ecotopianetwork

DAHA AZ TÜKETEREK DAHA İYİ YAŞAMAK

İnsanlar neden tüketmeye devam ediyor? Neden daha az kazanıp, daha az harcayıp, ailelerimiz ve arkadaşlarımızla daha çok vakit geçirmiyoruz? İnsanlar bu şekilde hem daha iyi (ve daha adil) yaşayıp hem de çevre üzerindeki etkilerini azaltamaz mı? Bu fikirler, daha sade yaşamaya yönelik sayısız girişimin çıkış noktası oldu. “Gönüllü sadelik” bir anlamda bir yaşam felsefesi. Büyük ölçüde, insanları “başkalarının da yaşayabilmesi için sade yaşamaya” davet eden Mahatma Gandhi’nin öğretilerinden yola çıkıyor 1936’da Gandhi’nin öğrencilerinden birisi, gönüllü sadeliği “dışarıdaki kargaşadan kaçınmak” ve “yaşamın belirli bir hedefe göre bilinçli olarak düzenlenmesi” şeklinde tanımladı. Stanford’ın eski bilim adamlarından Duane Elgin, “dışarıdan bakınca sade ama kendi içinde zengin” olan bu yaşam biçimini, insan gelişimini yeniden düzenleme çalışmalarının temeli olarak aldı. Yakın geçmişte psikolog Mihaly Csıkszentmihalyi, insanların hem bir amaca sahip hem de maddi açıdan hafif olan faaliyetlerle uğraştıklarında hayatlarından daha memnun olabilecekleri hipotezi için bilimsel bir temel önerdi. Sosyolog Amitai Etzioni, sadelik arayışında olan üç insan tipi tanımlıyor:Vites küçültenler”, yani belirli bir servete ulaştıktan sonra gelirlerini bilinçli olarak düşürünler; bu insanlar aileleriyle daha fazla zaman geçirmek ya da toplumsal veya kişisel ilgi alanalarına yönelmek için yaşam biçimlerini sadeleştiriyorlar. “Kararlı sadelikçiler”, yüksek maaşlı ve statülü işlerini tamamen bırakıp çok daha sade hayat biçimlerini benimsiyorlar. En radikal olanlar ise, radikal değişimler yaratıp, zaman ruhsal ya da dinsel ideallerin de etkisiyle, tüm hayatlarını ahlaki bir sadelik ilkesi çerçevesinde yeniden kuran “azimli, bütüncül sadelikçiler.”

Bu gibi girişimlerden bazıları (örneğin kuzey İskoçya’daki Findhorn topluluğu), başlangıçta ruhsal topluluklar olarak ortaya çıkıp, dini kurumların belirlediği ruhani hayat tarzını yeniden yaşayabilecekleri bir alan yaratmaya çalışıyorlar. Findhorn, adalet ve doğaya saygı ilkelerinden yola çıkan “ekolojik köy” özelliğini kısa süre önce kazandı. Diğer bir çağdaş örnek de, sürgüne gönderilen Vietnamlı keşiş Thich Nhat Hahn’ın Fransa’nın Dordogen bölgesinde kurduğu “düşünceli” topluluk Plum Köyü. Köy bugün en az 2000 kişiye inzivaya çekilme imkanı sunuyor. Bu girişimler bir açıdan, Kuzey Amerika’daki Amish tarikatı ya da her genç erkeğin profesyonel yaşama girmeden önce mutlaka biraz zaman geçirmesinin gerektiği Tayland Budist manastırları gibi daha geleneksel dini toplulukların modern kardeşleri. Fakat bütün topluluklarda bu kadar net ruhsal özellikler bulunmuyor.

Mesela, 2001’de KuzeyAmerika ‘da kurulan Sadelik Forumu (Simplicity Forum),”sade, adil ve sürdürülebilir hayat tarzları kurmak ve sürdürmek” isteyen “sadelik liderleri”nin oluşturduğu serbest ve laik bir ağ. Daha da yeni bir girişim olan Vites Küçülten Dowunder (Avustralya, Yeni Zelanda ve çevre bölgeleri) ise, 2005’te Sydney’de düzenlenen, vites küçültme konulu uluslararası bir konferansın ardından ortaya çıktı; topluluk, “Avustralya’da, sürdürülebilirlik ve toplumsal sermayeyi önemli ölçüde etkileyecek bir vites küçültme hareketini başlatmayı ve koordine etmeyi” hedefliyor. Vites küçültme hareketi bugün pek çok sanayileşmiş ekonomiden şaşırtıcı destek görüyor. Avustralya’da kısa süre önce yapılan bir araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 23’ü önceki 5 yıl içinde bir vites küçültme hareketine katılmış. Yüzde 83 gibi yüksek bir oranda katılımcı, Avustralyalıların çok maddiyatçı olduğunu düşünüyor. Daha önce ABD’de yapılmış bir araştırma da, katılımcıların yüzde 28’inin sadeleşmeye yönelik bazı adımlar attığını, yüzde 62’sinin de bunu yapmak istediğini gösteriyor.

Avrupa’da da çok benzer sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu girişimlerin başarısına ilişkin araştırmaların sayısı çok sınırlı ama mevcut çalışmalar, sadeleşme yanlılarının gerçekten de maddiyata daha az değer verdiğini, çevreye ve diğer insanlara daha fazla saygı duyduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, sadelik yanlılarının öznel refah duygularında küçük ama önemli bir artış görülüyor. Demek ki, geleneksel modelin aksine, gönüllü olarak daha az tüketmek refahı arttırabiliyor. Tüketiciliğe karşı verilen tepki, tüketim toplumunun sınırlarını görüp bunun ötesine arayışlar içine giren farklı bir kültürün doğmakta olduğunu kanıtlıyor. Her yıl Kasım ayında kutlanan ve insanları tüketiciliğe direnmeye çağıran “Alışveriş Yapmama” günü, artık uluslararası bir fenomen haline gledi. 2006’da yaklaşık 30 ülkede ve ilk kez Mumbai sokakları da dahil olmak üzere, pek çok kentin sokaklarında gösteriler yapıldı. Aynı derecede çarpıcı olan bir başka kavram da, Geçiş Kentleri’nin, yani petrol fayatlarının yükselmesi ve iklim değişikiliği tehditleri karşısında tek taraflı eyleme geçtiklerini açıklayan kent ve kasabaların sayısındaki artış.

Eylül 2006’da İngiltere’nin güneybatısındaki küçük Totnes kasabasında başlatılan bu girişim sadece bir yıl içinde İngeltere’deki 20 kent ve kasabaya yayıldı. ABD’de 400 kent, federal hükümetin Kyoto Protokolü’nü onaylamayı reddetmesine karşın, protokolde belirtilen karbondioksit emisyonu hedeflerine ulaşmayı kabul eden ABD Belediyeleri İklim Koruma Anlaşması’nı imzaladı. Yine de bu katılara bakıp çok heveslenmemek gerekiyor. Sade yaşayan topluluklar hala marjinal bir konumda. Savundukları dinsel değerler herkese hitap etmeyebiliyor ve laik versiyonları da tüketiciliğin saldırılarına karşı daha dirençsiz gibi görünüyor. Sözgelimi, Vites Küçülten Downunder hareketi Avustralya’da yaklaşık altı ay boyunca etkin oldu ama iki yıl geçtikten sonra işlerliğini neredeyse tümüyle kaybetti.

Bu girişimlerden bazıları büyük ölçüde, daha sade hayat biçimlerini benimsemek için gerekli olan ekonomik güvenceye sahip bireylere bağımlı durumda. Son olarak, zoraki ya da gönülsüz sadelik de işin ayrı bir yönü. Öznel refah, 1990’lı yıllarda “geçiş ekonomileri”nde (eski Sovyet devletleri) geriledi. Küresel tüketicilikle ilgili kanıtların açıkça ortaya koyduğu gibi, yaygın tüketici değerleri, maddi ve çevresel hovardalığın hızını yavaşlatacak gibi görünmüyor. Daha az tüketerek daha iyi yaşama çabaları en iyi ihtimalle marjinal olarak tanımlanabiliyor. Dolayısıyla hala bir soru var: İnsanlar, toplumsal ve çevresel sonuçları bile bile, artık daha fazla tatmin olmadıkları halde neden tüketmeye devam ediyorlar?

http://www.ekokent.com/index.php?option=com_content&view=article&id=169:findhorn1&catid=46:utopyalar&Itemid=65

December 9, 2009 - Posted by | ekokoy - permakultur, tuketim karsitligi

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: