ecotopianetwork

DERİN EKOLOJİ HAREKETİ VE ÇEVRE ETİĞİ

Yrd. Doç. Dr Oya BEKLAN ÇETİN – Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

GİRİŞ

II. Dünya savaşı sonrası çevresel yıkıma karşı oluşturulan tepkiler, sorunun ve sorumluların tanımlanması ve çözüm önerileri açısından çeşitlilik göstermektedir. Başlıca akımlar olarak tanımlanabilecek Derin Ekoloji hareketi, Toplumsal Ekoloji ve Ekofeminizm, ekolojik problemlere radikal çözüm önerileri sunan ve toplumsal, ekonomik, siyasal yapıda köklü dönüşümlerin gerekliliğini savunan yaklaşımlar olarak, Türkiye’de fazlaca tanınmamaktadır. Son yıllarda, Toplumsal Ekoloji yaklaşımını tanıtıcı Türkçe yayınların artması, savlarını diğer yaklaşımların eleştirisi üzerine kuran ekolojik düşünce içinde temel akımların tanınmasını gerektirmektedir. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı Derin Ekoloji hareketinin ilkeleri konusunda özel bilgi sunmaktır.

DERİN EKOLOJİ HAREKETİNİN DÜŞÜNSEL KÖKENİ

Derin Ekoloji hareketi çağdaş bir hareket olmasına rağmen, düşünsel kökleri 18 ve 19.yüzyıl Avrupa Romantizmi ve Amerikan Aşkıncılığına dayanır. Romantizm akımı, edebiyat, müzik, resim ve drama alanlarında artistik ve entelektüel bir hareket olarak tanımlanabilir. Avrupa’da bu dönemde, toplumsal yapıda meydana gelen maddi değişimlere tepki olarak doğmuştur. Maddi dönüşüm sırasında kentlerde nüfus yoğunlaşması, romantikler tarafından kırsal kesimin ürünlerinin fütursuzca tüketilmesi olarak değerlendirildi. Kentler yoksulluk, sefalet ve yıkım bölgeleri olarak betimlendi. Eski toprak aristokrasisinin yerini yeni burjuva sınıfı aldı. Tepki olarak, eski toprak aristokratları endüstrileşme karşıtı romantiklerle bağ oluşturdu. Aristokratlar tarafından yeni burjuva toplum düzenine başkaldırı, bu yeni düzenin temsil ettiği bütün değerlerin reddi haline dönüştü. Materyalizmin, Akılcılığın, Aydınlanmanın, bilimsel mantığa dayalı davranış, düzen ve otoritenin antitezi olarak sunuldu. Romantiklere göre duygusal, içgüdüsel, sezgisel bilgi insanoğlunun en dikkate değer yönüydü.

Diğer taraftan, Amerikan Aşkıncılığı, Yeni Dünyanın fethi ve imarıyla yakından bağlantılıydı. Yeryüzünde Cennet Bahçesinin restorasyonu adına vahşi doğanın tahrip edilmesine karşı çıkıyordu. Kendilerini Avrupa Romantiklerine yakın buluyorlardı. Bu bağlamda, İngiltere’de Selborn’un Doğa Tarihi’ni yazan Gilbert White, Amerika’dan Burrough, Muir, Thoreau, Emerson insan-doğa ilişkisinin romantik-aşkıncı kavramsallaştırılmasının öncüleridir (Pepper, 1988: 76-81; Worster, 1990:6-17)

Doğa’nın romantik kavramsallaştırmasını içeren Ekosentrik Etik, Derin Ekoloji hareketinin temelini ve Çevre Etiği içindeki tartışmaların önemli bir bölümünü oluşturur. Derin Ekoloji hareketi ile Çevre Etiği arasındaki bağlantının ortaya konabilmesi için öncelikle, Çevre Etiği içindeki Ekosentrik Etik ve diğer temel tartışmalara kısaca göz atmak gerekir.

ÇEVRE ETİĞİ

Çevre Etiği, Aldo Leopold’un çalışmalarından esinlenerek, ekolojik krize Etik biliminin ilkelerinin uyarlanmasıyla oluşmuştur. Temel tartışmalar insan-doğa ilişkisinde doğanın araçsal ve öz-değerleri etrafında gelişir. Geleneksel Etik sisteminde, insanlar merkezde yer alır. İnsanoğlunun çevreye saygı duyma sorumluluğu yoktur. Diğer taraftan Çevre Etiğinde, çevre araçsal değerden daha fazlasına sahiptir ve insanlık doğal çevresiyle çok yakından bağlantılıdır. Çevre Etiği doğanın, insanoğlunun tanımladığından başka bir anlamı ve değeri olup olmadığını tartışır.

Çalışmalarıyla Çevre Etiğini etkileyen Leopold’e göre (1983: 6-7), Etiğin çevreyi de içine alabilecek şekilde genişlemesi, ekolojik evrimde içinde bir süreci ifade eder. Bu süreç içinde ilk aşamada Etik bireyler arasındaki ilişkilerle ilgiliydi. Musa’nın 10 Emir’deki ilkeleri bireyler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesine yönelik ilk aşama Etiğinin en güzel örneklerinden biridir. İkinci aşama, demokraside olduğu gibi toplumsal organizasyonla bireylerin bütünleşmesine yönelik olarak, bireylerle toplum arasındaki ilişkilerle ilgileniyordu. Son aşama olan Toprak Etiği, insan evriminin bir parçası olarak topluluk sınırlarının genişlemesiyle karşımıza çıkar. İnsanın toprak ve toprağın diğer sakinleri üzerindeki fatih rolünü, toprağın vatandaşlarına dönüştürür. Bu durum topluluğun bütün üyelerine saygıyı ve varoluş mücadelesinde hareket özgürlüğüne getirilen bir kısıtlamayı ifade eder.

İnsan-olmayan varlıkların da saygı duyulmaya ve korunmaya hakları var mıdır? Ahlak filozofu Singer (Rodman, 1977:85-89 içinde), hayvanlara saygı duyulmasının gerekliliğini savunur. Buna göre, ahlakın temel ilkesi olan fiziksel acının kötü olduğu ve bu nedenle acının en aza indirilmesinin herkesin görevi olduğu ilkesinin çiftlik ve deney hayvanlarını da içerecek şekilde genişletilmesi gerekir. Bu hayvanların yaşadıkları acı, insanlığın bundan elde ettiği yararla kıyaslandığında gereksizdir ve telafi edilemez.

İnsanlar arasında yeni doğanlar, deliler ve bunakların acıdan korunmalarını sağlayacak hukuki hakları bulunmaktadır. Bu grupların zevk ve acı hissetme kapasiteleri hukuki haklarının temelini oluşturur. Dolayısıyla, bu haklar bütün zevk ve acı hissetme kapasitesine sahip varlıkları da kapsamalıdır. Bitkilerin zevk ve acı hissetme kapasiteleri konusunda güvenilir bulgular mevcut olmadığından, acıdan koruma ilkesi yalnızca çiftlik ve laboratuvar hayvanları ile sınırlı kalmaktadır.

Diğer taraftan Stone (Rodman, 1977:92 içinde), acının önlemesi konusundaki hakların yalnızca hayvanları değil, ağaçlar, taşlar ve nehirler gibi tüm doğa nesnelerini de kapsaması gerektiğini savunur. Acı ve zevk kapasitesi ile bilincin öznelliğinin, hayvanlar olduğu kadar, bitkiler, atomlar ve hareketli moleküllerde de bulunma olasılığının olması, acıdan koruma ilkesinin tüm doğa varlıklarına genişletilmesini gerektirir. Stone’un bu yaklaşımı dünyaya alternatif bir bakış açısı oluşturur.

Çevre Etiği içindeki tartışmaların diğer ucunda, acı hissetme kapasitesine sahip varlıkların öz-değerlerinin varlığının reddi ya da öz-değerin kabul edilebilirliğine karşın, insanın üstünlüğünün sürdürülmesine ilişkin tartışmalar yer alır. Örneğin, Goodpaster (1983:35), acı çekme kapasitesine sahip tüm varlıkların öz-değerleri nedeniyle insan saygısını hak ettiği düşüncesine karşı çıkar. Murdy (1983:15-20) ise her türün öz-değeri olduğunu kabul eder ve insanlar da dahil olmak üzere varoluş mücadelesinde her birinin kendi yararını gözettiğini belirtir. Bu nedenle, insanın çıkarı diğer türlerin çıkarları ile çatıştığında insanın kendi çıkarlarını kollaması gerektiğini savunur. Ayrıca, insanın dünya üzerindeki üstünlüğünün kültürel bağlamda sonraki kuşaklara bilgi aktarımına dayanan bir evrim olduğunu belirtir. Sagoff (1983:25), Murdy’i destekleyerek, çevrenin değerinin doğada estetik değerler keşfetme kapasitesine sahip insanoğlundan kaynaklandığını belirtir.

Derin Ekoloji hareketi bütüncül bir yaklaşım sergileyerek Çevre Etiği içindeki tartışmalarda karşı durduğu yaklaşımlar olsa da, Her iki alan içindeki Ekosentrik bakış açısı ortak noktayı oluşturur. Derin Ekoloji hareketi toplumsal sistemi eleştirerek, bugünkü ekolojik krizin nedenini, gelişmiş endüstriyel toplumlardaki tinsel krize bağlar.

DERİN EKOLOJİ HAREKETİNİN İLKELERİ VE EKOSENTRİK ETİK

Çevre problemlerinin çözümünü için önerilen alternatif yaklaşımlardan biri Derin Ekoloji hareketidir. Bu ekosentrik yaklaşım, ekolojik denge ve tüm türlerinin yaşamının insan toplumundaki ekonomi ve ideolojiden daha önemli olduğunu savunur.

Derin Ekoloji hareketi, çevre problemlerini mevcut sosyo-ekonomik ve politik sistemleri eleştirmeden çözülebilecek teknik problemler olarak gören çevreciliğe alternatif bir yaklaşımdır. Arne Naess’in (1973:95) “Gölge Ekoloji” olarak adlandırdığı çevreciliğin aksine temel amacı gelişmiş ülkelerdeki insanların sağlığı ve refahı değildir. İnsan toplumundaki sosyo-ekonomik ve politik yapılarda ‘kökten’ değişimle ilgilenir.

Naess (1973:95-99), Derin Ekolojinin İlkelerini üç tanesi insan ve doğa ilişkisine ilişkin, diğer beşi oluşturulan ilkelerin insan toplumlarına uygulanmasına yönelik olarak belirler. Bu ilkeler:

1. İnsan Ve Çevresi İle İlgili İlişkisel, Bütüncül Bir İmaj Yaratmak: İnsanlar doğal çevrelerinden bağımsız ve ayrı organizmalar değil, bu çevrelerin birer parçasıdır. Bütün organizmaların ‘öz-ilişkileri’ vardır. Bu ilişki organizmaların özdeşleşmesinde temeldir. Öz-ilişki olmadan organizmalar daha önce oldukları şeyle aynı şey değildir. Bu ilişki, insan da dahil olmak üzere tüm organizmaları içine alan ‘toplam-alan’ oluşturur.

2. Biyosferik Eşitlik: İlişkisel, bütüncül yaşamda bütün organizmalar ve yaşam formları insanlarla eşit öneme sahiptir. Yaşama ve kendini-gerçekleştirme bütün türlerin hakkıdır. Buna öz-değer adı verilir.

3. Farklılık ve Ortak-yaşam: Bu iki ilke insanların diğer yaşam formlarına karşı tutumlarına temel olan anlayışı değiştirmeyi gerektirir. Doğadaki diğer ilişki türü desteklenmelidir. Yaşam için mücadele ve güçlünün varolması yerine, doğada zaten var olan ortak-yaşam ve ortak-varoluş insan ve diğer yaşam formları arasında oluşturulmalıdır. İnsan-doğa ilişkisindeki sözü edilen bu üç temel ilke insan toplumları arasında da oluşturulmalıdır.

4. Sınıfsız Toplum: İnsan toplumunda biyosferik eşitliğin oluşturulması için, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlar ya da bir toplumdaki ekonomik sınıflar gibi sınıflandırmaların ortadan kalkması gerekir.

5. Kirlilik ve Kaynakların Tükenmesine Karşı Mücadele: Kirlilik ve kaynakların tükenmesine karşı mücadele önemlidir ancak bu hedeflere çok fazla yönelme, kirlilik ve kaynak tükenmesini yaratan politikaların neden olduğu diğer problemleri de gizlemektedir. Mevcut teknoloji ve enerji kaynaklarını değiştirmeden kirlilik önleyici araçların kullanılması yalnızca yaşamın maliyetini arttırır. Yaşam maliyetinin artması ise sınıfsal farklılıkları derinleştirir.

6. Karmaşık ve Zor Karşıtlığı: Doğadaki tüm yaşam formları karmaşıktır. Bu ilkenin insan toplumuna uygulanması işin parçalanmasının yerini iş bölümünün almasını gerektirir. Karmaşık ekonomilerden, kültürel ve teknolojik çeşitlilikten ve bunların bütünleşmesinden yana olunmalıdır.

7. Yerel Otorite ve Desentralizasyon: Doğada ve toplumsal yaşamdaki karmaşık yapıyı koruyabilmek için toplumlarda yerel otorite, desentralizasyon ve kendine-yeterlilik gerekir. Temel kurallar uygulanmaya devam edilmeli ancak yerel çıkarlar da korunmalıdır.

8. Bilgi ve Bilim: Derin Ekolojinin ekolojik bilgisi sezgisel bilgiye dayalıdır. Normatiftir. Ekolojik Denge ve Uyum felsefesi olan Ekosofi-T,* ekolojik bilginin temelini oluşturur.

Derin Ekoloji hareketi genellikle Arne Naess’in Ekosofi-T ile özdeşleştirilse de, Uzak-doğu dinleri, Panteizm ve New Age felsefesi gibi kaynaklardan da beslenir. Derin Ekoloji hareketi dört noktada eleştirilir: Ekosentrik etiğin uygulanabilirliği, ekolojik toplum modeli için verilen örneğin teknolojik olarak gelişmemiş ya da tarih öncesi topluluklardan seçilmesi, ekolojik krizin nedeni olarak tüm insanlık gösterilerek, insanlar arasında bu krize neden olan grupları ve kurumları gözardı etmesi, ve toplumsal cinsiyet körü olmasıdır. Ekosentrik Etiğin uygulanabilirliğine dair tartışmalar Çevre Etiği içindeki tartışmalara yerleştirilebilir. Ekolojik toplum modeli olarak kullanılan örnekler çevreciler tarafından eleştirilirken, ekolojik krize neden olan grupların, tüm insanlık sorumlu gibi gösterilerek gözardı edilmesi toplumsal ekolojistlerin eleştirilerinin hedefini oluşturmaktadır. Ekofeministler ise ataerkillik ve ekolojik kriz arasındaki bağlantının önemini vurgulayarak, derin ekolojistleri toplumsal cinsiyet körü olmakla eleştirirler.

SONUÇ

Ekolojik krize alternatif bir yaklaşım olarak ortaya çıkan Derin Ekoloji hareketi antroposentrik bakış açısının yerine ekosentrik bakış açısını koyar. İnsan-doğa ilişkisinin romantik-aşkıncı kavramsallaştırılması, öz-değer, biosferik eşitlik ve kendini gerçekleştirme ilkeleri, bu yaklaşımın toplumsal ve politik sonuçları gözönüne alındığında ekofaşizme varan bir aşırılığa zemin oluşturabilir.

KAYNAKÇA

Goodpaster, K.E (1983). “On Being Morally Considerable”, Ethics and the Environment, Yay. Haz. D. Scherer ve T.Attig Prentice-Hall, INC., : New Jersey, sf.30-40

Leopold, A (1983). “The Land Ethic”, Ethics and the Environment, Yay. Haz. D. Scherer ve T.Attig, Prentice-Hall, INC., : New Jersey, sf.6-9

Murdy, W.H. (1983). “Anthropocentrism: A Modern Version”, Ethics and the Environment, Yay. Haz. D. Scherer ve T.Attig Prentice-Hall, INC., : New Jersey, sf.12-20

Naess, A (1973). “The Shallow and the Deep, Long-Range Ecology Movement: A Summary”, Inquiry, s.16, sf.95-100

Pepper, D (1988). The Roots of Modern Environmentalism, Routledge: London, New York

Rodman, J (1977). “The Liberation of Nature?”, Inquiry, 20:83-145

Sagoff, M (1983). “On Preserving the Natural Environment”, Ethics and the Environment, Yay. Haz. D. Scherer ve T.Attig Prentice-Hall, INC., : New Jersey, sf.21-29

Worster, D (1990). Nature’s Economy: A History of Ecological Ideas, Cambridge University Press: Cambridge, New York, Melbourne

Zimmerman, M.E (1994). Contesting Earth’s Future, University of California Press: Berkeley, Los Angeles, London

——————————————————————————–

* Arne Naess’in Ekosofi-T’sinin temeli kendini gerçekleştirmedir. Bütün varlıklar yüce Benlik Atman’ın tezahürleridir. Her şey birbiriyle bağlantılıdır ve bütün varlıkların kendini gerçekleştirme hakkı vardır. Tüm varlıklarla daha geniş ölçekte bütünleşme ile sağlanan Birlik, kendini gerçekleştirmede vazgeçilemez bir adımdır. Naess, zaman, mekan, fiziksel ve toplumsal gerçeklikte yer alan mutlakçılık, kibirlilik ve eternalizmi yok etmek ister (Zimmerman, 1994:21-37)

http://www.sav.org.tr/yazialmanak.asp?curyazi=CEVRE_2003_1_OB_CETIN.htm

December 21, 2009 - Posted by | ekolojist akımlar, somuru / tahakkum, türcülük, doğa / hayvan özgürlüğü

1 Comment »

  1. Merhaba…
    Derin Ekoloji (Deep ecology), Eko – Etik ve Etik Ekonomi gibi akımların, özellikle akademisyen – bilim insanları arasında başlayan yükselişi, son yıllarda daha geniş bir toplumsal taban kazanmaya başladı.Bu ilgiye paralel olarak,karşılaştıkları eleştirilerin dozu artıp, üslubu da sertleşiyor.Eko – Faşizme kadar gidebilecekleri savını, Sosyalizm’ den Nasyonel Sosyalizm’ e geçiş olabileceğini söylemek kadar abartılı bir saptama olarak kabul ediyorum. Bu savı ileri sürenler genel olarak Alman Nasyonel Sosyalist partisinin ”Yeşil Kanadı” nı temsil eden bazı kişilerin o tarihteki söylemlerindeki Ekolojik dokundurmaları temel alırlar.Oysaki, inceşlendiğinde görülecektir ki, bunlar düpedüz aşırı etnik milliyetçi – faşist söylemlerdir ve Derin Ekoloji ile ”Ekoloji” terimi dışında bir ilişkileri yoktur…
    ”Bilgi ve Bilim: Derin Ekolojinin ekolojik bilgisi sezgisel bilgiye dayalıdır. Normatiftir….” savı da gerçekle ilişkisi olmayan bir saptamadır. Arne Naess ”Dünyadaki tek bilim Biyoloji’ dir…” derken vurgulamaya çalıştığı, sosyal bilimcileri kızdıracak boyutta, deneyselliğe dayanmayan, antropojenik her türlü mülahaza mistiktir, bilim dışı görülebilir düşüncesine dayanmaktadır. Bu kadar doğal bilimleri ön planda tutan bir düşüncenin ”ekolojik bilgisi sezgisel bilgiye dayalıdır”şeklinde yargılanması olanaksızdır. kaldı ki, bu düşüncenin önde gelen takipçülerinin çoğunluğu ”biyolojik bilimlerde uzmanlaşmış olan bilim insanlarıdır”. Ekolojik sorunları deneylerle kanıtlayanlardır.Pek öoğu halen laboratuvarlarda çalışmaktadır.
    Bu arada yazıda geçen ve Arne Naess e mal edilen ”Gölge Ekoloji” kavramını ilk defa duyuyorum. Acaba bu Shallow (Sığ) Ekoloji teriminin yanlış bir çevirisi olabilir mi ?
    Söylenecek daha çok şey var.
    Bu kısa bir okuyucu yorumu. Ancak ”tarafgir ve objektif olmayan” eleştiriler arttıkça, sanırım yakında ”doğal bilimciler” iş edinip, bilgiyi doğal bilim laboratuvarlarında değil, yazı masalarında üretenlerle tartışmaya başlayacaklar…
    Sevgilerimle…
    Doç. Dr. Levent Tuğrul

    Comment by Levent Tuğrul | December 21, 2009 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: