ecotopianetwork

Koordinatör Sınıf Üzerine – Derleyen: Esra Aşan

Bu çalışma, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nın (BÜO), 2009 sezonunda sahnelemeyi planladığı “İş Ararım İş…” oyununun dramaturgi tartışmalarına katkı sunmak amacıyla Aralık 2008’de BÜO’lu tiyatroculara sunulmak üzere hazırlanmış; Michael Albert’in Katılımcı Ekonomi çalışmaları üzerine yapılan okumalardan derlenerek oluşturulmuştur.

Michael Albert, katılımcı toplum üzerine yürüttüğü çalışmalarda seçkin ve imtiyazlı bir azınlık kesimin toplumu yönetmesi anlamına gelen devletin yerine halkın katılımını ve iradesini esas alan yönetimlerin nasıl hayata geçirilebileceğini tartışmaktadır. Katılımcı Ekonomi, hakkaniyeti, dayanışmayı, çeşitliliği ve öz-yönetimi ilke edinen alternatif bir ekonomik model sunarken var olan ekonomik sistemlere, kapitalizme ve sosyalizme, eleştirel bir bakış geliştirir ve her iki sistemin de bu temel ilkeleri nasıl ihlal ettiğini göstermeye çalışır. Bu sunumda Michael Albert’in Katılımcı Ekonomi üzerine yürüttüğü çalışmalarından hareketle kapitalizm ve sosyalizmde var olan sınıflar ve bu sınıfların birbirleriyle ilişkisi tanımlanmaya çalışılmış; ağırlıklı olarak koordinatör sınıf üzerine bir tartışma yürütmek amaçlanmıştır.

1- Klasik Marksist teze göre kapitalist ekonomide iki temel sınıf vardır:

Kapitalist sınıf ve İşçi sınıfı

Kapitalist sınıf, üretim araçlarının sahibidir. Kapitalizmde üretim araçları özel mülkiyete tabidir. Sanayilerin, makinelerin, kaynakların, tarım arazilerinin tamamı nüfusun küçük bir kesiminin, kapitalistlerin elindedir. Bu mülklerin kullanım hakkını ve kullanım biçimini denetim altında tutar. Mülklerin üretkenliğinden kâr elde eder. Çalışmanın amacını ve niteliğini belirler; işçileri ve yöneticileri işe alıp işten çıkarır.

İşçi sınıfının, sahip olduğu tek şey çalışma yeteneğidir. Bunu da kapitalistlere ücret karşılığı satar. Ezber ve tekrara dayalı işlerin görev olarak dayatıldığı bu sınıf iktidarın uzağında konumlandırılır. Karar alma mekanizmalarında söz sahibi değildir.

Klasik Marksist teze göre ücret oranları, işsizlik düzeyleri, çalışma koşulları, daha genel anlamda kültürel ve siyasi politikalar nedeniyle mülk sahipleri ile işçiler arasında ortaya çıkan çatışma sınıf mücadelesini oluşturur.

Kapitalistler, kârı azami düzeye çıkarmaya, mümkün olan en fazla emeğin harcanması karşılında en düşük ücreti ödemeyi amaçlar. Mümkün olan en düşük maliyetli çalışma koşullarını sağlar.

İşçiler ise sefalet içinde yaşamamak, yaşam koşullarını düzeltmek için mümkün olduğu kadar yüksek ücret kazanmayı amaçlar. Mümkün olan en yüksek ücrete karşılık mümkün olduğunca az çalışmayı, daha iyi çalışma koşulları elde etmeye çalışırlar.

Sosyalist ekonomilerde ise üretim araçlarının özel mülkiyeti ortadan kaldırılarak kapitalist sınıfın varlığına son verilmiştir. Özel mülkiyet ortadan kalkınca ve üretim araçları kamunun malı olarak kodlanınca işçiler iş koşulları, ürettikleri mallar, bu malların ne kadar üretileceği gibi konular üzerine karar alma hakkını elde etmiş midir? Peki ya tüketiciler, tüketecekleri nesnelerin neye göre belirlendiği, hangi koşullarda, hangi miktarlarda üretildiği gibi konularda karar alma hakkına sahip olmuş mudur? İş yaşamında konumlanmayanlar kendi yaşamlarının kurgulanışı üzerine söz sahibi olmuş mudur?

Katılımcı ekonomi taraftarlarına göre, Doğu Bloğu’nda işçiler kendi ekonomik hayatlarını hiçbir zaman yönetmediler. Tıpkı kapitalist tesislerdeki işçiler gibi çalıştıkları tesiste alınan alt ya da üst düzey kararlarda çok küçük bir söz hakkına sahiptiler. Doğu Bloğu ülkelerinde, işçilerin ve tüketicilerin ekonomik kararlara katılımını engelleyen hiyerarşik bir planlama dayatılmıştı. Kararların alınması, yükseköğrenim görme olanağı ve maddi ayrıcalıklar, koordinatörlerden oluşan yönetici bir sınıfın tekelindeydi. Sıradan işçilerin neyi nasıl üretecekleri konusunda söz hakkı varsa bile çok azdı. Neyin üretileceği, üretim yapılırken hangi malzemenin kullanılacağı, teknik gelişmenin hangi yöne kanalize edileceği, işçi ücretlerinin işletmenin kârlılığına göre ne kadar artacağı, işletmenin yönetim yapısının nasıl işleyeceği gibi konularda söz hakları yoktu.

Katılımcı ekonomiciler kapitalist sistem ve sosyalist sistemdeki benzerliklere dikkat çekerek her iki sistemin de dayanışmayı, özyönetimi, çeşitliliği ve hakkaniyeti gözeten bir ekonomik model kurgulamadıklarının altını çizer. Katılımcı ekonomi klasik Marksist tezin ikili sınıf tanımını tartışmaya açar ve kapitalist sistemde işçiler ve kapitalistler arasında yer alan üçüncü bir sınıfın varlığını ortaya koyar. Üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldıran sosyalist ekonomide, koordinatör sınıfın karar alma ve denetleme mekanizmalarını elinde tutan egemen sınıfa dönüştüğünü söyler. Marksizm koordinatör sınıfın üçüncü bir sınıf olarak varlığını görmezden gelmekte, koordinatör sınıfın hem işçi sınıfıyla hem de kapitalist sınıfla karşıtlığına çok az değinmektedir.

Kapitalizmde kapitalist sınıf egemenken sosyalizmde koordinatör sınıf hâkim pozisyondadır. Yukarıdan aşağı işleyen karar alma süreçlerinden, pazarlara veya merkezi planlamaya dayalı tahsisata eşlik eden şirket tarzı işbölümünden vazgeçilmemiştir. Ödüllendirme pazarlık gücüne ve çıktıya bağlıdır. Kararlar koordinatör sınıf tarafından alınır. Kapitalizmde emek ve sermaye arasında yer alan koordinatör sınıf, işçilerin üzerinde hâkimiyet kuran egemen sınıfa dönüşür. Michael Albert, pazar sosyalizmi ve merkezi planlamaya dayalı sosyalizmi hâkim sınıfının adıyla tanımlamayı tercih eder ve bu sistemi koordinatörizm olarak adlandırır.

2- Peki kimdir bu koordinatör sınıf, hangi kesimlerden oluşur? Koordinatör sınıfa kimler mensuptur? Gücünü nereden alır? Hangi işleri yapar? Kapitalizmde ve sosyalizm/ koordinatörizmdeki pozisyonu nedir?

Kapitalizmde sadece kapitalistler ve işçiler yoktur. Bu iki sınıf arasında kendilerinden aşağı konumdaki işçiler karşısında sahip olduğu avantajları korumaya çalışan, kendilerinden yukarı konumdaki kapitalistlere karşı ise pazarlık güçlerini arttırmak için mücadele eden bir grup vardır. Buna koordinatör sınıf diyoruz.

Kapitalizmde işçi sınıfı tekdüze ve itaatkârlık gerektiren işler yaparken, koordinatör sınıf gündelik karar alma süreçleri ve güçlendirici işler üzerinde göreli bir tekele sahiptir. Koordinatör sınıf, ekonominin içinde yetkilendirme görevlerini büyük ölçüde tekelleştiren ve gelişmiş bir ekonomide nüfusun yüzde % 20’sini oluşturan, avukatlar, doktorlar, yöneticiler, mühendislerden oluşur. Bu sınıf üyeleri, işin nasıl yapılacağı bilgisine sahiptir ve bilgiyi iktidar aracı olarak kullanır. Koordinatör sınıf üyeleri olan yöneticiler, doktorlar, avukatlar, mühendisler vs. kendi çalışma koşullarının yanı sıra kendi altlarında çalışan insanların çalışma koşulları üzerinde de esaslı bir denetime sahiptir. Koordinatör sınıfı, işçi sınıfından temel olarak ayıran şey, ekonomideki güçlendirici konumları kolektif olarak tekeline almış olmasıdır.

Kapitalist ekonomide ekonomik gücün geçer akçesi mülkiyet iken, koordinatör ekonomide enformasyon-bilgidir. Koordinatör ekonomik eliti güçlü kılan etken, bilginin denetlenmesidir. Kararların alınmasında vazgeçilmez önem taşıyan enformasyon ile hiyerarşik çalışma ortamlarının denetlenmesinde gerekli becerileri tekellerinde barındıranlar onlardır. Enformasyon ve denetim becerileri üzerinde tekele sahip olmak konusunda kendi konumlarını korumaya çalışırlar.

Koordinatörist Ekonomide, uzmanlar, teknokratlar ve zihin işçilerinden meydana gelen bir sınıf karar alma yetkisini kendi tekelinde tutarken, bu sınıfın verdiği emirlerin düz işçiler tarafından yerine getirildiği bir düzen kurulur. Koordinatörler, kapitalizmde bir ara sınıfken, sosyalist ülkelerde hâkim sınıf durumundadır. Şeklen demokratik olduğunu varsaysak da işçi sınıfının kararlar üzerindeki etkisi yok denecek kadar sınırlıdır. Merkezi planlamaya dayalı sosyalist ekonomilerde, merkezi plancılar aşağıya, işyerlerine bazı öneriler sunarlar. Daha sonra tek tek üretim birimlerinden geri-besleme ilişkisi içinde veriler alırlar. Başlangıçta yapılan öneriler sonradan talimatlara dönüşür ve uygulanması istenir.

Koordinatörizmde iş organizasyonu ve işbölümü
Her işyeri kendine has karakterler taşımakla birlikte, genel dokuda güçlü bir işbölümü ve uzmanlaşma geleneği bulunmaktadır. Her işyerinde yapılan işler, belirli görevlerin bir araya getirilmesinden oluşmaktadır. Her iş, basit ve karmaşık görevlerin farklı bir oranda birleştirilmesiyle oluşur.

Bu görevlerin bazıları son derece tekdüze, bazıları ise daha fazla zihinsel yaratıcılık gerektiren işlerdir. M. Albert, içinde ağırlıklı olarak daha fazla zihinsel faaliyet; analiz, planlama ve değerlendirme unsurları barındıran işleri “güçlendirici işler”; daha ezbere dayalı ve rutin görevlerin oluşturduğu işleri ise “zayıflatıcı işler” olarak adlandır. Koordinatörizm üretim sorumluluklarını öyle bir şekilde paylaştırır ki, koordinatörler esas olarak zihinsel, idari ve yaratıcı görevleri üstlenirlerken, işçiler esas olarak başkalarının belirlediği rutin işleri yaparlar. Böylece ilk grup, ikinci grubu yönetir.

Mekanik olan ve zihinsel faaliyet gerektirmeyen işler, öz-saygı, güven ve öz-yönetim becerilerini yok eder. Heyecan verici ve yeteneklerin kullanılmasını teşvik eden işler ise ekonomik alternatifleri analiz etme ve değerlendirme yeteneğini zenginleştirir.

Dolayısıyla söz konusu işler, bu işleri yapan işçilere sağladığı yaşam kalitesi ve güç bakımından olduğu kadar ücret ve statü bakımından da bir hiyerarşi oluşturur. Bu hiyerarşi, sıradan bir işçi, bir bekçi olmakla, bir ustabaşı, bir yönetici, mühendis ya da yönetim kurulu başkanı olmak arasındaki farkı belirler.

3- Kapitalizmde bir ara sınıf olan koordinatör sınıf, kapitalistler ve işçilerle nasıl bir ilişki içindedir? Diğer sınıflarla nasıl çatışmalar yaşar?

Koordinatör sınıf, kategorik olarak “çalışan sınıf”ın bir parçası olmakla birlikte, “Analiz Eden”, “Karar Veren”, “Planlayan”, “Değerlendiren” konumlar üzerinde kurduğu tekelle, kapitalist sınıf ve işçi sınıfının arasında konumlanarak bu iki sınıfla da karşıtlık yaşar.

Kapitalizmde koordinatör sınıf, kapitalistler için çalışır. Bu sınıfın iş koşullarını ve ücretlerini kapitalistler belirler; ancak koordinatör sınıfın üyeleri, eğitimli olmaları ve becerileri nedeniyle iş koşulları ve ücretler konusunda geniş bir pazarlık payına sahiptir. Kapitalistlerce belirlenen işleri, işçilere uygulatırlar. Kapitalistler adına işçileri denetler ve iş takibi yaparlar. Patronun onlardan –işçilere kıyasla –vazgeçmesi kolay değildir; ancak vazgeçilmez de değillerdir.

Koordinatör sınıf, güçlendirici işler üzerinde göreli bir tekel kurmasıyla tanımlanır. Kendi iş koşullarının kontrolünü büyük ölçüde elinde tutar. Kendi altında çalışan işçilerin durumunu da büyük ölçüde kontrol eder ve tanımlar. Sahip olduğu konforu ve gücü arttırmaya ve bu avantajlarını hem yukarıdaki sermayeye hem de alttaki işçilere karşı savunmaya çalışır. Tabii yukarıdakilerin de emirlerini yerine getirir.

Bu sınıf, kapitalistleri, kişisel dehalarını tam olarak geliştirmelerinin önündeki can sıkıcı engeller olarak görür. İşçileri ise göz kulak olunması gereken, aşağı konumda tutulması gereken budalalar olarak görür.

Bilgi ve karar alma süreçleri üzerindeki tekellerini kendi çıkarları doğrultusunda, kimi zaman kârlılıkla ters düşecek şekilde kullanırlar. Böylelikle kariyerlerini/yaşam standartlarını iyileştirmeye çalışırken kapitalist sınıfla karşıtlık yaşarlar. Firmanın faaliyetlerini pratik olarak “rehin” aldıkları için, bu eylemlerinden dolayı ceza görmeleri pek de muhtemel değildir.

İşverenler tarafından işe alınmış “profesyonel” çalışanlar olarak, işverenlerin programlarını işyerinde hayata geçirmenin aracı olduklarından işçi sınıfıyla da karşıtlık yaşarlar. Bu rolleriyle, kapitalist sınıfın işçi sınıfıyla olan karşıtlığını miras almışlardır. Taşeron kullanımı, kitlesel işten çıkarmalar; şirket adına fedakârlık talep ederek ücretleri baskı altında tutmak; işçi ve diğer hizmetli sınıfın tepkilerini kontrol altında tutmak; sendikalaşmayı engellemek ya da sendikalaşmanın işyerinin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak vs. bu sınıfın “patronlar” adına icra ettiği olağan görevlerdendir.

İşçi sınıfının gözüyle, “koordinatör sınıf farklıdır.” Çünkü onlar kendileri gibi değildir. Daha akıllıdır; daha zekidir; belirli incelikli işler konusunda kendilerinin sahip olmadığı becerilere sahiptir. Bu doğaldır. Kaçınılmazdır. Kaderdir. Bu duruma “içerlenerek boyun eğilir.” Diğer yandan, koordinatör sınıfın kibirliliği ve kendini yüksek görmesi ise nefretle karşılanır.

Koordinatör sınıf gözüyle, işçi sınıfı güçlendirici işleri gerçekleştirebilecek “yeteneğe” sahip değildir. Yüksek nitelikli işlerin bu sınıf tarafından yapılmasını beklemek işi tehlikeye atar; üstelik bu sınıfı taşıyamayacağı bir yükün altına sokar. Koordinatör sınıf üyelerinin yaptıkları işler, başkaları tarafından kolayca yapılamayacak/öğrenilemeyecek kadar karmaşık, yorucu ve özeldir. Basit işleri ve basit zevkleri olan işçi sınıfı gerçekten de aşağı/sıradan bir tabakadır. Yaptıkları işi herkes yapabilir. Yaşama dair ince zevkleri yoktur. Hayatları, yaptıkları iş doğrultusunda basit bir düzeyde geçer. Dolayısıyla koordinatör sınıf üyeleri şöyle düşünür: “Bu özverimiz karşılığında en büyük pay bizim olmalı.”

Bu karşıtlıklar işyerinde dayanışmayı engeller ve onun yerine husumet ve birbirini denetleme eğilimini geliştirir.

4- Koordinatör sınıf ile işçi sınıfı üyelerinin yaşam koşulları nasıl farklılıklar gösterir?
 

Tablo 1. Koordinatör sınıf ile işçi sınıfı üyelerinin yaşam koşulları arasındaki farklar

Koordinatör Sınıf İşçi Sınıfı
• Kapitalist sınıfa bağımlı olsalar da işçilerin ekonomik yaşamlarını yönlendirme hakları vardır.  • Ekonomik yaşamlarını kendileri yönlendirmezler. Çalışma dışsal bir süreçtir.
• Kazançları işçilerden daha yüksektir, sosyal güvenceleri vardır. • Düşük ücretlerde çalıştırılırlar, çoğu kayıt dışı ve sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışır ya da kısıtlı olarak sosyal güvenlikten faydalanırlar.
• İyi semtlerde, konforlu dairelerde otururlar, mülk sahibidirler. Evleri iş yerlerine yakın ya da ulaşım imkânları rahat ve konforludur. • Kentin varoşlarında, kamu hizmetlerinin yetersiz olduğu yerlerde ikamet ederler. Konforsuz dairelerde otururlar. Evleri işlerine uzaktır ve kısıtlı, konforsuz ulaşım imkânları vardır.
• Sağlık hizmetlerinden rahatlıkla faydalanabilirler, özel hastanelerde, yurt dışında tedavi olabilirler. • Sağlık hizmetlerine ulaşma imkânları sınırlıdır, devlet hastanelerinde bürokratik bir sürü işle boğuşmak zorunda kalarak tedavi olabilirler.
• Çocuklarını iyi okullarda okutabilirler; kendileri de yüksek öğretim yapmıştır ve yurt dışında iyi okullarda eğitim imkânları vardır. • Çocuklarını iyi okullarda okutamazlar, hatta çalışmak için çocuklar okuldan ayrılmak zorunda kalabilir. Yüksek öğretim imkânları vardır, ancak sınırlıdır.
• Beslenme imkânları geniştir. Hatta beslenme fiziksel bir ihtiyaçtan öte haz kültürü, hedonizmle ilişkilendirilir. İşyerinde daha iyi yemekler yerler. • Aç kalmamak için yemek yerler. Fabrika kantinlerinde çıkan yemekleri yemek zorundadırlar.
• Yaptıkları iş fiziksel ve zihinsel enerjilerini geliştirir. Onlara prestij sağlar. • Yaptıkları işle fiziksel ve zihinsel enerjilerini özgürce geliştiremezler. Bedenlerini yıpratıp zihinlerini mahvederler. Çalışmaları gönüllü değil, zora dayalıdır. Yaptıkları işlerde kendilerini mutsuz hissederler.
• Daha fazla tatil imkânları vardır. • Tatil günleri sınırlıdır.

 

5- Koordinatör sınıf kendi konumunu nasıl meşrulaştırır?

Kapitalist sistem meritokrasiyi, “yeterince iyi olanın ödüllendirilmesini” ön plana çıkararak; daha yüksek konumlardaki kişilerin daha iyi oldukları ve daha fazla çaba sarf ettiklerini ileri sürerek, bizim “haksızlık” olarak adlandırdığımız sonuçların aslında normal olduğunu ima eder. “İyi olmak”, herkesin eşit şartlarda katıldığı yarıştan galip çıkmak anlamına gelmektedir. Hayat tarafından eşitsiz şekilde sunulan tüketim olanaklarını her durumda en iyiler toplayacaktır: İyi bir okuldan mezun olmak, belirli disiplinlerde kabiliyetli olmak, daha yetenekli ya da daha yaratıcı olmak hep en iyi olma yolundaki doğal avantajlar olarak değerlendirilir. Böylece sahip olunan eğitim derecesi ve vasıflar gerekçe gösterilerek koordinatör sınıfın güçlendirici işler üzerindeki hâkimiyeti meşrulaştırılır.

Koordinatör sınıf, mülk sahibi sınıf (kapitalist sınıf) adına yöneten; bu yönetim hakkını, “doğal”/ “eğitimle kazanılmış” becerilerden kaynaklanan “haklı” nedenlere dayandıran; sahip olduğu belirli “uzmanlıklar” sayesinde emeğine karşı ücret alan bir gruptur. “Uzmanlıklarına” dayanarak kendilerini daha güçlü kılan işleri yaparlar ve bu işleri yapabilme becerilerini, gerekli bilgileri tekellerine almaları sayesinde muhafaza ederler.

Kapitalist sistemin olağan işleyişi içinde, farklı işyerlerini birbirleriyle, aynı işyerindeki çeşitli işleri de kendi aralarında karşılaştırırız. Yapılan işe, ortaya konan ürüne ve bunların zorunlu kıldığı uzmanlıklara zihnimizde belirli değerler atfederiz. Bu şekilde şartlandırılmamız da benzer bir sürecin ürünüdür: Örneğin, uçak üretmek, tekerlekli sandalye üretmekten daha yüksek katma değer yaratan bir iştir ve çalışanlarına daha fazla kazandırır. Bunu “normal” bir olgu olarak karşılarız (uçak sektöründe çalışan işçi çok daha “vasıflıdır”). Benzer şekilde, aynı fabrikada çalışmalarına karşın, bir uçağın motorunu imal eden işçi, uçağın koltuklarını üreten işçiden daha fazla kazanır. Oysa çoğu durumda, bir işyerinde alacağınız görev tesadüfler tarafından belirlenir ve bu tesadüfler belirli yaşam standartlarını beraberlerinde getirir.

Eski Doğu Bloğu ülkelerinde koordinatör sınıf iktidarı nasıl meşrulaştırıldı?

Koordinatörler sermayeyi iktidardan etmek ve kendi bağımsız üretim tarzını tesis etmek için, kapitalizmin bütün yurttaşları, özellikle de işçileri nasıl sömürdüklerinin altını çizerler. Kapitalistleri yerinden etme sürecinde işçileri kendi askeri birlikleri/yedek güçleri gibi görürler. Ama bir kez sermayeye karşı zafer kazanıldı mı işçi sınıfını satacaklardır. M. Albert, Bolşevizmin tam da bunu yaptığını söyler.

Troçki’ye göre, merkezi yöneticiler işyerlerini x “işçilerin çıkarları” doğrultusunda yönettikleri sürece, Bolşeviklerin bilinen fabrika hiyerarşisine hiç dokunmamaları iyi olacaktı. Troçki fabrikalarda “tek adam” yönetimini insan doğasına vurgu yaparak meşrulaştırır: “İnsanın işten kaçmanın yollarını araması doğaldır. İnsan tembel bir hayvandır” der. Dolayısıyla toplumun merkezinde bulunan yoldaşlar, bazen tembel hayvanlara kendi çıkarları için baskı yapmaktan geri durmamalıdır.

Lenin, fabrikalardaki bütün otoritenin, fabrika yönetiminin elinde toplanmasının mutlak bir zorunluluk olduğunu söyler. Ayrıca sendikaların, işletmelerin yönetimine müdahale etmesinin “izin verilemez bir durum” olduğunun altını çizer. Lenin, koordinatörizmi modern teknolojiye başvurarak meşrulaştırır. Sosyalizmin merkezi üretim kaynağı ve temeli olan büyük ölçekli makine sanayi, mutlak ve katı bir irade birliğini dayatmaktadır. Bu katı irade birliği, binlerce iradeyi tek bir iradeye bağımlı kılarak sağlanır. Lenin, uzmanlığın zorunlu olarak merkezileşmeyi öngördüğüne ve onu gerekli kıldığına inanır.

Devrim sürecinde öncü partiye biçilen rol, istekli ama geri kalmış proleterleri devrimci siyaset üzerine eğitmekti. Kitleler, özelde ise işçi sınıfı beden haline gelir, öncü parti ise beyindir. Lenin öncü partiyi cahillerden oluşan geniş ama disiplinsiz bir ordunun genelkurmayı olarak düşündü. Kaba kuvvet karşısında zekâ, karmaşa karşısında akıl yürütme, işçi karşında yönetici, öğrenci karşısında öğretmen, ast karşısında üst, amatör karşısında profesyonel, çete karşısında ordu neyse, işçi sınıfı karşısında öncü parti de odur.

Lenin proletaryanın gerekli ve derinlikli bilimsel bilgiden yoksun olması nedeniyle bilimin taşıyıcısının burjuva aydın tabakası olduğunu düşünür. Marksist Leninizm, işçi sınıfı için geliştirilmiş bir teori ve strateji olmaktan çok uzaktır. Gerçekte koordinatör sınıf için geliştirilmiş bir teori ve stratejidir. Leninist süreç, koordinatörlerin eski egemen sınıfın yerini alarak işçiler üzerinde otorite kuran bir sınıfa dönüşmesine yol açar.

6 – Ekonomi toplumu şekillendiren tek faktör mü?

Marksizm, ekonomik ilişkiler arzu edilir hale getirildiğinde diğer toplumsal ilişkilerin de yerli yerine oturacağını varsayar. Marksist düşünce, ekonomiyi birincil konuma yükseltirken sınıf başlıca önemli mesele haline gelmiş; emperyalizm, hâkim konumdaki düşmana dönüşmüştür. Aktivistler, gettoların durumunun, ergenlerin cinsel yaşamının, alkol bağımlılığının yol açtığı kötülüklerin ve suçun kökenlerinin öncelikle birer sınıf meselesi olduğunu düşündüler. Onlara göre toplumsal cinsiyet, cinsiyet, ırk ve kültür gibi meseleler ikinci sıradaki üstyapı kurumları olarak ele alınmalıydı.

Marksizm bir alanı hâkim alan konumuna yükseltip diğer alanların önceliğini gözden kaçırmıştır. Çözüm ekonomiye daha az ilgi göstermek değil, diğer alanlarla (ırk, milliyet, cinsiyet, toplumsal cinsiyet) ve karşılıklı tanımlayıcı etkileriyle daha fazla ilgilenmek ve bunu yaparken de birinin öncelikli ve başat olduğunu varsaymamaktır.

Dolayısıyla, Marksizmin şu noktayı tartışması gerekir:

1- Bütün toplumu ve tarihi değil, esas olarak ekonomiyi kavramsallaştırmış olduğunu;
2- Feminist, çokkültürcü, anarşist kavramsallaştırmaların tarihe ve topluma ilişkin eşit derecede önemli kavrayışlar sunduğunu ve bunların da ekonomik ilişkileri temel düzeyde şekillendireceğini.

7- Anti-kapitalist olmak sınıfsız topluma ulaşmak anlamına gelir mi?

Hareketler anti-kapitalist olabilir, hatta kapitalizme son verebilirler; ama yine de sınıfsızlığa, dayanışmaya, hakkaniyete, çeşitliliğe ve özyönetime ulaşmayabilirler.

Mesela, sunumun başında da bahsettiğimiz gibi, sosyalist ekonominin hâkim olduğu Doğu Bloğu ülkeleri üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmış; kapitalist sınıfın varlığına son vermiş, dolayısıyla kapitalizmi ortadan kaldırmışlardı. Sosyalizm, anti-kapitalist bir hareket olabilir; ancak sınıfsız bir toplumu değil, koordinatör sınıf iktidarını hedefler. Sosyalist ekonomiler ise kendini iki sınıf üzerinden temellendirir. Kapitalist sistemde kapitalistlerin işçiler üzerinde tahakküm kurması gibi, merkezi planlamacı ve piyasaya dayalı sosyalizminde de koordinatörler işçiler üzerinde tahakküm kurmaktadır. İşçileri değil koordinatörleri yönetici konuma getirerek de anti-kapitalist olunabilir. Dolayısıyla toplumsal aktivistlerin karşı karşıya olduğu seçenekler kapitalizm veya sınıfsızlık değil; kapitalizm, koordinatörizm ve sınıfsızlıktır. Yani anti-kapitalist aktivizmin koordinatör sınıf hâkimiyeti yerine sınıfsızlığa ulaşabilmek için kendini çok dikkatli şekilde yönlendirmesi gerekmektedir.

Tablo 2. Ekonomileri şekillendiren dinamikler

  Kapitalist Ekonomi Pazar Sosyalizmi – Merkezi Planlamaya Dayalı Sosyalizm Katılımcı Ekonomi
Mülkiyet İlişkileri Özel Mülkiyet Kamu ve devlet mülkiyeti Toplumsal mülkiyet
Tahsisat Kurumları Tahsisatın pazarda yapılması Tahsisatın pazara ya da merkezi planlamaya göre yapılması Katılımcı planlamaya dayalı tahsisat
İş Bölümü Şirket içi hiyerarşik iş bölümü Hiyerarşik iş bölümü Konsey yapısı ve dengeli iş düzenleri
Ödüllendirme Gücün ve çıktının ödüllendirilmesi Ürünün ve/veya gücün ödüllendirilmesi Gayret ve fedakârlığın ödüllendirilmesi
Karar Alma Kapitalist sınıfın egemenliği Koordinatör sınıfın hâkimiyeti Sınıf farkının olmadığı katılımcı özyönetim

Kapitalist ve sosyalist ekonomileri şekillendiren dinamikler benzerlik gösterir:

Sosyalist ekonomiler de, kapitalist ekonomiler gibi,

– Şirket tarzı iş bölümünü taklit eder;
– Rekabetçi ve otoriter bir ödüllendirme mekanizması kullanır;
– Şeklen demokratik olsa da koordinatör sınıfa mensup kişilerin hâkimiyeti altındaki karar alma mekanizmalarını kullanır.
– İşçi sınıfının değer ve tercihleri yerine koordinatör sınıfın değer ve tercihlerini yüceltir.
– İşçileri koordinatörlerin tahakkümü altına sokar.

Hareketlerin yapması gereken;

– Şirket tarzı iş bölümünü reddedip onun yerine dengeli iş bileşenlerini tercih etmeli
– Rekabetçi ve otoriter bir ödüllendirmeyi reddedip gayret ve fedakârlığı ödüllendirmeli
– Otoriter karar alma mekanizmaları ve şeklen demokratik de olsa birkaç üyenin hâkimiyeti altında olan karar alma mekanizmaları yerine öz-yönetimi tercih etmeli
– Bazı üyelerin daha çok sahip olduğu toplumsal bilgi ve beceri avantajlarını önce dikkatli bir biçimde azaltmalı, sonunda ortadan kaldırmalı.
– Koordinatör sınıfın değil işçi sınıfının değer ve tercihlerini yüceltmeli.
– Rekabet yerine dayanışmayı temel almalı.
– Kendini koordinatörlerden çok işçilere yakın hissedip onları güçlendirmeli.
– Yönünü gerçekten sınıfsızlığa çevirmiş bir hareket olmalı.

Kaynakça:

– Umudu Gerçeğe Dönüştürmek, Michael Albert, çev. Taylan Doğan, BGST Yayınları, 2007; Yararlanılan bölümler: 1. Bölüm: Katılımcı Ekonomi; 14. Bölüm: Strateji, 15. Bölüm: Marksizm.
– Geleceğe Bakmak, Michael Albert ve Robert Hahnel, çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, 1994.
– Koordinatörizm , Michael Albert.
-Sınıf mı Çokluk mu? , Michael Albert.
– Katılımcı Ekonomi Seminer Notları , Özgür Efe, Taylan Doğan.

http://www.bgst.org/keab/ea20090222.asp

December 14, 2009 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, kooperatifler vb modeller, ozyonetim, sistem karsitligi

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: