ecotopianetwork

RADİKAL EKOLOJİK HAREKETLER – Yeşil Barış Değil, Yeşil Savaş !

Yusuf PUSTU
Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Araştırma Görevlisi

GİRİŞ

Günümüzde yaşadığımız ve gittikçe daha da derinleşen ekolojik sorunların tümü toplumsal sistemden kaynaklanan sorunlardır. Dolayısı ile ekolojik sorunların çözümü için günümüzün kapitalist toplumsal sistemi sorgulanmadan mümkün görünmemektedir. Bu toplumsal sistemin bakış açısı ile doğa; bütünüyle sanayi ve teknolojinin hammadde kaynağı, üretim ihtiyaçları, için sınırsızca kullanılan bir alan olarak görülmektedir. Toplumsal sistem tahakkümcü, sürekli ilerlemeci ve maksimum kar bakış açısı ile doğayı tahrip etmektedir.

Doğanın bu şekilde sömürülmesine ve kapitalist sanayi toplumunun yapısına ve işleyişine önemli tepkiler radikal ekolojik hareketler tarafından getirilmektedir. Ekolojik hareketler, ekolojik sorunlarla ilgili yaptıkları eylemler ve yayınları ile dünya çapında ekolojik duyarlılığın geniş toplum kesimleri tarafından benimsenmesinde etkili olmaktadırlar.

1960’lı yıllarda toplumsal alanda artan çevre bilinci, mevcut çevre örgütlerinin üye sayılarını arttırırken doğaya bakış açıları ve eylemleri bakımından daha radikal yeni çevre örgütleri ortaya çıkmıştır. Friend Of Earth (Yeryüzü Dostları), Greenpeace (Yeşilbarış), Ecotage (Ekolojik Sabotaj) ve Earth First! (Önce Dünya) vb. gibi örgütlerden oluşan bu örgütlerin eylemleri ve oluşturdukları teorik altyapı radikal ekoloji düşüncesini besleyen önemli bir faktör olmuştur. Bu bağlamdan hareketle bu çalışmada yukarıda belirtilen örgütlerin yanı sıra Carolyn Merchant’ın radikal ekoloji hareketi içinde saydığı yeşil politika, sürdürülebilir kalkınma ve eko-feminizm hareketleri de incelenecektir (Bakınız. Carolyn MERCHANT, Radical Ecology, Routledge, NewYork, 1992, sayfa 157-235).

A-YEŞİL POLİTİKA

Radikal ekoloji hareketleri çerçevesinde değerlendirilen yeşil politik hareketlerden dünya genelinde ekolojik sorunlarla ilgili en etkin ve yaygın olanlar incelenecektir.

1- Friend Of Earth (Yeryüzü Dostları) Friend of Earth (Yeryüzü Dostları)
2-Greenpeace (Yeşil Barış)

3-Ekotaj (Çevresel Sabotaj)

Ekotaj hareketi, “earth liberation front”, “animal liberation front (İngiltere de başlayan ve dünyanın her yerine yayılan, hayvanları kurtaran örgüt, dünyanın çeşitli yerlerinde otonomlar seklinde bulunan küçük gruplar halinde hareket ederler. İngiltere’de terör örgütü olarak anılır ve en tehlikeli örgütler listesinde başı çeker. Laboratuarlardan, hayvanların kapatıldığı her yere, kurk mağazalarından kasaplara, hayvanların zarar gördüğü her yere, kimseye zarar vermeden, sadece hasar vererek protestolar yapar, hayvanları kurtarırlar. Kurtarılan hayvanlar doğaya dönebilecek şekildeyse onları doğaya bırakır, değillerse onlara bir ev bulurlar.)” gibi ekolojist grupların, yeşil anarşistlerin başvurduğu eylem yöntemidir. Ekotaj, biyoteknoloji ve genetik mühendisliği araştırmaları, hayvan deneyleri gibi canlı doğaya doğrudan doğruya müdahale ederek geri döndürülemez sonuçları olacak girişimleri iş işten geçmeden derhal durdurmak amacıyla, yalnızca mülkiyete zarar verme ve ilgili kuruluşun bu faaliyetlerine son vermesine yol açma prensibi ile hareket eden aktivistlerin gerçekleştirdikleri bir eylem yöntemidir (Manes,1990:174-176). Örneğin; ağaçların kesildiği alanda ağaçlara özel çiviler çakılması yoluyla ağaçları kesen araçların kullanılmaz hale gelmesini sağlamak gibi yöntemlere başvururlar. Bunun yanında lobi faaliyetleri, dava açma, boykotlar, grevler, kitle gösterileri önerilir.

Radikal akımlar tarafından benimsenen ekotaj, anti-kapitalist bir eylem biçimidir. Greenpeace’nin eylemleri ile tartışılmaya ve gündemde yer bulmaya başlayan ekolojik radikalizm, ekotaj ile gündeme ağırlığını koymaya başlamıştır. Bu eylemlerle beraber radikal ekoloji hareketi ılımlı ekoloji hareketinden tamamen farklılaşır. Radikal söylemlerde kendi içinde yöntemsel ve önerdikleri yapısal değişiklikler bazında ayrışırlar. Radikal kesimdeki bu ayrışma şu başlıklar altında özetlenebilir (Demirer,Torunoğlu,Turan,1997:112):

1-Ekolojik krize neden olan politik sistem tümüyle değiştirilmelidir.

2-Günümüz toplumunun yasal ve ekonomik kurumları köklü bir değişime gereksinim duymaktadır.

3-İnsan toplulukları doğaya karşı olan değer yargılarını ve yaklaşımlarını değiştirmelidirler.

4-Kişisel yaşam biçimleri yeniden düzenlenmelidir.

Radikal ekoloji hareketi içinde 1980’lerde, ekolojik krizi tümüyle kapitalizmin işleyişine bağlayanlar ve krizin sorumlusu olarak gördükleri endüstriyel toplumun bir devrim olmaksızın çeşitli eylemlerle aşılabileceğini savunanlar olmak üzere ikili bir ayrışma yaşandı. Bu ayrışma sonrasında Greenpeace hareketi içinde kimi radikal kesimler, Greenpeace’yi endüstriyel yatırımlara karşı şiddete başvurmadığı için radikal ekolojinin ılımlı kanadı olarak nitelemeye başladılar. Bu radikal kesim (The Monkey Wrench Gang) büyük çaplı endüstriyel yatırımlara karşı geliştirilecek doğrudan eylemleri savunuyordu.

4-EarthFirst! (ÖnceDünya!)

Derin ekoloji yanlısı bu grup 1980’de Dave Foreman tarafından kurulmuştur. Earth First’in esin kaynağı, Edward Abbey’in 1975’de yayımlanan, bir grup “eko-sabotör “ün doğayı korumak amacıyla ekotaj (ekolojik sabotaj) yöntemlerini kullanmalarını konu edinen “The Monkey Wrench Gang” (İngiliz Anahtarı Çetesi) adlı romanıdır (Manes,1990:66-67). Earht First’in öncelikli amacı insan kültürünün henüz bulaşmamış olduğu doğal alanların ve doğal hayatın korunmasıdır. Grup eylem olarak gösteri, sivil itaatsizlik ve monkeywrenching yöntemlerini kullanmaktadır (Manes,1990:71-72). Bu grup örgütsel olarak gevşek bir birlikteliğe dayanmakla beraber iletişime önem veren bir yapıya sahiptir. “Radical Environmental Journal” adlıbirsüreliyayına sahiptirler. 1980’lerin başından itibaren radikal ekolojizmin çekim merkezi Greenpeace’den Eart First! isimli gruba kaydı (Demirer, Torunoğlu, Turan, 1997:113). Bu grup radikal yöntemleri ve etkili eylemleri ile dünya kamuoyunda 1980’ler boyunca kendinden çokça söz ettirdi. Grubun söylemlerinden en önemlisi “toplumsal hayatın ekolojik öncelikler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi” isteğidir. Önce Dünya!’nın teorik altyapısında “derin ekoloji” akımının önemli etkileri oldu (Demirer, Torunoğlu,Turan,1997: 113). Bu grubun  diğerlerinde  ayrılan  özelliği,  doğanın önceliğini yeryüzündeki insan var oluşunun bu süreçle tehdit altında olması ile açıklayan, insan merkezli akımlardan (anthropocentric) akımlardan farklı olarak ekoloji merkezli ( ecocentric ) bir yaklaşım geliştirmesidir. Bu harekete göre doğa insana ait kaygılardan bağımsız bir değerler bütünüdür.

Derin ekoloji hareketinin temsilcileri olan Arne Naess, Bill Devall ve George Seessions, Önce Dünya! Hareketinin ekolojik duyarlılığına önemli katkılarda bulunmuşlardır( Manes,1990:119).

5-Yeşiller Hareketi

Yeşil hareket 1970’li yıllarda kapitalist batı ülkelerinde şekillenmeye başladı. Hareket kapitalist sanayi düzeninin doğayı, kentsel ve toplumsal hayatı, dolayısı ile insan ilişkilerini bozan, yıpratan, yabancılaştıran etkilerine dönük tepkilerle birleşerek siyasallaşmaya yöneldi (Bora,1990:39 ). Ekosistemin yok edilmesi, sosyo-politik sınırların aşılması, her kademedeki yönetim organlarını işbirliğine zorunlu hale getirmektedir. Ekolojik sorunlara karşı, siyasal liderler hala eski klasik kuramların dar kalıplarını aşamamakta, sorunlara parçalı yaklaşım egemenliğini sürdür­mektedir. Ancak bu tür yaklaşımların hiçbir soruna çözüm getirmeyeceği ortaya konulmuştur. Bu çıkmazlar içerisinde, yeşil hareket, sorunlara çözüm bulabilmek için ortaya çıkmıştır. Yeşil hareket mevcut ekolojik sistemin ve değerlerin eleştirisine ağırlık vererek, çevre korumacılığı değil, insanların içinde yaşadıkları doğal, kentsel ve toplumsal çevrenin ve bu çevreyle ilişkilerin geliştirilmesini savundu (Özer,2001:67).

1970’lerin ikinci yarısında güncelleşen nükleer enerji sorunu ve anti-nükleer hareket, bu yönelime radikal ve popüler bir nitelik kazandırmıştır. Nükleer sanayi ekseninde oluşan otoriter-baskıcı yapı; ayrıca yüksek derecede uzmanlık isteyen bu teknolojinin kullanımını toplumun tercihlerinden uzak tutan anti-demokratik teknokrat ideolojisi yaygın bir tepkiye yol açmıştır. Geniş kitleler, çevresel sorunların otoritelerin, uzmanların keyfine bırakı­lamayacak kadar hayati ve önemli olduğunu en açık bir biçimde, anti-nükleer hareket temelinde fark ettiler(Bora, 1990:39).

Yeşil hareketin manevi değerlerinde, kültürün üç özelliği olarak kabul edilen; humanizmanın, modernliğin ve baberkil toplumun yansımaları bulunmaktadır. Hareketin görüşlerini yansıtan yeşil politika, hümanizmanın insanı en üstün tutan yönünü eleştirmektedir. İnsanların dünya yüzündeki yaşamın en üstünü olduğunu ve kontrolün kendisinde olduğunu savunması aşırı bir kendini beğenmişliktir, çünkü uzun süreçte her şeyi kontrol eden doğa olmaktadır. Yeşil politika ataerkil değerlerin de karşısında olmaktadır. Bu açıdan eko-feminizmle de benzer tarafları bulunmaktadır. Babaerkil değerler, dar anlamda erkeklerin kadınları sömürmeleri anlamına gelirken, geniş anlamda feminist ortamlarda sadece kadınlara yapılan haksızlıklar değil, doğadan kopma, ona egemen olma, hiyerarşik bir yapıyı destekleme, rekabet, her şeyde egemenlik ve alt etme duygusunu taşıma ve genel bir güvensizlik ifade etmektedir(Özer, 2000:69). Yeşil hareket çoğu ülkede, göze çarpan bir şekilde yeşil partilerle ilişki içerisindedir. Çoğunun amacı ulusal yasama meclislerine seçilebilmektir. Yeşil hareket hemen hemen bütün ülkelerde kısmen de olsa yasama sürecini etkileme olanağına sahip bulunmakta, kararların alınışında ve uygulamaya konulmasında yasama sürecini etkilemeye çalışmaktadır. Eğer yeşil parti yönetime seçilemezse, etkili bir baskı oluşturarak sürdürülebilir bir toplumun ortaya çıkarılmasını kendine görev edinmektedir(Dobson, 1990:132-133).

Yeşiller hareketi çevresel endişelerin yanında, diğer sosyal ve ekonomik sorunlarla da ilgilenmektedir. Bunun da birkaç önemli sebebi vardır: çevre sorunlarının diğer sorunlarla iç içeliği ve bunun iyi şekilde kavranmış olması sebeplerden birisidir. Onlara göre, dünyanın mevcut durumu, “endüstriyalizm” olarak tanımlanan “hakim ideoloji”nin ürünüdür. Sorunun çözümü de bütüncü bir yaklaşımı gerekmektedir.  İkincisi,  yeşil partilerin merkezi kadrolarının büyük ölçüde “sosyalist” ve “müdahaleci” geçmişe sahip olanlardan meydana gelmesidir. Yeşillerin vatandaş gözündeki imajı büyük ölçüde, doğaya, enerji kaynaklarına, silah­sızlanmaya verdikleri önemle özdeş bulunmaktadır(Öz, 1989:28) Yeşillerin temel düşünceleri, toplumun adem-i merkezileştirilmesi ve tabana dayalı demokrasi ile yönetilmesi üzerine yoğunlaşmaktadır (Özer,2001:67). Ekolojik toplumda sosyal sorumluluğa ve karşılıklı yardımlaşmaya özen gösterilmeli, şiddete karşı çıkılmalıdır. Bu toplumda insanlar sade bir yaşam sürerler, insanların kendilerine güvenleri yüksek olur, doğaya saygı ve yaşamın kutsallığı  önemlidir (Naees,1994:12-13).

Yeşil hareket 1968’lerin gençlik hareketleriyle ortaya çıkmış, daha sonra giderek siyasallaşmış, ekolojik sorunlara radikal bir bakış açısıyla yaklaşmaktaydı. Ancak yeşil hareket siyasallaşıp, yasama meclisleri içerisinde de yer almaya başladıktan sonra heyecanını kaybetmeye başladı. Özellikle Almanya’da 1990 seçimlerinde meclis dışı kalmışlardır. Yeşiller partisi gittikçe genç nesilden de uzaklaştı. Yeşillerin radikal tarafları politikaya alıştıkça azaldı. Yeşil hareket, başlangıçta yakaladığı radikal havayı sürdürememiş, özellikle siyasallaşıp meclise girdiğinde ekolojik sorunlarla ilgili görüşlerinde tutarsızlıklar oluşmaya başlamış, hareket düşünce derinliğini kaybetmiştir. Yeşil hareketin siyasallaşanları kan kaybetmiş, derin ekolojinin ortaya çıkmasına yol açmıştır

B-EKO-FEMİNİZM

1970’li yıllarda ekolojik konularla ilgilenmeye başlayan feminist hareket, sonunda eko-feminizm diye ifade edilen bir senteze ulaştı. Carolyn Merchant’ın “Doğanın Ölümü, Kadın, Ekoloji ve Bilimsel Devrim” (The Death Of Nature: Women, Ecology And Scientific Revolution) isimli kitabı eko-feminizmin çerçevesini çizen bir kitap olarak bu hareketin en önemli klasiğidir. Carolyn Mechant 1983 yılında ilk basımı yapılan bu kitabında yüzyıllardan beri kadının doğa ile özdeşleştirildiği ancak 1500-1700’lü yıllardan sonra ortaya çıkan teknolojik gelişmeler sonucu doğanın vahşice sömürüldüğünü, bu arada kadının statüsünün de gittikçe bozulduğunu anlatmaktadır.

1970’li yıllara kadar doğanın ve hayvanların kıyımına değinen ve çeşitli akımlar içinde yer alan kişiler olsa da bu terimi feminist literatüre 1974’te sokan ilk kişi Francoise d’Eaubonne’dur (Merchant,1992:184).

Ekoloji ve feminizmi bir potada eriterek, erkeklerin doğa ile kadınları özdeş tutarak, doğaya davrandıkları gibi kadınlara, kadınlara davrandıkları gibi doğaya davrandıklarına dikkat çekmiştir (Merchant,1992:185).Bu feminist düşünceye göre ataerkillik ve kapitalizm sistemi içinde doğayı yola getirme, sömürme, doğaya hâkim olma, doğaüstünde iktidar sahibi olarak üstünlük kurma düşünceleri ile erkeklerin kadınlara bakış açıları arasında bir koşutluk bulunmaktadır. Warren’e göre de yüzyıllardır kadın ve doğa aynı kaderi paylaşmış, ikisi de horgörülmüş, aşağılanmış ve ikisine de eziyet edilmiştir. Günümüzdeki çevre sorunlarının çoğunda özellikle kadınların sahip olduğu sezgi, bakım ve sentez yapma kabiliyetlerinin toplumlar tarafından göz önüne alınmamasının rolü bulunmaktadır(Warren, 1987:182). Doğanın sömürülmesi, bütün çağlar boyunca doğayla özdeşleştirilmiş bulunan kadının sömürülmesi ile el ele gitmiştir. En erken dönemlerden beri doğa ve özellikle yeryüzü- müşvik ve besleyip büyüten bir anne olarak, ama aynı zamanda vahşi ve dizginlenemeyen bir dişi olarak görülürdü (Capra,1992:38). Kadın ve doğa arasında kurulan bu antik bağ bu şekilde kadının tarihi ve çevrenin tarihiyle birbirine eklemlenmektedir. Bu bağ feminizm ve ekoloji arasında artarak kendini gösteren doğal  bir  akrabalığında  kaynağıdır(Capra,1992:39).

Francoise d’Eaubonne’dan sonra aynı yıl Shelia Colins’in “A Different Heaven and Earth” ‘ü yayınlandı. “Collins, “ırkçılık, cinsiyetçilik, sınıf sömürüsü ve ekolojik yıkımı”, “birbirine kenetlenmiş ve ataerkil yapıyı taşıyan ayaklar” olarak görüyordu”(Adams,1994:93). Bunlardan başka, Rosemary Radford Ruther “New Woman New Earth”, Marilyn French “Beyond Power”, Ynestra King “Towards an Ecological Feminism”, Karen Warren gibi kişiler eko-feminist düşüncenin yayılmasında   etkili   olmuşlardır(Merchant,1992:184-185).

www.koopkur.org.tr/pdf/karinca/831.pdf

January 3, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, eko-savunma, ekoloji, ekolojist akımlar, isyan, kadın ve doğa / ekofeminizm

1 Comment »

  1. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti.

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm …

    M.M.V LTD.

    Comment by Vanda Maria Mmv | August 31, 2013 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: