ecotopianetwork

Allianoi, Yortanlı Barajı’na Kurban Edilemez (Alime MİTAP)


http://www.allianoi.org/

Allianoi, bir insanlık mirasıdır. Bugüne değin açmış olduğumuz 12 ayrı dava sürmektedir. Hukuksal süreç devam ederken bir oldubittiyle Allianoi’nin sular altında bırakılması, yetkililer için büyük bir sorumluluk doğuracaktır. Bu yanlışa düşmeyeceklerini umut etmek istiyoruz.

Geçen günlerde basında yer alan bir habere göre Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, bir konuşması sırasında şöyle demiş: “Diğer hususlara gelince efendim: Yortanlı için… Biliyorsunuz, Yortanlı’da tarihî bir Paşa Ilıcası kaplıcası var ama burada iki tane tarihî unsur vardı: Bir mozaikler, bir de ‘Peri Kızı’ adıyla bir heykel çıktı, bir de sütunlar var. Geri kalanın tarihî bir şeyi yok. Bunları biz aldık, tamamen Peri Kızı’nı Bergama Müzesi’ne teslim ettik. Sütunlar zaten yerinde kalıyor. Koruma Kurulu özellikle bu alanın tekrar kille kaplanması şeklinde bir karar verdi. Ona göre projeler yapılıyor. İnşallah bu onaylandıktan sonra biz hemen kille kaplayacağız ve neticede burada su tutacağız…”

Kabul etmek mümkün değil

Sayın Bakan’ın, mozaikler ve (Peri Kızı dediği) Nymphe dışındaki buluntular için, “Geri kalanın tarihî bir şeyi yok…” demesini hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değil. Öncelikle Sayın Eroğlu, kendisini arkeologların, uzman kişilerin yerine koymuş oluyor. Ayrıca, Allianoi antik kentinin sadece yüzde 20’sinin gün yüzüne çıkarılabilmiş olduğu gerçeğini bilmezlikten geliyor.

Sayın Bakan, henüz kazılmamış olan yüzde 80’lik bölümde ne kadar çok ve önemli tarihi eserin bulunabileceğ ini; başka hiçbir yerde rastlanmamış tıp aletlerinin çıkarılabileceğini nasıl görmezlikten gelebiliyor! .. Bu çok güçlü olasılıkları nasıl da yok sayabiliyor? !

Bu saptamayı yaptıktan sonra, konuya bir de farklı bir açıdan yaklaşalım. Kendisine, “Sayın Bakan! Yortanlı Barajı’nın su tutması için bu aceleniz nedendir?” diye sorsak; büyük bir olasılıkla, “Tarım alanlarının sulanması için istiyoruz barajı” der. Ve ardından, Yortanlı Barajı’nın yapımının gecikmesinden dolayı, (tarım alanları sulanamadığı için) yıllar içinde ne kadar çok zarar edildiğinin sayımını, dökümünü yapmaya başlar; ortaya büyük rakamlar koyar. Bu “zarar”ın sorumlusu olarak Allianoi savunucularını gösterir.

Oysa aslında durum çok farklı. Uzun yıllar DSİ Genel Müdürlüğü görevini yürütmüş olan Sayın Eroğlu’na bu görevi sırasındaki süreçle ilgili bazı anımsatmalarda bulunmak isteriz: Allianoi Girişim Grubu’nca 2005’te açılan ve “Tarihi Dava” olarak anılan ilk davanın konusu, “Allianoi’nin Yortanlı Barajı suları altında kalmasının önlenmesi için projede değişiklik yapılması ya da aks yerinin değiştirilmesi konusundaki (Girişim Grubu’nca yapılan) başvuruyu reddeden DSİ Genel Müdürlüğü ilgili Daire Başkanlığı’nın 12 Mayıs 2005 tarihli Kararı’nın iptali”ydi. İzmir 2. İdare Mahkemesi, tüm çabamıza karşın davamızın reddine karar vermişti. Temyize götürdüğümüz bu mahkeme kararı hakkında Danıştay 6. Daire, 22.05.2009’da Bozma Kararı verdi. Danıştay 6. Daire’nin, bu tarihi Bozma Kararı, Yortanlı Barajı’nın gövdesinin, aks yerinin yeniden tartışılmasının önünü açmıştır. Eğer DSİ bizimle inatlaşma içine girmemiş, başvuru dilekçelerimizi dikkate alarak Yortanlı Barajı’nın aks yerini o yıllarda (2005) tekrar gözden geçirmiş ve baraj aks yerini değiştirmiş olsaydı, Allianoi kurtarılmış olacaktı.

Baraj da çoktan su tutmuş ve bölgenin sulama gereksinimi için kullanılıyor olacaktı.

Bu nedenle, Bergama köylüsüyle, Allianoi antik kentini kurtarmak isteyen çevreleri karşı karşıya getirmeye çalışan yetkilileri kınıyor ve şunu söylemek istiyoruz: Esas olarak kendileri (DSİ), 2005’te yaptığımız başvurularımızı dikkate alıp, “Baraj aksı’yla ilgili yeni işlem tesis etmedikleri için”, vebal altındadırlar. “Daha büyük hacimli bir baraj” istemekten vazgeçselerdi, ihtiyacı karşılayacak boyutta bir baraj çoktan hizmet veriyor ve üstelik Allianoi antik kenti de kurtarılmış olacaktı.

Kamuoyu yanıltılıyor

Yetkililer, yöre halkını, köylüleri ve kamuoyunu yanıltmaktan vazgeçmelidir: Tarım alanlarının sulanamamasından doğan zararın esas sorumlusu DSİ’dir.

Kaldı ki, DSİ’nin ve ne yazık ki Kültür Bakanlığı’nın da, Yortanlı Barajı’nın bir an önce su tutması yolundaki çabaları, gerçekçi değildir. Çünkü baraj gövdesi tamamlanmış olsa da sulama kanaletleri henüz ortada yok. İhale bile edilmedi.

Uzmanlara göre kanaletlerin yapımı yıllarca sürecek. Bu nedenle, Yortanlı Barajı’nın su tutması konusunda son günlerde gerek Çevre ve Orman Bakanı’nın gerekse (ne yazık ki) Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da aceleci bir tutum içine girmiş olmalarının altında yatan nedir, merak ediyoruz.

Danıştay’ın son kararı

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, barajlardan değil tarihi ve kültürel eserlerden sorumlu Bakanlık olduğunu anımsatmak isteriz.

2001’de 1. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilmiş olan; dünyanın en eski ve en iyi korunmuş hidroterapi (suyla tedavi) merkezlerinden biri olan ve çeşitli uygarlıklarca korunarak bugünlere gelen 1800 yıllık Roma çağı ılıcasını, 50 yıllık ömrü olan bir baraja feda etmek, kabul edilebilecek bir şey değildir. Kaldı ki, Danıştay 6. Daire’nin son Bozma Kararı’yla, baraj gövdesinin yeri yeniden tartışmaya açılmıştır. Bu karar, Allianoi’nin baraj suları altında bırakılmaması gerektiğine işaret etmektedir.

Durum böyleyken, Sayın Bakan Eroğlu’nun, bu önemli hukuksal gelişmeyi görmezlikten gelip; kendisini kültürden sorumlu bakan yerine koymasını, “İnşallah bu (yapılan) projeler onaylandıktan sonra biz hemen kille kaplayacağız ve neticede burada su tutacağız” şeklinde bir açıklama yapmasını hayret ve üzüntüyle karşıladık.

İnsanlık mirası

Allianoi, bir insanlık mirasıdır. Bugüne değin açmış olduğumuz 12 ayrı dava sürmektedir. Hukuksal süreç devam ederken bir oldubittiyle Allianoi’nin sular altında bırakılması, yetkililer için büyük bir sorumluluk doğuracaktır. Bu yanlışa düşmeyeceklerini umut etmek istiyoruz.

Allianoi’nin yok edilmesi, bu çağda, bu coğrafyada yaşayan bizler için büyük bir utanç olacaktır. Böylesi bir tarih ve doğa cinayetine izin vermeyeceğiz. Gelecek kuşaklara, çocuklarımıza bunu hiçbir şekilde anlatamayız.

Kızılderililerin, “Biz bu dünyayı çocuklarımızdan ödünç aldık!” sözünü unutmamalıyız. Bir gün dünyanın herhangi bir yerinde, bir yabancının, “Siz, Allianoi’nin çamurlara gömülerek yok edildiği ülkedensiniz, değil mi!” şeklindeki ağır ve haklı suçlamasıyla karşılaşmak istemiyoruz.

Bu utancın ne bize ne de çocuklarımıza yaşatılmasına izin vermeyeceğiz.

Alime MİTAP Allianoi Girişim Grubu Dönem Sözcüsü
Cumhuriyet 14.11.2009
http://www.ekolojistler.org/allianoi-yortanli-barajina-kurban-edilemez-alime-mitap.html

December 1, 2009 Posted by | antropoloji, arkeoloji, bu topraklar | 1 Comment

PERMAKÜLTÜR – “Doğaya karşı değil, doğa ile birlikte”

Tarlalarda gezerken dikkatle bakın. Böcekler ve güveler telâş içinde uçuşurlar. Balarıları çiçekten çiçeğe konarlar. Yaprakları aralarsanız gölgenin serinliğinde oynaşan böcekler, örümcekler, kurbağalar, kertenkeleler ve diğer küçük hayvanlar görürsünüz. Köstebekler ve yer solucanları toprağı kazarlar.

Bu dengeli bir tarla ekosistemidir. Böcek ve bitki toplulukları burada düzenli bir ilişki sürdürüyorlar. Bir bitki hastalığının bütün tarlayı kaplamasına karşın mahsulün hiç etkilenmediğini görmek alışılmadık bir şey değil.

Ve şimdi, bir an için komşunun tarlasına bakın. Yabani otlar, ilaç kullanılarak ve toprağın sürülmesi yoluyla tamamen temizlenmiş. Toprakta yaşayan hayvanlar ve böcekler ilaçlar sayesinde yok edilmiş. Kimyasal gübre kullanılarak toprağın organik maddeleri ve mikroorganizmaları tümüyle yakılmış. Yazın tarlalarda çalışan çiftçilerin gaz maskeleri ve lastik eldivenler giydiklerini görebilirsiniz. 1500 yıldır sürekli olarak tarım yapılan bu pirinç tarlaları, tek bir kuşağın sömürücü tarım uygulamaları nedeniyle heba olmuştur.

Gelişimi ve Prensipleri

Permakültür, 1970’li yıllarda, iki Avustralyalı’nın yaşam felsefesini de kapsayan bir tarım anlayışı olarak gelişti. Bill Mollison ve David Holmgren permakültür üzerine yazdıkları ilk kitap yayınlandığında, okurlardan gelen olumlu tepkilere ve genel ilgiye çok şaşırmışlardı. Permakültür tanımları aslında Fukuoka’nın The One Straw Revolution adlı eseri üzerine kuruluydu: Doğaya karşı değil, doğayla çalışan bir tarım kültrünün benimsenmesi.

Aslında permakültür yeni bir fikir değil. Dünyanın bir çok yarindeki halk grupları örneğin güney Hindistanın Kerala bölgesinde yaşayanlar ve Tazmanyanın Chagga halkının bahçeleri ormanı andırır. Ağaçlar, sarmaşıklar, çalılar, otlar ve sebzeler ormanda olduğu gibi bir aradadır. Bu tarım şekliyle elde edilen ürün, meyve ve sebze bahçesinin ayrı olduğu tarımdan elde edilen üründen daha fazladır. Bahçeler küçük olmalarına ragmen insanların yiyeceklerini ve bir çok ilaçlarını sağlar, hemde bir kısmını satabilirler. Yüzyıllardır süregelen geleneksel sistemden permakültür çok şey öğrenmiştir ve ayrıca daha sonra geliştirilen metodlarıda almıştır.

Permakültür tasarımının temel amacı; bitki, hayvan ve insanları üretim amaçlı bir araya getirerek, bakımı kolay, istikrarlı, kendi kendine yeten bir düzeni “mümkün olan en küçük alanda” oluşturmaktır. Kaynak kullanımına bağlı olarak çevremiz ile ilgili daha kapsamlı düşünmeyi ve buna yönelik uygulamaları içerir. Bunları yaparken de doğadaki örneklerden ilham alır. Permakültürün ana teması ürün yetiştiren ekolojik alanlar tasarlamaktır.
Permakültür Tasarımının Genel Prensipleri:

1- Gözlemle ve etkileşim kur.
2- Enerjiyi yakala ve depola.
3- Ürün al.
4- Kendin kurallarını uygula, geri beslemeleri dikkate al.
5- Yenilenebilir kaynak ve hizmetlere değer ver, kullan.
6- Atık üretme.
7- Örüntülerden detaya doğru tasarla.
8- Ayrıştırma bütünleştir.
9- Küçük ve yavaş çözümler üret.
10- Çeşitliliğe değer ver ve kullan.
11- Uçları kullan ve marjinal olana değer ver.
12- Değişime tepki ver ve yaratıcı bir şekilde kullan.

Permakültür’ün toprak kullanımı ve tarım üretimiyle ilgili prensipleri:

• Toprağın sürülmemesi: Toprağı sürmek, burada yaşayan canlılara zarar veren en önemli sebeplerden biridir.
• Kimyevi gübrelerin kullanılmaması: Bunun yerine, toprağı oluşturan bitki ve hayvanların toprağı üretmelerini sağlamak.
• Yararsız otların sürülerek veya kimyevî ilaçlarla ayıklanmaması: Yararsız otların kullanılması; doğal yollarla kontrol altına alınması veya ara sıra kesilmesi.
• Herhangi bir kimyevî maddeye bağımlı olmamak: Özellikle böcekler, hastalıklar ve yararsız otların kendi kontrol mekanizmaları vardır. Bu mekanizmaların çalışması desteklenmelidir.

Bu prensipler az enerji gerektiren, hatta gerekli enerjiyi kendi kendine üreten bir sistem sağlıyor. Permakültür bütün canlı varlıklar için sürdürülebilir olan; bütünleyici ancak, sürekli değişen sistemini ayakta tutmayı amaçlıyor.

Doğal Çiftçilik ve Permakültür

Masanobu Fukuoka, güney Japonya’da Shikoku adasında yaşayan bir çiftçi/filozoftur. 55 dönümlük çiftlikte 1950′den beri toprak sürülmüyor, tarım makineleri, tarım ilaçları ve sûni gübre kullanılmıyor, budama yapılmıyor, yabani otlarla mücadele edilmiyor ve yine de meyve bahçesindeki ve tarlalarındaki toprağın durumu her yıl daha da iyiye gider. Fukuoka’nın yöntemi kirlilik yaratmaz ve fosil yakıtlara gerek duymaz. Diğer yöntemlerden çok daha az emek gerektirir, yine de meyve bahçeleri ve tarlalarındaki ürün verimliliği modern bilimin tüm teknik bilgisini kullanan Japonya’nın en verimli çiftliklerine benzemektedir. Dahası, hiçbir kirlenme yaratmayan bu yöntem sayesinde toprak günden güne canlanıp zenginleşirken diğer geleneksel ya da modern tarım yöntemlerinden daha az emek istiyor. Kısacası modern tarımın yok edici etkilerini tersine çeviren bu doğal tarım projesi, kendi yarattığı sorunlara çözüm üretmekle avunan insanın nafile çabasını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

Mollison ve Fukuoka aslında aynı yere ulaşmak için tümüyle farklı rotaları kullandılar. Permakültür, ögelerinin işlevsel bağlarını maksimize etmeyi hedef alan bir tasarım sistemidir. Ürün ve hayvan yetiştirmeyi dikkatli bir su yönetimiyle bütünleştirir. Evler ve diğer yapılar maksimum enerji verimliliğiyle tasarlanırlar. Herşey birlikte çalışmaları ve zamanla eksiksiz ve sürdürülebilir bir tarım sistemine evrilmeleri için yapılır.

Buradaki anahtar kelime tasarımdır. Permakültür bilinçli bir şekilde tasarlanmış bir sistemdir. Tasarımcı, bilgisini, yeteneğini ve duyarlılığını bir plan yapmak, daha sonra planını uygulamak için dikkatli bir şekilde kullanır. Fukuoka tamamen farklı bir perspektiften doğal çiftçiliği yarattı.

Fukuoka’nın çiftliğinin iyi bir permakültür tasarım modelidir. Köydeki evine en yakın bölgede, Zon 1′de, Fukuoka ve ailesi geleneksel Japon tarzında bir sebze bahçesine sahipler. Mutfak artıkları toprağa katılıyor, sırayla farklı ekinler yetiştiriliyor, ve tavuklar serbestçe dolanıyor. Bu bahçe gerçekten de ev yaşamı alanının bir uzantısıdır.

Zon 2, Fukuoka’nın tahıl tarlalarıdır. Her yıl pirinç ve arpa yetiştirir. Çünkü samanı tarlalara iade eder. Böcekler ve toprağın sağlıklı doğal dengesi böcek ve hastalık istilalarını minimumda tutar. Bill Mollison Ekin Sapı Devrimi’ni okuyana kadar, kendi permakültür tasarımlarında hububat yetiştirmeyi nasıl dahil edeceği konusunda bir fikre sahip olmadığını söyledi. Tüm tarım modelleri toprağı sürmeyi içerir – Mollison’un katılmadığı bir pratik. Şimdi ise Fukuoka’nın ziraat içermeyen tekniğini kendi ilkesine dahil ediyor.

Zon 3, meyve bahçesidir. Ana ağaç, mandalinadır, fakat ayrıca pek çok meyve ağacı ve yerli çalılar yetiştirmektedir. Üst kat, pek çoğu nitrojeni sabitliyen ve böylece toprağı derinlemesine kuvvetlendiren uzun ağaçlar. Orta kat, turunçgiller ve diğer meyve ağaçlarıdır. Zemin, yabani otlar, sebzeler, otlar ve beyaz yonca ile kaplıdır. Tavuklar serbestçe dolanır. Bu çok-katmanlı meyve bahçesi alanı bilinçli bir tasarımdan ziyade doğal bir evrimle oluşmuştur. Yine de temel permakültür tasarım özelliklerininin pek çoğunu içerir. Pek çok farklı bitki türlerine sahiptir, yüzey alanını maksimize eder, güneş ışığı kapanları içerir ve böcek populasyonlarının doğal dengesini korur.

Fukuoka, Zon 4′ten ziyaretçileri her zaman davet eder. Yabani hayvanlar ve kuşlar serbestçe gelir ve giderler. Çevredeki orman mantar, yabani ot ve sebze kaynağıdır. Ayrıca bir ilham kaynağıdır. Fukuoka şöyle der; “Doğanın mükemmellik ve bolluk fikrini elde etmek için, ormanın içerisine doğru bir yürüyüş yapın. Orada, hayvanlar, uzun ağaçlar ve çalılar hep birlikte uyum içerisinde yaşarlar. Tüm bunlar insanın hüneri ve karışması olmadan olur.”

Fukuoka’nın doğal çiftçiliği ve permakültür neredeyse zıt yaklaşımlarına rağmen birbirlerine oldukça yakından benzemeleri dikkate değerdir. Permakültür, doğa içerisinde bolluk ve sürdürülebilirlikle yaşamanın stratejisini planlamak için insan aklına dayanır. Fukuoka, insan zekasını insanı yalnızca doğadan ayırmaya hizmet eden bir suçlu olarak görür. Tek bir zirve, pek çok patika.

Doğal çiftçilik ve permakültür birbirleriyle büyük bir borcu paylaşırlar. Permakültürün dünyanın dört bir tarafındaki pek çok örneği, doğal çiftlik sisteminin gerçekten evrensel olduğunu göstermektedir. Nemli, ılıman Japonya kadar kuru iklimlere de uygulanabilir. Ayrıca, dünyadaki permakültür hareketi Fukuoka için bir ilhamdır. Pek çok yıl neredeyse yalnız çalıştı. Hayatının çoğunda Japonya onun mesajına açık değildi. Kitaplarını kendi yayınlamak zorunda kaldı çünkü hiçbir yayıncı ana görüşten oldukça uzak olan birini ciddiye almıyordu. Deneyleri başarısızlıkla sonuçlandığında, diğer köylüler onunla alay ettiler. 1980′lerin ortalarında Olympia, Vaşington’daki Permakültür Konferansına geldi ve Bill Mollison ile buluştu. Konferansta neredeyse bin kişi vardı. Buluştuğu benzer düşünceli insanların sayısı ve içtenliğiyle etkilendi ve cesaretlendi. Gezegeni kurtarmaya yardım etmek için çalışan, parlak, enerjik insanlar ağını yarattığı için Bill Mollison’a teşekkür etti. “Şu anda,” dedi, “hayatımda ilk defa gelecek için umutluyum.”

Permakültür Fukuoka’dan pek çok şey edindi. Yabani bitkiler gibi sebzeler yetiştirme, ziraat içermeyen aralıksız tahıl yetiştirme gibi tarımsal tekniklerin yanında, pratik stratejiler planlamak için ayrıca önemli bir yeni yaklaşım öğrendi. En önemlisi, doğal çiftçilik felsefesi permakültüre daha önceki ilkelerde eksik olan gerçekten ruhsal bir temel verdi.

Fukuoka doğal çiftçiliğin kişinin ruhsal sağlığından kaynaklığına inanır. Toprağın iyileşmesini ve insan ruhunun arınmasını tek bir süreç sayar, ve bu sürecin yer alabileceği bir yaşam tarzı ve çiftçilik tarzı önerir. “Doğal çiftçilik yalnızca ürün yetiştirmek değildir. İnsanın işlenmesi ve mükemmelleşmesi içindir.”

Kaynaklar

http://www.yabanil.net/
http://www.imeceevi.org/

December 1, 2009 Posted by | ekokoy - permakultur, ekoloji, tarim gida GDO | Leave a comment

ŞEHİRDE EKOLOJİK YAŞAM MÜMKÜN – İmeceevi

EKOLOJİK YAŞAM ADINA

1- Çöplerimizi ayırıyoruz.
2-Geri dönüşüm uyguluyoruz.
3-Plastik maddelerden uzak duruyoruz.
4-Organik besleniyoruz.
5-Yiyeceklerimizin mayalarını kendimiz evde üretiyoruz.
6-Poşet yerine file, bez torba,sepet kullanıyoruz.
7-Deterjan kullanmıyoruz. Kendimizin ürettiği kül suyu ile tüm temizliğimizi yapıyoruz.
8-Kişisel temizliğimiz için yerel üretildiğine güvendiğimiz zeytinyağlı sabun kullanıyoruz.
9-Markete gitmiyoruz. Ambalajlı ürünlerden kaçınıyoruz.
10-Sade yaşıyoruz. Fazla olanı tüketim adına satın almıyor, yaşamımıza sokmuyoruz. Takası destekliyoruz.

YAŞAMIMIZDAN ÖRNEKLER

Organik çöplerimizden balkonumuzda kompost yapıyoruz.
Kağıt çöplerin boyasız düz kartonlarını sobada yakmak üzere ayırıyor, diğerlerini sokaktaki çöpün yanına kağıt toplayıcılarının ulaşabileceği şekilde koyuyoruz.
Ambalajlı ürünleri tercih etmememize rağmen, o kadar yaygın ki kurtulmak nerdeyse imkansız olduğundan, bunları da geri dönüşüme çevirdiklerimiz hariç, ambalaj toplayıcılarının ulaşabileceği şekilde çöpün yanına koyuyoruz.
Her hafta Cumartesi günleri kurulan Organik Pazara uğrayıp, her türlü sebze, meyve, bakliyat, çay, yoğurt, süt, yumurta, ekmek, un v.b ihtiyaçlarımızı temin edip, bir hafta boyunca içeriğini bilmediğimiz ürünlere yaklaşmamaya çalışıyoruz.
Evimize aldığımız organik gıdalardan mümkün olduğunca yemek yapıp, iş yerinde dahi dışarıdan yiyecek tüketmemeye çalışıyoruz. Her zaman tercihimizi kendi ürettiğimizden yana kullanıyoruz.
Bir takım maya yapma yöntemlerimiz mevcut. Bunları uygulayarak kendi ekmeğimizi üretiyoruz. Organik taze süt bulabilsek yoğurdumuzu hatta peynirimizi de kendimiz üretme yetisine sahibiz.
Poşeti reddediyoruz.Ama bunu yapabilmek ve poşete hayır diyebilmek için, yanımızda çantamızın içinde file ve bez torba,arabamızın bagajında sepet taşıyoruz.Çok etkileyici sonuç verdiğini söyleyebilirim.
Temizlik için kendi ürettiğimiz kül suyunu kullanıyoruz. Çamaşır makinesinin deterjan gözüne ve bulaşık makinesinin deterjan gözüne sıvı deterjan olarak kül suyunu koyduğumuzda, bulaşık makinesi parlatıcısı da sirke oluverdiğinde deterjandan çok daha iyi sonuç alabiliyoruz. Çünkü çamaşırlar temizliğin yanında yumuşacık çıkıyor. Bulaşıklar da yeterince temiz.
El ve banyo temizliğinde şampuan olarak zeytin yağlı sabun kullanıyoruz.
Markete gitmiyoruz. Çünkü markette satılan hemen her üründe katkı maddesi mevcut. Ayrıca ambalajsız ürün neredeyse yok.
Evimizde kağıt peçete kullanmıyoruz. Onun yerine leke tutmayan bez peçeteler çok daha kullanışlı.
Tuvalet kağıdı gibi zorunlu ihtiyaçlarımız için ise mahalle bakkalı yeterli oluyor.
Gezinti alanı olarak Alışveriş merkezlerini tercih etmiyoruz.Doğa bizim öncelikli tercihimiz.Böylelikle tüketimi azaltıyoruz.Sade yaşam ,mutlu yaşam.
İhtiyaç fazlası metaryellerimizi takas etmeyi tercih ediyoruz.
Mutfağımızın balkonunda küçük çaplı ekim-dikim işleri yapıyoruz.Yeşil soğanımız,maydanozumuz,adaçayı ve reyhanımız oradan sağlanıyor.

KÜL SUYU YAPIMI

1*** Şehirde yaşayanlar; en yakın odun ateşinde ekmek yapan, fırına gidip yarım kovadan az fazla kül alın. Bu kül merak etmeyin ya meşedir,ya zeytin yada benzer bir ağaçtandır.Yani potasyumu fazladır.Doğada yaşayanlarda kendi külü yetmediğinde en yakındaki fırından alabilir. Çünkü bu küller siz almayınca şehir çöplüğüne gidiyor.
2*** Külün üstüne su ilave edin ve karıştırın. Bu su yağmur suyu olursa daha etkili sonuç alırsınız.
3*** Külün içindeki hafif malzemeler kömür dahil su üstüne çıkar. Bunları tel süzgecinizle alıp en yakındaki toprağa bırakın. Çoksa seyrelterek dağıtın. Eğer kömür sobanız varsa ya da mangalda bu kömürleri yakabilirsiniz. Enerjiyi çöpe atmayın.
4*** Akşam karıştırılan karışım sabaha kadar durulur. Kül aşağıya çöker, su ise artık potasyum hidroksitli bir şekilde üstte kalır. İşte buna doğal kostik; Kül suyu diyoruz. Çok açık renkli bir çaya benzer. Ihlamur çayı renginde diyebiliriz. Parmağınızı sokup test ederseniz kaygan olduğunu fark edersiniz.
5*** O günkü ihtiyacınız kadar suyu bir şişeye aktarın. Geri kalan karışımı karıştırın. Çünkü her karıştırmada külün içindeki potasyum suya karışıp deterjanınızın daha güçlü olmasını sağlayacak.
6*** Haftada bir fırına uğrayıp kül alıp karışımınıza eklemeniz yeterli olur.
7*** Kovanın altında kalan eski külleri ise başka bir kaba aktarıp krom, çelik, seramik, lavabo,mermer,taş yüzeylerde tel yerine yada biriken yağ katmanlarını ovalayarak temizleyebilirsiniz. Ancak arası açık renk “derz” olan fayanslı yerlerde grilik olacağını unutmayın.
8*** Artan külü bahçenizde seyrelterek gübre katkısı, tarım ilacı yada tavuklarınız varsa eşelenerek parazitten arınma kumu olarak kullanabilirsiniz.
9*** Sil baştan…. yeni karışım… yeniden kül alıp hazırlamayı unutmayın. Bizimle beraber şehirlerde deneyen dostların ifadelerine göre balkon bu iş için çok uygun bir alan! Kap olarak her tür olabileceği gibi Toprak küpler ideal. Nefes alıp terlediği ve suyu azalttığı için…

Kül suyu hazırlığı ayda bir yeterli olur ama kül suyunu; çamaşır, bulaşık, genel temizlik ve kişisel temizlikte kullanıyorsanız ve kalabalık bir aile iseniz haftada bir yapmayı planlamanız daha gerçekçi olur. Kül suyunun temizleyici özelliğinin artması için, kül ve su karışımını daha uzun süre bekletebilirsiniz veya elde ettiğiniz kül suyunu kaynatarak suyun uçmasını sağlayabilirsiniz. Kaynatmak için kalorifer üstü veya soba üstü yeterlidir. Yukarıdaki soğuk tarifteki kül suyunun yoğunluğu normal şartlardaki ev temizliği için yeterlidir ama temizlenecek malzemenin kirlilik derecesi fazlaysa ısıtılarak yoğunlaştırılmış kül suyu daha etkin olacaktır.

BULAŞIK MAKİNESİ

Bulaşıklarınızı makineye koymadan önce iyice sıyırmalısınız. Bunun için çok su harcamadan organik çöpleri başka bir kaba artık ekmekle sıyırırsanız kompost yapamıyorsanız ya da bizim gibi keçi ve tavuklarınız olmasa da sokakta bu yemeğe muhtaç pek çok hayvan yaşıyor; kedi, köpek, kuş, vs… -Bulaşık makinesi tamamen dolmuşsa deterjan gözüne kül suyu ayrıca parlatıcı gözüne sirke koyun. Sirke yapımı oldukça basit ve kül suyu gibi bedavadır. Ancak ilk denemeler için satılan en ucuz sirke işinizi görecektir.

ELDE BULAŞIK YIKAMA

Elde bulaşık yıkamanız gerekirse sabun artıkları ile kül suyunu birleştirerek daha önceden hazırladığınız karışım (Arap sabunu) ve sıcak su yeterli olacaktır.Ağır lekeler ,dibi tutmuş tencereler ve kocaman kazanlar için en pratik çözüm kül suyundan artan külün bizzat kendisidir.

ÇAMAŞIR MAKİNESİ

Sahip olduğunuz otomatik çamaşır makinesinin kısa veya uzun program gözüne sadece kül suyu koymanız yeterli. Ne oranda olması gerektiğini ise kullandıkça siz belirleyeceksiniz. Kül suyu kullandığınız sürece yumuşatıcıya da ihtiyaç duymazsınız. Çamaşırlarınızı güneşe asarsanız güneşinde son kalan bir leke varsa onu sihirli bir şekilde çıkardığını şaşkınlıkla izleyebilirsiniz. Yıkanan çamaşırlarda koku olmaz. Kötü ya da iyi. Ancak siz mutlaka bir koku istiyorsanız denemeler yapabilirsiniz. Arzu ettiğiniz kokunun bitkisinin çayını demleyip yumuşatıcı gözüne atabilirsiniz.

www.imeceevi.org

December 1, 2009 Posted by | kent yasami, tuketim karsitligi | 5 Comments

   

%d bloggers like this: