ecotopianetwork

SAVAŞTAN KÂR ÇIKARMAK – Dilaver Demirağ

Dilimizde bir deyim vardır, sinekten yağ çıkarmak diye… Birileri de şu günlerde sudan savaş ve kana bulanmış kârlar çıkarma derdinde.

Sütlüce’de çokuluslu su şirketlerinin sponsorluğunda hatta hamiliğinde Dünya Su Konseyi toplantısı yapılıyor. Bu toplantının amacının su kaynaklarının satışı olduğunu iyi bilen ve buna itirazı olan göstericiler düzenin/hükümetin bekçiliğini yapan polis tarafından kıyasıya ve acımasızca dövülüyor. Böylece su pazarlamacılarına ve AB liderlerine Türkiye demokrasisinin olgunluk düzeyini göstererek “AB’ye ne kadar hazırız” mesajını iletmiş oluyoruz.

Polis için gösterici tek bir anlam ifade ediyor: baş belası. Bitmeyen nöbetler, amirlerin keyfiliği, geçim sıkıntısı ve daha birçok sorun göstericide simgeselleşiyor ve polis, tüm bu sıkıntılarının acısını onlardan çıkararak “aşırı güç kullanıyor”.

Salonda tacirliği ile övünen hükümetin eski dışişleri bakanı, zirvenin ev sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül pazarlama ayinine uygun olarak Türkiye’nin 10 yıl içinde su bakımından yoksul ülkeler arasında olacağını söylüyor. Oysa kişi başına düşen su miktarı 2000 metreküpün altında olan her ülke “su yoksulu” sayılıyor. Bir ülkenin su zengini olabilmesi için kişi başına düşen yıllık ortalama su miktarının en az 10 bin metreküp olması gerekiyor ki Türkiye’de bu miktar, Gül’ün verdiği rakamla, 1830 metreküp civarında. Yani Türkiye zaten “su yoksulu” bir ülke.

Biz kendimizi su yoksulunun da yoksulu olan Ortadoğu ülkeleri ve Afrika ile kıyasladığımızdan hâlâ su kaynakları bakımından kendine yeterli ülke konumunda görüyoruz. Oysa kişi başına düşen su miktarı ortalama 5000 metreküpün altında olmayan AB ülkeleri yahut Kuzey Amerika ülkeleri ile kıyaslandığımızda biz basbayağı bir yoksul ülkeyiz. Kanada da kişi başına 92 bin metreküp su düşerken, ABD’de bu rakam 10 bin metreküp.

Biz ise hem yoksuluz, hem savurgan, hem de vurdumduymazız. Çünkü akarsularımız adeta birer kanalizasyona dönüşmüş halde, sanayi kuruluşları bir yandan, kentler bir yandan akarsulara atıklarını boşaltıp duruyorlar. Bunun sonucu olarak zaman zaman yaz aylarında ishaller artıyor. Henüz bir salgın yaşanmadıysa bu, sanırım, ilahi güçlerce (!) korunuyor oluşumuzdandır. Mikroptan ya da zehirli atıklardan kurtulanlar ise bu kez klordan içilemeyecek kadar kötü suları içmek zorunda kalıyor.

Ama durun! Belediyeler tarafından kentlere verilen sudaki yegâne tehlike aşırı klor değil. Kentlere verilen içme sularında arsenik ve ağır metaller de var. Bunları arıtmak için basit yöntemler yeterli değil ve ileri düzeyde biyolojik arıtma yapabilen tesis ise büyük kentlerde bile çok az. Yani koleradan, dizanteriden yahut aşırılaşmış ishalden ölmezseniz, bu kez arsenik başta olmak üzere ağır metalden dolayı kanserden öleceksiniz.

Şehir şebeke suyunun durumu bu olunca ambalajlı su sektörü adeta “zil takıp oynuyor”.. Çünkü sokak dili ile “işler ayna”.

Pazarın rakamsal büyüklüğü 2007 yılı verileriyle 1,2 milyar dolar. Pazar her yıl % 11 büyüyor. 2007 yılında tüketilen su miktarı 10 milyar litre. Türkiye’de 2006 yılında kişi başı ambalajlı su tüketimi yılda 91 litre. AB’de ise kişi başına paketlenmiş su tüketimi 2008 verileriyle 105 lt civarında. Yani AB ülkelerini yakalamaya az kaldı. Ancak nüfusun büyük bölümü hala musluktan su içmeyi tercih ediyor. Çünkü damacana su tüketecek gelir düzeyine sahip değiller.

Ve Dünya Su Konseyi’nin bu yılki teması su da özelleştirme. Konsey yöneticisi Loic Fauchon’un şu sözleri dikkat çekici: “İnsanlar su faturasına cep telefonu kadar ödeme yapmaya razı olursa hiçbir sıkıntı kalmayacak. İnsanlar cep telefonu kullanmadan da yaşabilirler, ama su kullanmadan yaşayamazlar. Arabaların vergilerine harcadığımız vergilerin yüzde 5’ini suya harcamazsak su sorununu çözemeyiz.”

Bolivya ve Hindistan, suyun özelleştirilmesinin vahim sonuçlarını göstermesi bakımından ibret verici kabul edilebilir, ama daha vahimleri de var.. Bolivya’da suyu özelleştiren devlet, halkın yağmur suyu biriktirmesini bile yasakladı. Hindistan’daki suyun sahibi de akarsuyu polis gücüyle koruyor, “su hırsızlarına” karşı. Bolivya’da suyun özelleştirilmesinde çok kan aktı. Çok insan Bolivya polisi ve jandarması tarafından Suez, Vivendi gibi dünyanın belli başlı su tekelleri için öldü.

İngiltere’de su zamları sonrası karşılaşılan durumlar da özelleştirmenin sakıncalarına dönük bir başka örnek. Birmingham’da toplu konut sitesindeki abonelerin su bedelini ödeyememesi sonucu suları kesilince, sakinler tuvalet gereksinimlerini gelişigüzel yerlerde hatta merdiven altlarında giderip, dışkısal atıklarını da sağa sola atmışlardı.

Yine özelleştirmeye dönük bir başka eleştiri su fiyatlarının artışı, özellikle yoksullar için. Moritanya için verilen örnek 30 kat. Kamu kurumlarınca yoksul bölgelere su verilemediğinden özel kuruluşlar bu bölgede tankerler ile su satıyor, bedeli şehir şebekesinden 30 kat daha pahalı. Hemen her yerde özelleştirmelerin ardından su fiyatları zamlanıyor. OECD’nin 1992 Meksika Raporu’nda buna dikkat çekildi.

İşte bu şartlar altında birileri su savaşlarının kapıda olduğunu söyleyip, savaş çıkmaması için “iyi bir su yönetimi şart” diyor. Kastedilen ise su kaynaklarının yönetiminin özel şirketlere devri, yani ya su kaynakları özelleşecek ya da savaş çıkacak.

Birileri pet şişe suyu bir silaha dönüştürüp şakağımıza dayıyor ve “ya paranı ya canını” diyor. Bu şantaja boyun eğmemek için sandıkta her şeyi iyi düşünün çünkü attığınız her oyun size cüzdanınızdan çekilen para, gıkınız çıkarsa da patlayacak bir savaş olarak dönmesi çok olası. 

Dilaver Demirağ: Araştırmacı, yazar. Yeşiller Partisi MYK üyesi

http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_docman&task=doc_download&gid=159&Itemid=36

December 27, 2009 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, bu topraklar, sistem karsitligi, somuru / tahakkum, Su

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: