Alkol karşı örgütlenmeler,
• STK’lar,
• Yetişkin organizasyonları,
• İlgi organizasyonları,
• Romatizma dernekleri,
• Spor dernekleri,
• Sağlık dernekleri,
• Vakıflar.

YEREL KALKINMADA SOSYAL EKONOMİNİN ROLÜ

Amaç yerel ekonominin kalkınmasıdır. İsveç’te yerel kalkınmanın gerçekleşmesi için öncelikle kırsal kesim üzerinde çalışılmıştır. Özellikle insanlarının göç etmesi engellenmeye çalışılmıştır. 1980 ve 90 yıllarda köylerdeki okullar göç nedeniyle kapanmış ve köylerde yaşayan yaşlıların bakımı sağlanamamaya başlanmış. Sosyal kooperatifçilik anlayışı böylelikle kırsal kesimde gelişmeye başlamış, şehirlerde ise işsizliğin çözümü için sosyal kooperatifçilik uygulanmaya başlanmıştır. Kuzey İsveç’teki işsizliği önleyebilmek için bu bölgede çok sayıda turizm kooperatifi kurulmuş, banliyölerdeki işsizliği önleyebilmek için de özellikle göçmenler için yeni sosyal kooperatifler kurulmuştur. Bu bölgelerde özellikle evlerde hizmet kooperatifleri açılmıştır.
Bu alanlarda kurulan kooperatifler;

• Ceatiring
• Cafe
• Meyve satışı
• Fuarlar
• Mum üretimi
• Halıcılık
• Elbise üretimi

SOSYAL İŞ KOOPERATİFLERİ VE SOSYAL FİRMALAR

Sosyal iş kooperatifleri ve sosyal firmaların amacı, iş hayatına giremeyen insanlara iş ortamı sağlamaktır. Sosyal firmaların amacı kâr etmek değil, sosyal gelişime katkı sunmak ve katılımcılığı artırmaktır.
Sosyal işletmelerin temelinde;

1. Empowerment: Kişinin kendi hakkında kara verme gücü
2. Entegrasyon: Toplumun kişiye duyduğu ihtiyacı hissetme isteği
3. Demokrasi açılımı: İnsanların karar verme süreçlerine katılımı
4. Ticari zihniyet: İş yapmaya yönelik düşünce bulunmaktadır.

Kooperatifçilik, toplumu iş hayatına karşı örgütlemektir.

Yeni Kooperatifçilik Geleneksel kooperatiflerden farklı olarak durumlarından memnun olmayan dezavantajlı grupların geliştirdiği, temel amacı sosyal bir sorunu çözmek olan ve üyelerine istihdam olanağı sağlayan kuruluşlardır. Yeni Kooperatifçilik, kişinin kendi sorunlarına, devlet veya belediye tarafından çözüm bulamadığı zaman kurulan demokratik kuruluşlardır.

Yeni Kooperatifçilik Avrupa Birliği ülkelerinde ve özellikle İsveç’te dezavantajlı grupların istihdam sorunlarının çözümünde yaygın olarak kullanılmaktadır. Her birey kendi günlük yaşantısı hakkında karar verme hakkına sahiptir. Bu temel anlayıştan yola çıkarak geliştirilmiş olan yeni kooperatifçilik hareketi üyelerine;

• Kendi günlük yaşantısı üzerinde karar verme hakkı,
• İşi üzerinde söz sahibi olma hakkı,
• Her üyeye öneri verme hakkı,
• Dinleme yeteneği
• Çalışabilme hakkı,
• Örgütlenme hakkı
• Takım ruhu ve
• Özgüven kazandırır.

İsveç’te kooperatif geliştirme merkezleri ilk olarak 20 yıl önce kurulmuştur. Geleneksel kooperatifler ise 1800’lü yılların sonralında kurulmaya başlanmıştır. İlk geleneksel kooperatifler gıda alanında açılmıştır. Bu kooperatifleri; konut amaçlı kooperatifler, sigorta kooperatifleri ve cenaze kooperatifleri izlemiştir. 1987 yılında refah devletinin krize girmesiyle devlet işsizlik sorununun çözümünü kooperatif geliştirme merkezlerine yüklemiştir.
Bu hareketin gelişiminin temel nedenleri;

• Yeni türden işsizliğe çözüm üretmek,
• Anne ve babalara yeni olanaklar sağlamaktır.

Yeni kooperatifçilikte yedi prensip vardır.

• İş konsepti, piyasa araştırması,
• Müşteri,
• Para,
• Yardım,
• Bütçe,
• Rehber, Koç
• Öneriler.

Kooperatif açarken temel amaçlar;

1. Bireyin güçlenmesi:

Bireyin kendine güvenmesi: Özellikle zihinsel engelliler açısından önemli bir başlıktır. Çünkü; toplum ve aile bu bireylerden ağırlıklı olarak hiçbir beklenti içinde değildir. Emporwerment: Kişinin hayatı hakkında karar verme gücüdür. Bu tanım kooperatifin temel düşüncesini oluşturmaktadır.

2. Grubun Gelişmesi:

İnsanların birbirini tanıması: Düşüncelerini açık bir şekilde birbirlerine aktarabilmeleri ve bunu yaparken de gurubun ön yargısızca karşı tarafı kabullenmesi .Gurup gelişimi içerisinde İnsanlar; mecburi bağımlılıktan ,bağımsızlığa ve ardından da gönüllü bağlılığa geçer. Böylelikle kişi kendine olan güveni sayesinde; “Ben her şeyin üstesinden gelebilirim” diyebilir.

Mecburi bağımlılık Bağımsızlık Gönüllü bağlılık
Karşılıklı Bağlılık
İstekli Bağlılık

İSVEÇ’TEN SAYISAL VERİLER

İsveç’te hükümet ülke ve il bazında yıllık planlama yapar.
İsveç’te 20.000 kooperatif bulunmaktadır.
15.000 idari dernek bulunmaktadır.
20.000 ile 50.000 arası vakıf bulunmaktadır.
40.000 sosyal şirket bulunmaktadır.
Avrupa da 250.000 firma kooperatifi, 150 milyon üye, 6 milyon çalışan ,2 milyon dernek, 10 milyon dernek çalışanı bulunmaktadır ve Avrupa ekonomisinin %10’nu bu faaliyetle oluşturmaktadır.

http://www.yesilvesol.org/belgeler/yesilvesolkitapcik.doc

October 15, 2009 Posted by | anti-endustriyalizm, kooperatifler vb modeller, ozyonetim, sistem karsitligi | Leave a comment

   

%d bloggers like this: