ecotopianetwork

Nasıl Bir Yeşil Politika ? Bildirisi – Kadir DADAN

YeşilSol – Politik Görüşler

Bu yazı Türkiye Yeşillerinin 25 Kasım 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan “Nasıl Bir Yeşil Politika?” başlıklı toplantısında bildiri olarak sunulmuştur.

Giriş

Hiç şüpheniz olmasın ki, kendi tercihlerinizle sürdürülecek bir yaşamı olanaklı kılmak için mücadele etmek her geçen dakika giderek zorlaşıyor. Çünkü dünya üzerindeki değişimler, devasa bir gücün yönlendirilmesiyle tek bir yönde, o da şirketlerin çıkarları yönünde ilerliyor. İki bloklu dünyanın yıkılışından sonra önünde hiçbir engel kalmayan, inanılmaz bir hızla gittikçe büyüyen ve büyüdüğü ölçüde dünya üzerindeki eşitsizlikleri derinleştiren küresel sermayenin, yeni ve açık hedefi; tüm dünya. Onun karşısında özgür ve adil bir yaşam için verilen mücadelenin, ulusal iktidarlar üzerinden yürütülmesinin de artık hiçbir anlamı kalmadı. Öyle görülüyor ki, daha fazla tüketim kapasitesi temelindeki “zenginlik” anlayışı yıkılmadıkça, temsili demokrasi ancak şirketlere hizmet edebilir. Açıkça ortada ki, 21. yüzyılda ulusal hükümetler, artık hemen tamamen şirketlerin taleplerine yanıt verebilmek üzerinden var olabiliyorlar. “İktidar” oyununun oynandığı tiyatronun bilinen repliklerinden olan uygun dozda milliyetçilik ve din, gündemi işgal etmeyi ve küresel sermayenin derinden ilerleyen yayılmasını örtmeyi sürdürüyor. 

Bütün bu karşı koyulmaz ilerleyişine rağmen, küresel sermayenin temel bir sorunu var; sınırlı bir sistemde(yerküre) sınırsız bir büyüme olanaksızdır. 1970’lerde bu açmaz ilk kez dile getirildiğinden bu yana, giderek daha fark edilir olan büyümenin sınırları, insan eliyle oluşturulan küresel ısınma ve iklim değişikliği gerçeği ile artık iyice su yüzüne çıktı; İnsanlık, varlığını sürdürebilmek için, kaçınılmaz olarak yaşam biçimini değiştirmek durumunda. Ama şirketler zaman kazanmak adına buna karşı da bir formül ürettiler; ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet, al sana  sürdürülebilir kalkınma.

Öte yandan şirket taleplerinin karşılanabilmesi uğruna, insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğünün hiçe sayılması da giderek yaygınlaşmaktadır. Kışkırtılan güvenlik kaygıları, ordunun ve idarenin özgür bir yaşam üstündeki tahakkümüne “akılcı” gerekçeler sunarken, barış içinde bir yaşam, insanların ömürlerine sığacak bir hedef olmaktan çıkarılmaktadır. Daha da acısı başta çevre hakkında olmak üzere insanlık değerleri, binlerce yıllık mücadele geleneğinden koparılarak, ticarileştirilip pazarlanır hale getirilmektedir ki, bu değerlerin mücadelesini vermesi beklenen sivil toplum kuruluşları, adeta post modern günah çıkarma odalarına dönüşmektedir.

Dünyanın neresinde olursa olsun, Yeşiller için birbirine bağlı bu süreçler, mücadele verilecek üç temel politika alanını oluşturuyor; küresel sermayenin sınırlandırılması, insanlık değerleri çerçevesinde özgürleşme mücadelesi ve sürdürülebilirlik ilkesi ışığında yaşam biçimi değişikliği.

Türkiye’de de Yeşillerin hem varlık nedeni olarak, hem de kendisini geliştirmek üzere temel destek noktaları olarak, bu üç alana ilişkin politik açılımları ortaya koyması ve açılımların peşinden koşması gereklidir.

“Türkiye’de nasıl bir Yeşil Politika?” sorusunun cevabı da bu noktada kısaca şöyle tanımlanabilir; YeşilSol Bir Politika… 

Küresel Sermayenin Sınırlandırılması

Büyümeye Karşı Alan Savunması

Yeşiller, insanların kendi tercihlerine göre bir yaşamı kurmalarına olanak tanıyabilmek için, başta temizlik, yemek, kişisel güvenlik ve eğlence olmak üzere, gündelik yaşama ilişkin mal ve hizmet üretimlerinin şirketlerin eline geçmesine karşı mücadele vermelidir. Bu alanlar küresel sermayenin son dönemde atak yaptığı genişleme alanları olup, Yeşiller için küçük, ortak ve yerel ekonomik yapılara dayalı yeni bir yaşamı örgütleyebilmek adına yaşamsal önem taşımaktadır. Öte yandan tüketimi denetim altına alabilmek için boykot uygulamaları ile de alan savunması desteklenmelidir.

Ekoloji Mücadeleleri

Yeşiller, yaşamı ve doğayı yok sayan büyük endüstriyel yatırımlara karşı verilen mücadelelerin, ne önünde ne arkasında ama daima yanında olmalıdır. Özünde sermaye karşıtı olan bu mücadelelerin, yerel dinamiğini bozmadan, birlikte politika yapılabilecek bir biçimde yerelden küresele dayanışmasına olanak sağlayacak bir yapıya kavuşması için çaba göstermelidir. 

Kamu Kuruluşlarının Özelleştirilmesine karşı Sosyalleştirme

Yeşiller, Türkiye’de 1980 sonrasında halk arasında “özelleştirme” olarak ifade edilen, kamu işletmelerinin özel sektöre devrine karşı, “sosyalleştirme”’yi savunmalıdır. Temelde işletmelerin idaresinin özerkleştirilerek, yerel ölçekte çalışan ve hizmet alanlara devrini içerecek olan “sosyalleştirme”, gerek mal, gerekse hizmet üretimini de içermelidir. Özellikle eğitim ve sağlık alanındaki tüm kamu kuruluşları, hizmete ve idareye katılım sağlanarak, toplumun yaşayan bir parçası haline getirilmelidir. Böylece özelleştirmeye karşı toplumda da bir zemin yaratılabilir.

Emek Mücadelesi

Yeşiller, sermayeye karşı emeğin yanında yer almalıdır. Emek mücadelesinin yalnızca ücret mücadelesinden çıkarılıp, çalışma saatlerinin azaltılması, ortam koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenliği ve işçi sağlığı uygulamalarının geliştirilmesini de içerecek bir yapıda yürütülebilmesi için çaba harcamalıdır. Emek mücadelesinin toplumla birlikte yürütülmesi adına yerel ölçekte diyalog zemini ve birlikteliklerin geliştirilmesi için uğraş verilmelidir. Bir örnek olarak arıtma tesisi olmadan çalışan bir fabrikanın işçileri ile bu durumdan tarlaları etkilenen köylülerin diyalogu yada sağlık hakkı için çalışanlarla hizmet alanların birlikte hareketi.

Tekelleşmeye Karşı Mücadele

Yeşiller, hangi sektörde olursa olsun, denetimsiz güç üreten yapısı nedeniyle sermayenin tekelleşmesine karşı da mücadele vermelidir. Bu özellikle tarım ve tohum konusu söz konusu olduğunda, AB ile entegrasyon politikalarına soyunan Türkiye için çok önemlidir. Yeşiller için de kırsal bölgede yaşayanlar ile temas sağlanabilmesi için ciddi bir fırsattır. Ekolojik gıda üretiminin şirketler eliyle yürütülmesi de ciddi bir tekelleşme nedeni olarak mücadele edilmesi gereken bir konudur. Tarım alanında çiftçi örgütlenmeleri, sivil toplum kuruluşları, kooperatifler, meslek odaları ve akademisyenler ile birlikte, şirketlerden bağımsız bir tarım ekonomisinin oluşturulması için çaba harcanmalıdır.

İnsanlık Değerleri Çerçevesinde Özgürleşme Mücadelesi

Barışın Örgütlenmesi

Yeşiller, barışa giden uzun yolun ilk adımı olarak şiddetin reddedilmesi ve diyalog zeminlerinin oluşturulması ve geliştirilmesini savunmalıdır. İktidarların ve sınırları savunanların hiçbir zaman kalıcı barıştan yana olmayacağının bilinciyle, barışı tabandan yükseltecek bir örgütlenme için çaba harcamalıdır. Öte yandan savaşın kaynaklarının kurutulması için silahsızlanma hedefini her zaman en önde tutmalıdır.

Yönetimde Yerellik, Seçilmişlik, Değişebilirlik ve Şeffaflık

Yeşiller, her ne düzeyde olursa olsun, kamusal niteliği olan tüm yönetsel birimlerde yerellik, seçilmişlik, değişebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin geçerli olmasını, atanmışlar yerine seçilmişlerin, kişiler yerine kurulların yönetsel birimlerde yer almasını savunmalıdır. Yeşiller, ilgili kararların etkilenen kişilerin katılımıyla alınması için gerekli düzenlemelerin yapılması için çaba göstermelidir.

Pozitif Ayrımcılık ve Yaşamın Her Alanında Kota

Yeşiller, Türkiye koşullarında kadının özgürleşme mücadelesinde pozitif ayrımcılığı savunmalı ve bu mücadeleyi yürütenlerle birliktelik kurmalıdır. Cinsiyet Kotasını, sadece siyasette değil, başta kamu idaresi olmak üzere istihdamda da savunmalıdır.

İfade Özgürlüğü İçin Mücadele

Yeşiller, özgür düşüncenin özgürce ifadesinin, sivil toplumun, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve doğrudan demokrasinin temel güvencesi ve ön koşulu olarak görmelidir. Bu anlamda gerek yasal, gerek ekonomik, gerekse toplumsal alanda ifade özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalara karşı mücadele vermelidir.

Zoraki değil, Gönüllü Olarak Farklılıkların Birlikteliği

Yeşiller, kültürel çeşitliliği bir zenginlik olarak ifade etmeli ve bu zenginliği oluşturan birlikteliğin, otorite baskısıyla değil, özgür iradelerin gönüllü kararlılığı ile var olmasına çabalamalıdır. Kültürler arası diyalogun geliştirilebilmesi için, kamusal alanların geliştirilmesi ve genişletilmesiyle farklı özelliklere sahip toplumların temas yüzeylerinin artırılmasına çalışılmalıdır.

Evrensellik ve Uluslararası Dayanışma

Yeşiller, insanlık değerlerini evrensel olarak görür ki, bu değerlerin mücadelesinde, diğer ülkelerdeki Yeşiller ve demokratik yapılarla uluslararası dayanışma için çaba harcamalıdır. Bu dayanışmada kendi öznel değerlerini korumalı ve diğerlerinin öznel değerlerine de saygı göstermelidir.

 

Sürdürülebilirlik İlkesi Işığında Yaşam Biçimi Değişikliği

Küçük, Yerel ve Yerli ekonomiler

Yeşiller, değişim dinamiğinin temel yapıları olarak, ortaklık yapısında küçük, yerli ve yerel ekonomilerin kurulması ve geliştirilmesi için mücadele vermelidir. Bu yapılar katılımcılarının  yüz yüze iletişimini olanaklı kılacak düzeyde tabanda yer alan ve bu düzeyin üstünde büyümeyen nitelikte olup, ağ yapısı oluşturarak tabandan genişlemeyi hedeflemelidir.

Ağ, küresel sermayenin dışında bir ortak alan oluşturmayı ve bu alanı genişletmeyi de hedeflemelidir. Bu amaçla ağın sınırı tüm dünya olmakla birlikte, ağın her bir üyesinin önceliği en yakınındaki yerleşim yeri olmalıdır.

Gereksinildiği kadar tüketim ilkesinin bir gereği olarak, ekonomilerin önceliği tüketime yönelmeli, örgütlendiği ölçüde üretim süreçlerine doğru yayılmalıdır. Bu anlamda örgütlenmede kentler öncelik taşımakla birlikte, kent ile kırsal alan ekonomileri arasındaki bağların geliştirilmesi de bir gerekliliktir.

Bir çok sektör, bu ekonomiler için seçenek oluşturabilirse de, gıda sektörü taban ağlarının kurulmasında, en temel ve vazgeçilmez sektördür.

Üretimde Yenilenebilirlik, Yeniden Kullanılabilirlik ve Dönüştürülebilirlik

Yeşiller, yaşamın her alanında yer alan üretim süreçlerinin yenilenebilirlik, yeniden kullanılabilirlik ve dönüştürülebilirlik ilkelerine göre yeniden düzenlenmesi için uğraş vermelidir.

Bu uğraş, başta içinde yaşadığı mekan ve aileden başlayarak, çalıştığı işyerinde, oturduğu mahallesinde ve hizmet aldığı kamu kuruluşunda özellikle önemlidir. Yeşiller, değişimi tabandan başlatmalı ve yaşamın değiştirilebildiğini çevresindeki herkesin görmesini sağlamalıdır.

Tüketimde Özgürlük ile Ortaklığın, Sorumluluk ile Şenlikliliğin Uyumu

Yeşiller, bir ortaklık çerçevesinde herkesin gereksindiğini özgürce tüketebileceği, sorumluluk anlayışı içerisinde şenlikliliğini yaşabileceği bir toplum için uğraş vermelidir. Bu uğraş, modernite tarafından körüklenen tüketim tercihlerinin sorgulanması ve atomize edilen toplumun sosyalleşmesi ve siyasallaşması temelinde ilerlemelidir.

YeşilSol – Örgütsel Görüşler        

Bu yazı Türkiye Yeşillerinin 24 Kasım 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan “Nasıl Bir Yeşil Parti?” başlıklı toplantısında bildiri olarak sunulmuştur.

Giriş

Yeniden Yeşiller Partisi girişimi ile başlayan süreç, yaklaşık 7 yıllık uğraşlar sonunda nihayet bir Yeşil Parti ile sonlanmanın arifesine kadar geldi. Bu yedi yılda “Nasıl bir Yeşil Parti?” sorusuna yanıt vermek üzere bir çok tartışma yaşandı. 2004’ün sonunda benimsenen örgütsel model, yaklaşık üç yıl boyunca hem tartışıldı, hem de uygulanmaya çalışıldı.

Ancak partinin ete kemiğe bürüneceği düşünülen görünür bir iskelet hala ortada yok. Sorun da tam burada. Yeşiller Partisi, son model teknoloji tezgahlarında ortaya çıkarılan ama yeni bir model çıktığında çöplüğe atılacak olan ve günümüze hitap eden bir “makine” değil, yılların birikimi ve deneyimi ile hafızasına yerleştirdiği ilkeleri uygulayarak yaşayan, bu arada sürekli olarak kendini yenileyerek, yeni durumlara uyum sağlayabilen, neslinin devamını sağlamak amacıyla üreyebilen ve insanlığın geleceğine hitap eden bir “canlı” olmalı aslında.  

Bugün yanıtlanacak soru da aslında bu “canlı”nın genetiğinde var olan kodların neler olduğu? Bu kodların ne zaman, nerede, kiminle, nasıl kullanılacağı zaman içinde bireylerin katılımıyla yanıtını bulacak bir soru.

Bu kod tanımlamasını yaparken, olabilecek en geniş anlamda bir yapıyı öngörmek gerekiyor ki, “canlı”mız büyüdükçe bu yapılar yaşama geçirilebilsin. 

İlkeler

Açıklık – Kapalılık – Katılım

Türkiye’de hemen tüm siyasi partilerin dayandığı/yaslandığı bir toplumsal grup yada kurum(Sermaye, sınıf, din, mezhep, etnisite, ordu)  bulunmaktadır. Her parti bu yaslandığı grup yada kurum ile var olmaktadır. Yeşiller ise herhangi bir grup yada kurum üzerinden değil, bireyler ve evrensel değerler üzerinden var olmayı ilke edinmiş bir politik hareket olarak, Türkiye’nin siyasi tarihinde gerçekten zor bir işe soyunmuştur. Ancak aksi yönde davranmak, Yeşillerin özüne aykırıdır. Bu nedenlerledir ki, Yeşillerin yapısı, bireylerin katılımına olabildiği kadar açık, grupların tahakkümüne ise olabildiği kadar kapalı olmalıdır.

Yeşiller, tüm politik etkinliklerini kamuoyuna açık yapmalıdır. Örgütsel etkinlikler ise, tanımlı katılımcılar ile önceden duyurularak ve kamuoyunun bilgisi dahilinde gerçekleştirilmelidir.

Yeşiller içerisindeki tartışmalar üye olan herkesin erişebileceği şekilde açık olarak yapılmalı ve kararlar kadar, öneriler, eleştiriler ve itirazlar da kayıt altına alınmalıdır. 

Seçilebilirlik – Değişebilirlik – Pozitif Ayrımcılık

Yeşiller, seçimi ancak doğrudan demokrasinin uygulanamadığı boyutlarda öngörmeli, mutlaka süreli, eşli, yedekli, kotalı ve dönüşümlü bir uygulamayı benimsemelidir.

Seçilmişlerin yetkileri işlerin yürütülmesinden ve kısa vadeli kararlardan ibaret olmalı, uzun vadeli kararlar seçenler tarafından alınmalıdır. Buna ek olarak seçilmişlerin izleyeceği yol önceden tartışılmış ve kararlaştırılmış olmalıdır.

Sorumluluk ve Özgürlük

Yeşiller içerisinde özgürlük kadar sorumluluk da herkesindir. Seçilmişlerin varlığı, bireylerin özgürlüklerini ve sorumluluklarını sınırlamamalıdır. Herkesin, tanımlı olduğunda sorumluluklardan muaf tutulması olanaklı olduğu gibi, gereksinim duyulduğunda da işin bir ucundan tutması beklenir.

Ortaklık ve Şenliklilik

Yeşillerde katılım bireye dayalı olsa da, etkinlikler ortak olmalıdır. Bu ortaklığı sağlamada kullanılabilecek en güzel ilke ise şenlikliliktir. Yeşiller içerisinde bireysel çabalar, ancak özellikli durumlarda ve bu duruma ilişkin ortak bir karar alındığında sınırlı bir süre için olanaklı olmalıdır.

Merkezsizlik – Yerellik

Yeşiller, coğrafi tanımlamalar dışında merkezsiz ağ tipi bir örgütlenme yapısını benimsemeli, kaynakların oluşturulması ve kullanımı, temelde yerel yapılarda gerçekleştirilmeli ve ancak gereksinim sınırları ölçüsünde üst yapılara aktarılmalıdır.

Yerel yapıların büyüklüğü, yüz yüze iletişimi olanaklı kılacak şekilde mahalle/köy sınırları içerisinde kalmalıdır. Bu durum aynı zamanda bir yerel yapının diğer bir yerel yapı üzerinde güç ve tahakküm oluşturmasını engelleme amacını da güder.

Diğer yandan Yeşillerin merkezsiz ağ tipi örgütlenme ilkesi, örneklerine sık rastlandığı üzere partinin tavandan tabana doğru değil, tabandan tavana doğru kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Kanımca bu ilke Yeşillerin asla vazgeçmemesi gereken bir ilkedir. 

Yapı

Bir Yeşil Partinin yapısı, içinden geldiği hareketin yapısından ayrı tanımlanmamalıdır. Bu, hem partinin kamuoyu tarafından doğru büyüklükte algılanışı, hem de işleyişte dikkat edilmesi gereken konuların önceden ortaya konulabilmesi için bir gerekliliktir.

Yapı, hareketin temel etkinlik alanlarına ilişkin kapsayıcı olmalı, herkesin kendisini tanımlamasına olanak sağlamalı, yapının bileşenlerinden herhangi birisinin bir diğerini örtmesini engelleyecek şekilde tanımlanmalıdır.

Bir “canlı” olarak insana benzetirsek, bireyler – hücreler, parti – hareket sistemi, dernek – üreme sistemi, kooperatifler – sindirim sistemi, vakıf – solunum sistemi, enstitü ise sinir sistemi olarak ifade edilebilir. Bütün bu yapıları birbirine bağlayan ağ ise dolaşım sistemine benzetilebilir ki, basın-yayın-iletişim için kurulacak ajans bu sistemin kalbidir.

Yapı Taşı – Bireyler

Yeşillerin en küçük örgütsel birimini de oluşturan bireyler, zamanla yapı içerisinde farklılaşabilir. Bununla birlikte birden fazla organ içerisinde yer alarak yapının bağlantılarını da güçlendirebilir. Yapının kendini yenileme süreçlerinde bireylerde dönüşüm sağlanarak canlılık korunmalıdır.

Siyasal Alan – Parti

Yeşiller Partisi, örgütsel olarak bir taban partisi olmalı ve temelde yerel yönetimler içerisinde yer almayı amaçlasa da, hem söylemini geniş kitlelere iletebilmek için, hem de yasal değişikliklerin yapılmasında taraf olabilmek için ulusal parlamenter sistem içerisinde temsili de hedeflemelidir.

Partinin en küçük örgütlü birimi mahalle/köy düzeyinde olmalı ve en az yedi kişinin bir araya gelmesi ile kurulmalıdır. Bu birimin biri kadın, biri erkek iki temsilcisi olmalı ve bu kişiler aynı zamanda partinin temel karar organı olan temsilciler konseyini oluşturmalıdır. Mahalle birimi, bir kooperatif ortaklığı ile ekonomik açıdan sürdürülebilir hale getirilebilir. Bu aynı zamanda uygulama fırsatları yaratacağından dolayı da ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeşiller Partisi, tabandan yükselerek kurulmalıdır. Parti kurulacağı ilan edildikten sonra, öncelikle mahalle birimleri kurulmalı ve 6 aylık bir süre sonunda temsilcilerin katılımıyla kongre yapılarak program ve tüzük netleştirilmeli ve kuruluş başvurusu yapılmalıdır.

Partinin mali kaynakları temelde bireylerin katkılarına dayanarak mahalle birimlerinde oluşturulmalı ve büyük oranda yerinde kullanılmalıdır. Sadece genel giderler için belirli bir kaynak(en fazla tüm gelirin 1/5) sekreteryaya aktarılmalıdır.

Partinin etkinlik harcamaları genelde katılımcıları tarafından karşılanmalı, sağlanan kaynağın üretildiği anda tüketildiği bir mali politika benimsenmelidir. Bu amaçla tüm etkinlikler, gelir getirici yada maliyetleri azaltıcı bir sosyal etkinlikle bir arada yapılmalıdır. Bu aynı zamanda şenlikli bir birlikteliğin yaratılması için bir fırsattır.

Bir istisna olarak sadece seçimlere yönelik kaynaklar en az bir yıl öncesinden toplanmaya başlamalıdır. Tüm bunlar yapının hem mali olarak hem de örgütsel olarak bağımsız kalabilmesi için bir gerekliliktir.

Yeşiller Partisi, Avrupa Yeşil Parti ile olan ilişkilerini iki yönlü olarak sürdürmeli, politikaların belirlenmesinde etkin rol oynamalıdır. Bunu sağlayabilmek için Avrupa Yeşil Parti’ye asli üye olmalı ve etkinliklerine kendi olanaklarıyla katılmalıdır. Hem bu olanakların geliştirilmesine, hem de dayanışma ve işbirliğine yönelik olarak, Avrupa’daki gerek Avrupa Yeşillerinin içerisindeki gerekse dışındaki Türkiye kökenliler ile temas yüzeyleri genişletilmelidir.

http://www.yesilvesol.org/belgeler.htm

http://www.yesilvesol.org/belgeler/yesilvesolkitapcik-ekim2009.doc

December 18, 2009 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, ozyonetim, sistem karsitligi

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: