ecotopianetwork

Eskimoların Çığlıkları – Dilaver Demirağ

Onları genelde İglolar içinde yaşayan, Ren geyiklerinin ya da kutup köpeklerinin çektiği binen, ellerinde mızrakları ile fok ya da balina avlayan, fok yada balina yağını yakıt olarak kullanan, balina kemiklerini iğneden çadıra kadar akla gelebilecek her alanda kullanan, kürklü giysileri olan, balık kokan, çekik gözlü insanlar olarak biliriz.

Hatta kimi fıkralarda uyanık pazarlamacıların onlara buzdolabı satmaya uğraşmaları ile de mizahi bir biçimde anılan bir halk.

Beyazların dilinde Eskimo yani “çiğ et yiyen” anlamında kullanılan bu sözcüğün gerçeklikle ilgisi mevcut değil. Çünkü bu da yerli halklar ile ilgili beyazların uydurduğu, ve kendi sömürgeciliklerini haklı çıkarmak için uydurulmuş bir küçümseme edası.

Gerçekte onlar kendilerini İnuit ya da Yupik olarak adlandırıyorlar. İlk “kişi” demek, diğeri ise “gerçek kişi”. Muhtemelen Algonikin kabilesinin dilinde bu halkın kendilerinden olmadığını, farklılıklarını ifade etmek için kullandığı bir söz olsa gerek bu. Çünkü Algonikin dilinde kullanılan ve eskimoya yakın olan bir sözcük “farklı dilde konuşan kişi” anlamına geliyor.

Vikipedia da bu halklar ile ilgili şu bilgiler veriliyor:

“Eskimolar, yaşadıkları yer Asya ile Amerikanın birbirine bağlı kara parçaları iken, son Buzul Çağı’nın bitimine doğru (günümüzden yaklaşık 12000 yıl önce), Sibirya’dan Alaska’ya geçen avcıların torunlarıdır. Bununla birlikte bazı iddialara göre de M.Ö. 3000 yıllarında Bering Boğazı üzerinden Amerika’ya geçmişlerdir.

Alaska’da çamur sıvalı dikdörtgen evlerde, Grönland’da taş, toprak ve balina kemiğinden yapılmış kubbeli evlerde, Kanada’da ise igloo denilen buzdan yapılmış kubbeli evlerde yaşarlar. Bununla birlikte modern evlerde yaşayan eskimolar da vardır. Kara ulaşımını köpeklerin çektiği kızaklarla, deniz ulaşımını “kayak” adı verilen kayıklarla ve kadınların kullandığı “umiak” adlı ağaç ve deriden yapılmış botlarla sağlarlar. Ancak günümüzde motorlu taşıtlar, motorlu kızaklar, ateşli silahlar ve modern kamp aletlerini de kullanmaktadırlar.

Eskimoların yaşadıkları geniş Tundra bölgesi, yılda sekiz – dokuz ay süren dondurucu kuzey kışından ötürü tarıma elverişli olmayan topraklarla kaplıdır. Bu yüzden Eskimo ekonomisi avcılık ve balıkçılığa (özellikle balina avcılığı) dayanmaktadır. Temel yiyecekleri balık, ren geyiği ve elktir. Su aygırı ve balina kemiğinden araç ve gereçler yaparlar.”

Kısacası Uygar olmayan bir halk İnuit ve Yupik halkı. Günümüzün uygarlık karşıtı anarşistlerinin övgüyle söz ettiği avcılık ve toplayıcılıkla geçinen ilkel halklardı. Dı ekini kullanıyorum çünkü Vikipedia da belirtildiği gibi uygarlık denen şey oralara da ulaşmış bir halde. Beyaz adamın uygarlık dediği dev makine ve onun öğüten dişlileri bu halkları da öğütüyor her geçen gün. Örneğin bugün toplam nüfusu 13 bin olan Inupiaq topluluğunun sadece 3 bin 100′ü anadilini konuşuyor, bunların çoğu 40 yaşın üzerinde. Yaygın olarak İngilizce konuşan Inupiaqların dillerini çok iyi koruyamadığı biliniyor. Nedeni ise beyaz adamın işgali.

Bu konuda bir örnek vereyim. Kutup Ekimoları olarak bilinen Thule halkı, Danimarka ve ABD’nin Gröland da Kurduğu hava üssü nedeni ile 1953 yılında sürgüne gönderilmişler ve bu sürgün esnasında hayli trajik şeyler yaşanmış. ABD üssünün genişletilemesi kararı ile, Thule bölgesi yerli halkı, onların hiçbir şekilde rızası alınmadan zorla 150 kilometre uzaklıktaki Qaanaq bölgesine nakledildi. Bu sürgün sırasında yaşamları köklü değişime uğrayan yerlilerin buraya dönüşüne izin verilmiyor.

Her neyse amacım İnuit ya da Yupik uzmanı kesilmek değil. Amacım iklim değişimini ele almak. Ancak ne medyanın yaptığı gibi felaket kumkumalığı yaparak, ne de İstanbul’da, Ankara’da evinde sabah ve akşam duşunu alamama korkusu içinde kıvrananların kaygılarına hitap ederek barajlarda tükenen su seviyesine dayanarak tartışmak niyetinde değilim. Bu olağanüstü doğa olayının insani ve insani olmayan sonuçlarını bu olayın gerçek mağdurları üzerinden tartışmak istiyorum.

Çünkü iklim değişimine ilişkin geçerli popüler yaklaşım bütünü ile insanlık ve uygarlık merkezli bir yaklaşım.Hatta öylesine ilginç ki sadece medya değil sosyalistler, liberter soyalistler ya da Anarko-Komünistler bile sorunu esas olarak insanlık ya da uygarlık ekseninde ele alıp sorunun faturasını kapitalizme kesiyor.

Oysaki sormak lazım kapitalizm insanların işine gelmese kapitalizm varolabilir mi? Ne yazık ki sosyalistlerden Anarşistlerin bir bölümü (Anarko-Komünistler, Anarko-Komünistler’in ekolojist bir türevi olan Sosyal Ekolojistler ve bilumum klasik anarşistler) Aydınlanmacı-Humaniter geleneğin izlerini takip edenler, tahakküm ve sömürüyü hep dışarıdan dayatılan, insanların talebi ile olmayan dışsal bir şey olarak görmüşlerdir. İşbirliğinin, bile bile ladesin olmadığı bir yerde ne tahakküm olur ne de sömürü. İnsanlar bazı şeyleri talep ettikleri ya da kimi şeylerinden vaz geçemedikleri için tahakküm varoldu ve tahakkümle birlikte sömürü de.

Dolayısıyla küresel ısınma olgusunda da aynı saftrik insan anlayışı ve dışsallaşmış suçlu mantığı ile parmakları salt kapitalizme ya da tahakkümcü sisteme yöneltmek asıl olguyu gözden kaçırmak, bu sürece hiçbir dahli olmayan uygar olmayan insanlar ve insan dışındaki canlıların bu felaketin asıl kurbanları olduğu gerçeğini unutmaktır. Küresel Isınma uygarlık ve uygar insan denen kansere karşı Gaia olarak gezegenin bir tepkisinden başka bir şey değildir.

Ancak ne yazık ki Gaia ana[*] biz insanlara özgü merhamet, adalet gibi ahlaki değerleri pek umursamadığından kurunun yanında yaşı da harcayarak son buzul çağı sonrası gezegene egemen olan türlerin ( uygar insan da dahil) önemli bir bölümünü harcama hazırlığında. Doğrusu insani değerler düzleminden bakarsak büyük bir bedel bu. Inuitler binlerce yıldır hücrelerine işlemiş bilgelikle bu olguya artık sessiz kalmama kararına varmış durumdalar. Yüzyıllardır sessiz sedasız yaşayıp giden Grönland sakinleri de artık tepkilerini dile getiriyorlar. ‘Dondurma’ adaları gözlerinin önünde eriyip gidiyor. Eskimo çığlığı buz kütlelerini kırıyor.

Elbette onların bu çığlıklarını ne uygarlık denen dev makine, ne de bu makinenin dişlisi olan uygar insanlar duymayacaktır. Onlar klimalarından, otomobillerinden vazgeçemezler. Doğanın kararını tartışmak bir fayda vermez elbette ama,ABD’yi Avrupa’yı daha güçlü fırtınaların vurması (özellikle de zengin bölgeleri) Sanayileşmiş kentlerin kuraklık içinde kavrulmaları ve lümpen küçük burjuvaları yahut sosyolojinin tanımı ile kentli üst orta sınıfların dünyayı kirleten tüketim kültürlerinin akamete uğraması benim gibi sistem karşıtlarını olsa olsa sevindirir.

Lütfen Gaia Ana asıl darbeni yaşadığımız tüm olumsuzlukların asıl sorumlusu olan bu salak güruha yani kentli orta sınıfa ve zenginlere vur. Şu uygarlık denen dev makineyi fırtınaların, sellerin ve sıcaklık dalgaların ile ez geç.

[*] Gaia Ana elbette bir metafor yani sembol, doğanın Gaia olup olmadığı konusunda kesin emin değiliz. Ancak Gaia hipotezi ile Prigoginin Dağılma (entropi), Capra’nın eserlerinde geniş yer verdiği sistem teorisi ortak bir noktada birleşir. Sistemlerin karmaşıklaştığı oranda entropiye olan eğilimlerindeki çoğalma, kırılganlık olgusu ile maddesel düzeyde kendini gerçekleştirmesinin bence çok güzel bir biçimde özetlendiği bir hipotez.

http://sadecehayat.blogcu.com/eskimonun-cigliklari/1903142
http://yabanil.net/?p=197

December 17, 2009 - Posted by | sistem karsitligi, somuru / tahakkum, yerli - yerel halklar

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: