ecotopianetwork

BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN GİRİŞİMİ

Yeşil ve Sol Çalışma Grubu olarak başlattığımız yerel, yerli ve doğal buğday tarımı ile ilgili girişimimizi GDO’ya Hayır Platformu içerisinde paylaşmamız sonucu, gelen sorular, öneriler ve katkılar hakkında derli toplu bir bilgilendirme yapmak gereği ortaya çıktı. Bu bilgilendirmeyi hazırlamak beklediğimizden uzun sürdü. Çünkü gelen öneriler ve yürütülen temaslarda ortaya çıkan düşünceler öylesine teşvik ediciydi ki, girişim kapsamında sürekli değişiklikler yapmak zorunda kaldık. Hali hazırda da, sınırları net olarak çizilmiş bir girişimden bahsedemeyiz. Katılan herkesin değişimin bir parçası olduğu bir süreç ile karşı karşıyayız. Adeta bir halk üniversitesinin öğretiminden geçiyoruz. Dileğimiz, bu metne ve sonrasındaki gelişmelere bu çerçevede bakmanız, öneri ve eleştirilerinizi paylaşmaktan çekinmemenizdir. Yeşil ve Sol Çalışma grubu olarak, gelişmeleri sürece katılmak isteyenlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki bu girişimin başkalarıyla paylaşılması, gerek tarım ile ilgili son yirmi beş yıl içerisinde gelişen süreçleri daha iyi kavramak açısından olsun, gerek duyarlı kişi ve gruplar arasındaki bağların zayıflığının farkına varmak açısından olsun, gerekse kırsal alan hakkındaki büyük tabloyu görmek açısından olsun, son derece ufuk açıcı oldu.

Paşalimanı adası, bütün olan bitenin küçük bir örneğini oluşturuyor ve bizler, süreci dönüştürmek açısından bu ölçekte iyi bir başlangıç yapabiliriz diye düşünüyoruz. Ada hakkında http://pasalimaniadasi.com.tr/ sitesinden genel bilgi edinebilirsiniz ya da sıkça yapıldığı gibi Google Earth’den adaya göz atabilirsiniz. Ama ayrıntıları ancak gelip yerinde izleyebilirsiniz. Bunu özellikle bu süreci haber yapmak isteyenlere tavsiye ederim. En azından bir zamanlar tahıl ambarı niteliğinde olan ve şimdi biri yıkık, biri konut halindeki iki yel değirmeninin bulunduğu adanın, üretkenlik anlamında dibe vuran ekonomisinin fotoğrafı çekilmiş olur. Yıkık şaraphanenin büyüklüğü de sizlere geçmiş hakkında bir fikir verebilir.

Şimdi paylaşım sırasında yöneltilen sorulara biraz açıklık getirelim. Ekolojik duyarlılığımızın ötesinde neden böyle bir girişim başlatıyoruz, neden buğday tarımı ve neden Paşalimanı adası?

Bu soruların yanıtı hem oldukça basit; elimizde şimdiye kadar kendi ölçeğinde bir şeyler yapmaya çalışmış insanların bizlerle paylaştığı ve bizim de başkalarıyla paylaşarak çoğaltabileceğimiz yerli buğday tohumu var, bu tohumu değerlendirebileceğimiz uzun zamandır ekilmemiş tarlalara sahip ekolojik açıdan uygun bir alan var ve bizler ekmeğimizi kendi tahıl üretimimizden elde etmek istiyoruz.

Hem de oldukça karışık; politik olarak düşüncemiz bu ve fikrimiz ile zikrimizin bir olduğunu göstermek istiyoruz.

Gerek GDO’ya Hayır Platformu içerisinde olsun, gerekse genel olarak ekoloji hareketi içerisinde olsun, yerel birlikteliklerin önemine işaret ediyoruz ve her yerel grubun kendi önceliklerine ve sorumluluklarına göre hareket etmesinin doğru olduğunu savunuyoruz.

Bu anlamda kırsal alanda yaşayanlar olarak, ekolojik tarım uygulamalarını bizim öncelik ve sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Kentlerde yaşayanlar da doğal olarak tüketici örgütlenmesini öncelik ve sorumlulukları olarak görebilirler. Ve birlikte hareket ederek kendi tercihlerimize dayalı bir üretim ve tüketim birlikteliğini kurabiliriz.

Bu girişim için şu bir aylık süre içerisinde yaşadığım diyaloglar, bana bolca çocukluk anılarımı hatırlattı. Annemin köyündeki evlerini, oradaki kuru günebakan saplarıyla işletilen fırını, fırın etrafında sosyalleşen çocukluğumu, ekmeğin kokusunu, tereyağı sürülüp tuz biber ekilen dilimleri ve daha birçok şey. Bu da benim kişisel “neden”imdir.

Yeşil ve Sol Çalışma Grubu olarak, bu girişim genişlemese de, kendi ölçeğimizde bu tarımı ve ekmek üretimini destekleyecek finansmanı sağlayabilecek güce sahibiz. Ancak bu gücün genel anlamda Türkiye ve dünya tarımı üzerinde tek başına bir anlamı olmadığını görecek kadar da bilinçliyiz.

Önemli olan bu gücü, aynı ekolojik ve sosyal duyarlılığa sahip başka yerel güçlerle birleştirip, ülkenin ve dünyanın geleceği hakkında karar süreçlerine etki edecek bir güce kavuşturmaktır. Bu çerçevede üretici ve tüketicilerin yer alacağı yerel oluşumların bir araya gelerek bir ağ oluşturmasını öneriyoruz. Bu ağ, kimsenin tekelinde olmadığı gibi bizim tekelimizde de olmayacak. Paylaşarak genişleyecek, üreterek çoğalacak bir ağ.

Anadolu’nun toplumsal farklılıklarının da temelinde yatan iklim ve coğrafi farklılıkları, her yerde üretimi yapılabilecek bir buğday çeşidini benimsemediği gibi, her yerde uygulanmak üzere idealize edilmiş politik düşünceleri de benimsemiyor. Bu anlamda her kentsel alan, bölgesindeki kırsal alan ile doğrudan temaslar kurarak bu yerel oluşumları ortaya çıkarabilir ve geliştirebilir diye öngörüyoruz. Bu öngörünün doğal sonucu olarak, onların bize göre kültürel ve sosyal yönden farklı olacaklarını da baştan kabul ediyoruz.

Biz Yeşil ve Sol Çalışma Grubunun işlevini bir örnek oluşturmak ve gerektiğinde “arabanın tekeri yuvarlanana kadar” diğer girişimleri desteklemek ile sınırlı görüyoruz. Bu çerçevede dayanışma ilkemiz çerçevesinde farklı yerleşimlerdeki grup üyelerinin kendi yerel girişimlerini oluşturmalarını teşvik edeceğiz.

Örneğimizde yirmi bin nüfuslu Erdek ilçe merkezi ile beş yüz nüfuslu Paşalimanı adası arasında ekmek üretimi ve tüketimine dayanan yerel düzeyde bir kır-kent birlikteliğinin kurulması planlanıyor. Aynı şekilde, herhangi bir kentsel yerleşim, hemen etrafındaki kır ile ekmek çerçevesinde bir birlikteliği başlatabilir düşüncesindeyiz.

Şu anda Erdek’te ekmek üretimi tamamen kapitalistlerin elinde ve endüstriyel bir biçimde gerçekleştiriliyor. Kişi başına günlük 250 gram ve 50 kuruş üzerinden hesaplandığında Erdek çapında günlük 5 ton ve 10 bin TL, yıllık 1825 ton ve 3 milyon 650 bin TL’lik bir tüketim hacminin, olabildiğince ekolojik ve demokratik üretim süreçleri ile karşılanmasını hedefliyoruz.

Tabii ki işin sağlıklı beslenme boyutu da var ki, ekmek tüketiminin miktarının azaltılmasını ve niteliğinin artırılmasını içeriyor. Bu şekilde dört kişilik bir aile için tüketimin yıllık 365 kilodan, 200 kiloya düşürülmesini öngörüyoruz.

Bu girişimin bir hobi faaliyetinin ötesine geçebilmesi için, katılanların maliyet açısından en azından önceki süreçten daha fazla bir yük ile karşı karşıya kalmamaları gerekiyor. Bu nedenle 100 aile için yaklaşık 75 bin TL’lik bir tüketim hacmini, ekolojik ve demokratik üretimle karşılayacak bir örgütlenme gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Bu para, şu anda market sahiplerinden petrol şirketlerine, un fabrikatörlerinden elektrik şirketlerine, toprak ağasından tohum, ilaç ve gübre şirketlerine, sermayedarların ceplerine giderken, çok azı üreticinin eline geçiyor. Amacımız, bu paranın olabildiğince çiftçinin, köylünün, kadınların, kooperatifin elinde ve Paşalimanı adasında kalması, gelirin daha adil dağılımı.

Öte yandan büyük tarlalarda, yoğun ilaç ve gübre kullanarak, tamamen mekanize biçimde buğday üretimine dayanan endüstriyel tarım yerine, küçük tarlarda, ilaç ve gübre kullanmadan, gerektiği kadar mekanize bir buğday üretimine dayanan ekolojik tarımı destekleyerek, kırsal alanda istihdama da destek olunacak. Keza ekmek olana kadar, yoğun enerji tüketen taşıma, öğütme ve pişirme işlemleri de, yerel ölçekte ve yenilenebilir kaynaklardan gerçekleştirilerek, petrole ve merkezi enerji sistemlerine bağımlılık ortadan kaldırılacak.

Arzumuz, benzer yerel birlikteliklerin olabilecek tüm yerleşimler ve onların kırsallarında hayata geçirilmesi. Büyük kentlerde yaşayanların ise bölgesel olarak birliktelikler kurması gerekecektir. Yine de örneğin Bakırköy ile Silivri – Çatalca kırsalı arasında da bu birliktelikler kurulabilir. Hatta örneğin Çatalca’daki Nesin Vakfının yerleşkesi bu birlikteliği kolaylaştırabilir. Terkos gölü su toplama havzası olduğu için ilaçsız ve gübresiz tarım açısından da özel bir konuma sahip.

Kaldı ki, bu tarımın ve beraberindeki hayvancılığın genişlemesi ile birlikte, bir sonraki ekonomik girişim olarak, rüzgâr ve biyogaz öncelikli olmak üzere, küçük, yerli ve yerel yenilenebilir enerji üretimiyle ekolojik tarımın birbirini desteklemesini savunuyoruz.

Yine örnek olarak Paşalimanı adasının buğday öğütmek için gereksinim duyacağı enerji üretimini, tüm adalıların ortak olduğu bir kooperatif tarafından, birbiriyle bağlantılandırılmış rüzgar ve biyogaz santrali ile sağlanmasını hedefliyoruz.

Benzer bir girişim diğer örnek olarak Çatalca için, hatta bütün Marmara bölgesi kırsalı için de söz konusu olabilir. Hedefimiz elektrik gitmedik köy kalmayacak anlayışından, elektrik üretilmedik köy kalmayacak anlayışına geçilmesi.

Bu aynı zamanda, kentleşme-metropolleşme sürecini tersine çevirmeye yönelik olarak, kırsal alanda ekolojik ve sosyal gelişme için, olabilecek son ürüne kadar kırsalda üretim ve yerinde üretim-yerinde tüketim anlayışımızın gereksinim duyacağı yerel enerji temini için bir zorunluluktur.

Açarsak, tarlaya buğday ekiminden son ürün ekmeğe kadar bütün işlemler köyde gerçekleştirilecekse, ya da domates salçaya, sebzeler konserveye, meyveler reçellere köyde dönüştürülecekse, doğal olarak köyde daha fazla enerji gereksinimi olacaktır.

Keza, ekmeklerin pişirileceği tuğla fırınların gereksinim duyacağı yakıtın da, budamadan arta kalan kuru zeytin dalları ve günebakan saplarından elde edilmesi planlanıyor.

Tüm bu ekonomik faaliyetlerin ötesinde, yerel düzeyde kurulacak ekonomik birlikteliklerin, küresel kapitalist sisteme ve sistemin merkezlerine olan bağımlılığı azaltacağını, emeğin kapitalist ve endüstriyel tutsaklıktan kurtularak kendini özgür ve ekolojik biçimde yeniden örgütleyeceğini, kendine yeter hale gelen birey ve toplumun ortaya çıkışı ile, ancak bu şekilde, şu sıralar üzerine açılımlar yapılan demokrasinin gelişebileceğini savunuyoruz. Bu da bir nevi bizim demokratik açılımımızdır.

Politikaya şimdilik son vererek girişimin ayrıntılarına geçecek olursak, enerji kapsamı dışarıda tutulmak koşuluyla girişimin bugüne kadar ortaya çıkan tablosu aşağıdadır.

Girişime katılmak ya da süreç hakkında sürekli haberdar olmak isteyen dostların, bizimle iletişime geçmelerini diliyoruz. 

Kadir Dadan

Yeşil ve Sol Çalışma Grubu

dadankadir@yahoo.com

505 403 88 68 

BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN GİRİŞİMİ 

Amaçlar:

1-    Anadolu’nun buğday açısından gen çeşitliliğini doğal süreci içerisinde korumak

2-    Yerli tohumlar kullanılarak elde edilen un ile tam buğday ekmeği ve gıdalar üretmek

3-    Tarımda ekolojik uygulamaları yaygınlaştırmak

4-    Kırsal alanda üretimi son ürün düzeyine yükselterek ve aracıları ortadan kaldırarak, çiftçi ve köylünün ekonomik girdilerini artırmak

Hedef:

Üreticilerin ve tüketicilerin, birlikte ya da tek başlarına eklemlenebileceği bir ağ kurmak

Yöntem:

Anadolu’nun kendini yenileyen yerli tohumlarını ekerek, kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanmadan doğal yöntemlerle buğday tarımı yapmak ve elde edilen mahsulü yenilenebilir enerji kullanarak tam buğday unu olacak şekilde öğütüp, biyokütle enerjisi kullanımıyla tuğla fırınlarda ekmek ve gıda üreterek, semt pazarında tüketiciye ulaştırmak.

Eylem Planı:

Birinci yıl, deneme ekimleri yapılarak tohumun nitelikleri, verimi ve araziye uygunluğu kayda alınacak, elde edilen mahsulün bir bölümü katılımcılara aktarılarak gıda niteliğinin grup açısından benimsenip benimsenmediği tespit edilecek. Paşalimanı adasında her köyde bir tuğla fırın çalışır hale getirilecek, saplarından fırın yakıtı, başlarından tohum ve hayvan yemi elde etmek üzere sınırlı bir bölgeye ayçiçeği ekimi yapılacak. Atıl vaziyetteki Kooperatif faaliyete geçirilerek, köylü ekmeği, kuskus, erişte, mantı üretimi için çalışma başlatılacak.

İkinci yıl, genişleyen ağ ve bir önceki yıldan elde edilen tohumlar ile Erdek çapında örgütlenecek 100 ailenin ekmek gereksinimi için buğday ekimi genişletilecek. Bu sırada Paşalimanı adasında yeniden bir yel değirmeninin faaliyete geçmesi için girişimlerde bulunulacak.

Üçüncü yıl gelişmelere göre şekillendirilecek. 

Bilgiler ve Yapılacak İşler :

1-    Biga’dan alınacak tohumlar, Paşalimanı adası ve Ocaklar Beldesi’nde uzun zamandır kullanılmayan tarlalara, ekim makineleri ve kısmen serpme ile ekilecek. Beş yıldır Biga’da aynı bölgeye ekim nedeniyle verim düşüklüğü var. Bu yüzden farklı bölgelere ekilecek. Tohum ayırma işlemi teknik destek ile gerçekleştirilecek.

2-    Tohumlar yerel halk tarafından sarıbaşak ve akova olarak adlandırılıyor. Morfolojik açıdan sarıbaşak olarak adlandırılan durum, akova olarak adlandırılan ise ekmeklik buğday tohumu özellikleri gösteriyor. Endüstriyel olarak ekilmiyorlar, geçimlik olarak ekiliyorlar. Tohumların niteliği ve tür çeşitliliği üzerine ilgili kuruluşlardan teknik destek alacağız.

3-    Her hangi bir kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanılmadan üretim yapılacak.

4-    Hasat, Paşalimanı adasında biçerdöverle, diğer yerlerde geleneksel yöntemlerle yapılacak.

5-    Paşalimanı Adasından elde edilen mahsul, gelecek yılın tohumluğu ayrıldıktan sonra, dileyene değirmende öğütülüp un olarak, dileyene ise ekmek haline getirilerek, yaşadığı yerde girişim üyelerine teslim edilecek.

6-    Ocaklar Beldesi’ndeki ekimler ayrıştırılarak tohumluk olarak gelecek seneye devredilecek.

7-    İlk yıl ekim için şimdiye kadar 100 kilo buğday tohumu bulunabildi. Bu tohumların 5-6 dönümlük bir alana ekilmesiyle 400-500 kilo mahsul alınması bekleniyor. 200 kilosu un ya da ekmek haline getirilip girişimcilere dağıtılacak. Kalanı gelecek yılın tohumluğu olacak. Ekim ayı sonuna kadar daha fazla tohum bulunabilirse, ekim alanı genişletilecek.

8-    Girişime katılım sürekli açık olacak. İlk yılın masrafları, mahsul sonunda tahsil edilmek üzere, yerel destek unsuru olarak Yeşil ve Sol Erdek grubunca karşılanacak. Yılsonundaki(Temmuz 2010) mahsul, katılımcı sayısına bölünerek paylaşılacak. Bu yılın masrafları için ürün tesliminde kilo başına 10 TL katkı alınacak.

9-    Ondan sonraki yılların katkılarının ne kadar olacağı, yapılacak masraf dökümleri sonucunda, üreticilerin önerileri ve girişim üyelerinin onaylarına göre belirlenecek. Tıpkı, ne ekileceğine, ne kadar ekileceğine, nereye ekileceğine birlikte karar verileceği gibi.

http://www.yesilvesol.org/baskabirgidamumkun.htm

December 18, 2009 Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, bu topraklar, kooperatifler vb modeller, sistem karsitligi, tarim gida GDO, yerli - yerel halklar | Leave a comment

Nasıl Bir Yeşil Politika ? Bildirisi – Kadir DADAN

YeşilSol – Politik Görüşler

Bu yazı Türkiye Yeşillerinin 25 Kasım 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan “Nasıl Bir Yeşil Politika?” başlıklı toplantısında bildiri olarak sunulmuştur.

Giriş

Hiç şüpheniz olmasın ki, kendi tercihlerinizle sürdürülecek bir yaşamı olanaklı kılmak için mücadele etmek her geçen dakika giderek zorlaşıyor. Çünkü dünya üzerindeki değişimler, devasa bir gücün yönlendirilmesiyle tek bir yönde, o da şirketlerin çıkarları yönünde ilerliyor. İki bloklu dünyanın yıkılışından sonra önünde hiçbir engel kalmayan, inanılmaz bir hızla gittikçe büyüyen ve büyüdüğü ölçüde dünya üzerindeki eşitsizlikleri derinleştiren küresel sermayenin, yeni ve açık hedefi; tüm dünya. Onun karşısında özgür ve adil bir yaşam için verilen mücadelenin, ulusal iktidarlar üzerinden yürütülmesinin de artık hiçbir anlamı kalmadı. Öyle görülüyor ki, daha fazla tüketim kapasitesi temelindeki “zenginlik” anlayışı yıkılmadıkça, temsili demokrasi ancak şirketlere hizmet edebilir. Açıkça ortada ki, 21. yüzyılda ulusal hükümetler, artık hemen tamamen şirketlerin taleplerine yanıt verebilmek üzerinden var olabiliyorlar. “İktidar” oyununun oynandığı tiyatronun bilinen repliklerinden olan uygun dozda milliyetçilik ve din, gündemi işgal etmeyi ve küresel sermayenin derinden ilerleyen yayılmasını örtmeyi sürdürüyor. 

Bütün bu karşı koyulmaz ilerleyişine rağmen, küresel sermayenin temel bir sorunu var; sınırlı bir sistemde(yerküre) sınırsız bir büyüme olanaksızdır. 1970’lerde bu açmaz ilk kez dile getirildiğinden bu yana, giderek daha fark edilir olan büyümenin sınırları, insan eliyle oluşturulan küresel ısınma ve iklim değişikliği gerçeği ile artık iyice su yüzüne çıktı; İnsanlık, varlığını sürdürebilmek için, kaçınılmaz olarak yaşam biçimini değiştirmek durumunda. Ama şirketler zaman kazanmak adına buna karşı da bir formül ürettiler; ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet, al sana  sürdürülebilir kalkınma.

Öte yandan şirket taleplerinin karşılanabilmesi uğruna, insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğünün hiçe sayılması da giderek yaygınlaşmaktadır. Kışkırtılan güvenlik kaygıları, ordunun ve idarenin özgür bir yaşam üstündeki tahakkümüne “akılcı” gerekçeler sunarken, barış içinde bir yaşam, insanların ömürlerine sığacak bir hedef olmaktan çıkarılmaktadır. Daha da acısı başta çevre hakkında olmak üzere insanlık değerleri, binlerce yıllık mücadele geleneğinden koparılarak, ticarileştirilip pazarlanır hale getirilmektedir ki, bu değerlerin mücadelesini vermesi beklenen sivil toplum kuruluşları, adeta post modern günah çıkarma odalarına dönüşmektedir.

Dünyanın neresinde olursa olsun, Yeşiller için birbirine bağlı bu süreçler, mücadele verilecek üç temel politika alanını oluşturuyor; küresel sermayenin sınırlandırılması, insanlık değerleri çerçevesinde özgürleşme mücadelesi ve sürdürülebilirlik ilkesi ışığında yaşam biçimi değişikliği.

Türkiye’de de Yeşillerin hem varlık nedeni olarak, hem de kendisini geliştirmek üzere temel destek noktaları olarak, bu üç alana ilişkin politik açılımları ortaya koyması ve açılımların peşinden koşması gereklidir.

“Türkiye’de nasıl bir Yeşil Politika?” sorusunun cevabı da bu noktada kısaca şöyle tanımlanabilir; YeşilSol Bir Politika… 

Küresel Sermayenin Sınırlandırılması

Büyümeye Karşı Alan Savunması

Yeşiller, insanların kendi tercihlerine göre bir yaşamı kurmalarına olanak tanıyabilmek için, başta temizlik, yemek, kişisel güvenlik ve eğlence olmak üzere, gündelik yaşama ilişkin mal ve hizmet üretimlerinin şirketlerin eline geçmesine karşı mücadele vermelidir. Bu alanlar küresel sermayenin son dönemde atak yaptığı genişleme alanları olup, Yeşiller için küçük, ortak ve yerel ekonomik yapılara dayalı yeni bir yaşamı örgütleyebilmek adına yaşamsal önem taşımaktadır. Öte yandan tüketimi denetim altına alabilmek için boykot uygulamaları ile de alan savunması desteklenmelidir.

Ekoloji Mücadeleleri

Yeşiller, yaşamı ve doğayı yok sayan büyük endüstriyel yatırımlara karşı verilen mücadelelerin, ne önünde ne arkasında ama daima yanında olmalıdır. Özünde sermaye karşıtı olan bu mücadelelerin, yerel dinamiğini bozmadan, birlikte politika yapılabilecek bir biçimde yerelden küresele dayanışmasına olanak sağlayacak bir yapıya kavuşması için çaba göstermelidir. 

Kamu Kuruluşlarının Özelleştirilmesine karşı Sosyalleştirme

Yeşiller, Türkiye’de 1980 sonrasında halk arasında “özelleştirme” olarak ifade edilen, kamu işletmelerinin özel sektöre devrine karşı, “sosyalleştirme”’yi savunmalıdır. Temelde işletmelerin idaresinin özerkleştirilerek, yerel ölçekte çalışan ve hizmet alanlara devrini içerecek olan “sosyalleştirme”, gerek mal, gerekse hizmet üretimini de içermelidir. Özellikle eğitim ve sağlık alanındaki tüm kamu kuruluşları, hizmete ve idareye katılım sağlanarak, toplumun yaşayan bir parçası haline getirilmelidir. Böylece özelleştirmeye karşı toplumda da bir zemin yaratılabilir.

Emek Mücadelesi

Yeşiller, sermayeye karşı emeğin yanında yer almalıdır. Emek mücadelesinin yalnızca ücret mücadelesinden çıkarılıp, çalışma saatlerinin azaltılması, ortam koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenliği ve işçi sağlığı uygulamalarının geliştirilmesini de içerecek bir yapıda yürütülebilmesi için çaba harcamalıdır. Emek mücadelesinin toplumla birlikte yürütülmesi adına yerel ölçekte diyalog zemini ve birlikteliklerin geliştirilmesi için uğraş verilmelidir. Bir örnek olarak arıtma tesisi olmadan çalışan bir fabrikanın işçileri ile bu durumdan tarlaları etkilenen köylülerin diyalogu yada sağlık hakkı için çalışanlarla hizmet alanların birlikte hareketi.

Tekelleşmeye Karşı Mücadele

Yeşiller, hangi sektörde olursa olsun, denetimsiz güç üreten yapısı nedeniyle sermayenin tekelleşmesine karşı da mücadele vermelidir. Bu özellikle tarım ve tohum konusu söz konusu olduğunda, AB ile entegrasyon politikalarına soyunan Türkiye için çok önemlidir. Yeşiller için de kırsal bölgede yaşayanlar ile temas sağlanabilmesi için ciddi bir fırsattır. Ekolojik gıda üretiminin şirketler eliyle yürütülmesi de ciddi bir tekelleşme nedeni olarak mücadele edilmesi gereken bir konudur. Tarım alanında çiftçi örgütlenmeleri, sivil toplum kuruluşları, kooperatifler, meslek odaları ve akademisyenler ile birlikte, şirketlerden bağımsız bir tarım ekonomisinin oluşturulması için çaba harcanmalıdır.

İnsanlık Değerleri Çerçevesinde Özgürleşme Mücadelesi

Barışın Örgütlenmesi

Yeşiller, barışa giden uzun yolun ilk adımı olarak şiddetin reddedilmesi ve diyalog zeminlerinin oluşturulması ve geliştirilmesini savunmalıdır. İktidarların ve sınırları savunanların hiçbir zaman kalıcı barıştan yana olmayacağının bilinciyle, barışı tabandan yükseltecek bir örgütlenme için çaba harcamalıdır. Öte yandan savaşın kaynaklarının kurutulması için silahsızlanma hedefini her zaman en önde tutmalıdır.

Yönetimde Yerellik, Seçilmişlik, Değişebilirlik ve Şeffaflık

Yeşiller, her ne düzeyde olursa olsun, kamusal niteliği olan tüm yönetsel birimlerde yerellik, seçilmişlik, değişebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin geçerli olmasını, atanmışlar yerine seçilmişlerin, kişiler yerine kurulların yönetsel birimlerde yer almasını savunmalıdır. Yeşiller, ilgili kararların etkilenen kişilerin katılımıyla alınması için gerekli düzenlemelerin yapılması için çaba göstermelidir.

Pozitif Ayrımcılık ve Yaşamın Her Alanında Kota

Yeşiller, Türkiye koşullarında kadının özgürleşme mücadelesinde pozitif ayrımcılığı savunmalı ve bu mücadeleyi yürütenlerle birliktelik kurmalıdır. Cinsiyet Kotasını, sadece siyasette değil, başta kamu idaresi olmak üzere istihdamda da savunmalıdır.

İfade Özgürlüğü İçin Mücadele

Yeşiller, özgür düşüncenin özgürce ifadesinin, sivil toplumun, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve doğrudan demokrasinin temel güvencesi ve ön koşulu olarak görmelidir. Bu anlamda gerek yasal, gerek ekonomik, gerekse toplumsal alanda ifade özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalara karşı mücadele vermelidir.

Zoraki değil, Gönüllü Olarak Farklılıkların Birlikteliği

Yeşiller, kültürel çeşitliliği bir zenginlik olarak ifade etmeli ve bu zenginliği oluşturan birlikteliğin, otorite baskısıyla değil, özgür iradelerin gönüllü kararlılığı ile var olmasına çabalamalıdır. Kültürler arası diyalogun geliştirilebilmesi için, kamusal alanların geliştirilmesi ve genişletilmesiyle farklı özelliklere sahip toplumların temas yüzeylerinin artırılmasına çalışılmalıdır.

Evrensellik ve Uluslararası Dayanışma

Yeşiller, insanlık değerlerini evrensel olarak görür ki, bu değerlerin mücadelesinde, diğer ülkelerdeki Yeşiller ve demokratik yapılarla uluslararası dayanışma için çaba harcamalıdır. Bu dayanışmada kendi öznel değerlerini korumalı ve diğerlerinin öznel değerlerine de saygı göstermelidir.

 

Sürdürülebilirlik İlkesi Işığında Yaşam Biçimi Değişikliği

Küçük, Yerel ve Yerli ekonomiler

Yeşiller, değişim dinamiğinin temel yapıları olarak, ortaklık yapısında küçük, yerli ve yerel ekonomilerin kurulması ve geliştirilmesi için mücadele vermelidir. Bu yapılar katılımcılarının  yüz yüze iletişimini olanaklı kılacak düzeyde tabanda yer alan ve bu düzeyin üstünde büyümeyen nitelikte olup, ağ yapısı oluşturarak tabandan genişlemeyi hedeflemelidir.

Ağ, küresel sermayenin dışında bir ortak alan oluşturmayı ve bu alanı genişletmeyi de hedeflemelidir. Bu amaçla ağın sınırı tüm dünya olmakla birlikte, ağın her bir üyesinin önceliği en yakınındaki yerleşim yeri olmalıdır.

Gereksinildiği kadar tüketim ilkesinin bir gereği olarak, ekonomilerin önceliği tüketime yönelmeli, örgütlendiği ölçüde üretim süreçlerine doğru yayılmalıdır. Bu anlamda örgütlenmede kentler öncelik taşımakla birlikte, kent ile kırsal alan ekonomileri arasındaki bağların geliştirilmesi de bir gerekliliktir.

Bir çok sektör, bu ekonomiler için seçenek oluşturabilirse de, gıda sektörü taban ağlarının kurulmasında, en temel ve vazgeçilmez sektördür.

Üretimde Yenilenebilirlik, Yeniden Kullanılabilirlik ve Dönüştürülebilirlik

Yeşiller, yaşamın her alanında yer alan üretim süreçlerinin yenilenebilirlik, yeniden kullanılabilirlik ve dönüştürülebilirlik ilkelerine göre yeniden düzenlenmesi için uğraş vermelidir.

Bu uğraş, başta içinde yaşadığı mekan ve aileden başlayarak, çalıştığı işyerinde, oturduğu mahallesinde ve hizmet aldığı kamu kuruluşunda özellikle önemlidir. Yeşiller, değişimi tabandan başlatmalı ve yaşamın değiştirilebildiğini çevresindeki herkesin görmesini sağlamalıdır.

Tüketimde Özgürlük ile Ortaklığın, Sorumluluk ile Şenlikliliğin Uyumu

Yeşiller, bir ortaklık çerçevesinde herkesin gereksindiğini özgürce tüketebileceği, sorumluluk anlayışı içerisinde şenlikliliğini yaşabileceği bir toplum için uğraş vermelidir. Bu uğraş, modernite tarafından körüklenen tüketim tercihlerinin sorgulanması ve atomize edilen toplumun sosyalleşmesi ve siyasallaşması temelinde ilerlemelidir.

YeşilSol – Örgütsel Görüşler        

Bu yazı Türkiye Yeşillerinin 24 Kasım 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan “Nasıl Bir Yeşil Parti?” başlıklı toplantısında bildiri olarak sunulmuştur.

Giriş

Yeniden Yeşiller Partisi girişimi ile başlayan süreç, yaklaşık 7 yıllık uğraşlar sonunda nihayet bir Yeşil Parti ile sonlanmanın arifesine kadar geldi. Bu yedi yılda “Nasıl bir Yeşil Parti?” sorusuna yanıt vermek üzere bir çok tartışma yaşandı. 2004’ün sonunda benimsenen örgütsel model, yaklaşık üç yıl boyunca hem tartışıldı, hem de uygulanmaya çalışıldı.

Ancak partinin ete kemiğe bürüneceği düşünülen görünür bir iskelet hala ortada yok. Sorun da tam burada. Yeşiller Partisi, son model teknoloji tezgahlarında ortaya çıkarılan ama yeni bir model çıktığında çöplüğe atılacak olan ve günümüze hitap eden bir “makine” değil, yılların birikimi ve deneyimi ile hafızasına yerleştirdiği ilkeleri uygulayarak yaşayan, bu arada sürekli olarak kendini yenileyerek, yeni durumlara uyum sağlayabilen, neslinin devamını sağlamak amacıyla üreyebilen ve insanlığın geleceğine hitap eden bir “canlı” olmalı aslında.  

Bugün yanıtlanacak soru da aslında bu “canlı”nın genetiğinde var olan kodların neler olduğu? Bu kodların ne zaman, nerede, kiminle, nasıl kullanılacağı zaman içinde bireylerin katılımıyla yanıtını bulacak bir soru.

Bu kod tanımlamasını yaparken, olabilecek en geniş anlamda bir yapıyı öngörmek gerekiyor ki, “canlı”mız büyüdükçe bu yapılar yaşama geçirilebilsin. 

İlkeler

Açıklık – Kapalılık – Katılım

Türkiye’de hemen tüm siyasi partilerin dayandığı/yaslandığı bir toplumsal grup yada kurum(Sermaye, sınıf, din, mezhep, etnisite, ordu)  bulunmaktadır. Her parti bu yaslandığı grup yada kurum ile var olmaktadır. Yeşiller ise herhangi bir grup yada kurum üzerinden değil, bireyler ve evrensel değerler üzerinden var olmayı ilke edinmiş bir politik hareket olarak, Türkiye’nin siyasi tarihinde gerçekten zor bir işe soyunmuştur. Ancak aksi yönde davranmak, Yeşillerin özüne aykırıdır. Bu nedenlerledir ki, Yeşillerin yapısı, bireylerin katılımına olabildiği kadar açık, grupların tahakkümüne ise olabildiği kadar kapalı olmalıdır.

Yeşiller, tüm politik etkinliklerini kamuoyuna açık yapmalıdır. Örgütsel etkinlikler ise, tanımlı katılımcılar ile önceden duyurularak ve kamuoyunun bilgisi dahilinde gerçekleştirilmelidir.

Yeşiller içerisindeki tartışmalar üye olan herkesin erişebileceği şekilde açık olarak yapılmalı ve kararlar kadar, öneriler, eleştiriler ve itirazlar da kayıt altına alınmalıdır. 

Seçilebilirlik – Değişebilirlik – Pozitif Ayrımcılık

Yeşiller, seçimi ancak doğrudan demokrasinin uygulanamadığı boyutlarda öngörmeli, mutlaka süreli, eşli, yedekli, kotalı ve dönüşümlü bir uygulamayı benimsemelidir.

Seçilmişlerin yetkileri işlerin yürütülmesinden ve kısa vadeli kararlardan ibaret olmalı, uzun vadeli kararlar seçenler tarafından alınmalıdır. Buna ek olarak seçilmişlerin izleyeceği yol önceden tartışılmış ve kararlaştırılmış olmalıdır.

Sorumluluk ve Özgürlük

Yeşiller içerisinde özgürlük kadar sorumluluk da herkesindir. Seçilmişlerin varlığı, bireylerin özgürlüklerini ve sorumluluklarını sınırlamamalıdır. Herkesin, tanımlı olduğunda sorumluluklardan muaf tutulması olanaklı olduğu gibi, gereksinim duyulduğunda da işin bir ucundan tutması beklenir.

Ortaklık ve Şenliklilik

Yeşillerde katılım bireye dayalı olsa da, etkinlikler ortak olmalıdır. Bu ortaklığı sağlamada kullanılabilecek en güzel ilke ise şenlikliliktir. Yeşiller içerisinde bireysel çabalar, ancak özellikli durumlarda ve bu duruma ilişkin ortak bir karar alındığında sınırlı bir süre için olanaklı olmalıdır.

Merkezsizlik – Yerellik

Yeşiller, coğrafi tanımlamalar dışında merkezsiz ağ tipi bir örgütlenme yapısını benimsemeli, kaynakların oluşturulması ve kullanımı, temelde yerel yapılarda gerçekleştirilmeli ve ancak gereksinim sınırları ölçüsünde üst yapılara aktarılmalıdır.

Yerel yapıların büyüklüğü, yüz yüze iletişimi olanaklı kılacak şekilde mahalle/köy sınırları içerisinde kalmalıdır. Bu durum aynı zamanda bir yerel yapının diğer bir yerel yapı üzerinde güç ve tahakküm oluşturmasını engelleme amacını da güder.

Diğer yandan Yeşillerin merkezsiz ağ tipi örgütlenme ilkesi, örneklerine sık rastlandığı üzere partinin tavandan tabana doğru değil, tabandan tavana doğru kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Kanımca bu ilke Yeşillerin asla vazgeçmemesi gereken bir ilkedir. 

Yapı

Bir Yeşil Partinin yapısı, içinden geldiği hareketin yapısından ayrı tanımlanmamalıdır. Bu, hem partinin kamuoyu tarafından doğru büyüklükte algılanışı, hem de işleyişte dikkat edilmesi gereken konuların önceden ortaya konulabilmesi için bir gerekliliktir.

Yapı, hareketin temel etkinlik alanlarına ilişkin kapsayıcı olmalı, herkesin kendisini tanımlamasına olanak sağlamalı, yapının bileşenlerinden herhangi birisinin bir diğerini örtmesini engelleyecek şekilde tanımlanmalıdır.

Bir “canlı” olarak insana benzetirsek, bireyler – hücreler, parti – hareket sistemi, dernek – üreme sistemi, kooperatifler – sindirim sistemi, vakıf – solunum sistemi, enstitü ise sinir sistemi olarak ifade edilebilir. Bütün bu yapıları birbirine bağlayan ağ ise dolaşım sistemine benzetilebilir ki, basın-yayın-iletişim için kurulacak ajans bu sistemin kalbidir.

Yapı Taşı – Bireyler

Yeşillerin en küçük örgütsel birimini de oluşturan bireyler, zamanla yapı içerisinde farklılaşabilir. Bununla birlikte birden fazla organ içerisinde yer alarak yapının bağlantılarını da güçlendirebilir. Yapının kendini yenileme süreçlerinde bireylerde dönüşüm sağlanarak canlılık korunmalıdır.

Siyasal Alan – Parti

Yeşiller Partisi, örgütsel olarak bir taban partisi olmalı ve temelde yerel yönetimler içerisinde yer almayı amaçlasa da, hem söylemini geniş kitlelere iletebilmek için, hem de yasal değişikliklerin yapılmasında taraf olabilmek için ulusal parlamenter sistem içerisinde temsili de hedeflemelidir.

Partinin en küçük örgütlü birimi mahalle/köy düzeyinde olmalı ve en az yedi kişinin bir araya gelmesi ile kurulmalıdır. Bu birimin biri kadın, biri erkek iki temsilcisi olmalı ve bu kişiler aynı zamanda partinin temel karar organı olan temsilciler konseyini oluşturmalıdır. Mahalle birimi, bir kooperatif ortaklığı ile ekonomik açıdan sürdürülebilir hale getirilebilir. Bu aynı zamanda uygulama fırsatları yaratacağından dolayı da ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeşiller Partisi, tabandan yükselerek kurulmalıdır. Parti kurulacağı ilan edildikten sonra, öncelikle mahalle birimleri kurulmalı ve 6 aylık bir süre sonunda temsilcilerin katılımıyla kongre yapılarak program ve tüzük netleştirilmeli ve kuruluş başvurusu yapılmalıdır.

Partinin mali kaynakları temelde bireylerin katkılarına dayanarak mahalle birimlerinde oluşturulmalı ve büyük oranda yerinde kullanılmalıdır. Sadece genel giderler için belirli bir kaynak(en fazla tüm gelirin 1/5) sekreteryaya aktarılmalıdır.

Partinin etkinlik harcamaları genelde katılımcıları tarafından karşılanmalı, sağlanan kaynağın üretildiği anda tüketildiği bir mali politika benimsenmelidir. Bu amaçla tüm etkinlikler, gelir getirici yada maliyetleri azaltıcı bir sosyal etkinlikle bir arada yapılmalıdır. Bu aynı zamanda şenlikli bir birlikteliğin yaratılması için bir fırsattır.

Bir istisna olarak sadece seçimlere yönelik kaynaklar en az bir yıl öncesinden toplanmaya başlamalıdır. Tüm bunlar yapının hem mali olarak hem de örgütsel olarak bağımsız kalabilmesi için bir gerekliliktir.

Yeşiller Partisi, Avrupa Yeşil Parti ile olan ilişkilerini iki yönlü olarak sürdürmeli, politikaların belirlenmesinde etkin rol oynamalıdır. Bunu sağlayabilmek için Avrupa Yeşil Parti’ye asli üye olmalı ve etkinliklerine kendi olanaklarıyla katılmalıdır. Hem bu olanakların geliştirilmesine, hem de dayanışma ve işbirliğine yönelik olarak, Avrupa’daki gerek Avrupa Yeşillerinin içerisindeki gerekse dışındaki Türkiye kökenliler ile temas yüzeyleri genişletilmelidir.

http://www.yesilvesol.org/belgeler.htm

http://www.yesilvesol.org/belgeler/yesilvesolkitapcik-ekim2009.doc

December 18, 2009 Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, ozyonetim, sistem karsitligi | Leave a comment

   

%d bloggers like this: