ecotopianetwork

Bir Sürdürülebilirlik Deneyi: Totnes ve Düşündürdükleri

İngiltere’nin güneybatısında küçük bir kasaba olan Totnes küresel ısınmaya ve petrol bazlı ekonomiye alternatif olma iddiasıyla kendi kendine yetebilen (self-sustainable) bir kent olma yolunda bir proje başlattı.

Bu proje çerçevesinde belediye meclisi kendi parasını bastı ve kullanıma soktu. Bu sayede projenin ekonomik verilerinin takibi amaçlanıyor ve bu veriler neticesinde böylesi bir ekonominin sürdürülebilirliği gün ışığına çıkarılması hedefleniyor. Kentte organik tarım ürünleri harici gıda satışı durduruldu ve bu ürünlerin kasaba arazisinde üretilmesi için yaygın bir kampanya başlatıldı. Üniversitelerden gelen destek sayesinde ekonomik getirisi çok olan bazı tarımsal ürünlerin –çay gibi- kasaba arazisine adaptasyon çalışmaları sürdürülüyor. Kasabadaki satıcılar yüksek oranda plastik ve pvc ürünü olan malzemelerin satışını durdurdu ve buna alternatif olan malzemelerin piyasaya sürümüne öncelik verildi. İnşaat sektöründe ise doğal malzemeden konut inşasına geçildi.

Projenin bir sonraki aşaması yenilenebilir enerji kaynakları üzerine eğilmek olacak. Bu çerçevede rüzgar ve güneş enerjisi üzerine çalışmalar başlatılacak.

Ne güzel bir haber! Yanlış anlaşılmasın, ne haberin niteliğiyle ne de bunun haber olup olmadığı ile ilgili bir kaygım var. Ciddiyim, bu güzel bir haber. Hatta yazı en son söyleyeceğini şimdiden söylesin; bu “proje” çok önemli!

Neden mi? Çok basit. Haberin içeriğini inceleyecek olursak karşımıza çıkacak olan şey, anladığımızı sandığımız ama aslında pek de algılayamadığımız kavramlar olacak; ‘sürdürülebilirlik’ ve ‘yenilenebilirlik’ gibi. Bir de ekonomik girdi-çıktıların kontrol sistemi var ki o olmadan diğer ikisini düşünmenin mümkünatı yok.

‘Yenilenebilirlik’ kavramıyla uğraşılmayacak çünkü ‘sürdürülebilirlik’ kavramı söylenmek istenilen şey için inanılmaz fırsatlar sunuyor. Bu kavramın toplumsal ekolojiyle, derin ekolojiyle veya sözü-eylemi-bir samimi marksist ekolojiyle bir bağlantısı tabi ki yok. Bu kavram çevrecilik’in daha doğrusu çevrecilerin kavramıdır; yani kapitalizmin, yani “hegemonik üretim biçimi”nin. Sürdürülebilirlik, kabaca, doğal kaynakların toplumsal ve ekonomik düzenin işleyicine zeval getirmeyecek şekilde tüketilmesi ile ilgilidir. Petrolün varil fiyatının yükselmesi petrol kaynakları ile ilişkili olarak düşünülebilir (gerçekte diğer faktörler bu kaynağın sınırlı oluşundan daha önemlidir) veya hamsi fiyatlarının o yılki balık rezervine bağlı olması da bununla alakalıdır. Bunlar tabi ki çok yüzeysel örnekler. Anlatmak istediğim şu; sürdürülebilirlik kavramının kullanılışında gözetilen şey, doğal kaynakların kendisi değil ekonomik, toplumsal ve ideolojik sistemin devamlılığıdır.

Sürdürülebilirlik yolunda atılan adımlar –mesela Kyoto Protokolü- tabi ki değersiz değildir fakat bu yazı bu ‘çevreci’ adımların diğer yüzü ile daha çok ilgileniyor. Bu çeşit bir çevrecilik gerçek sorunun etrafına söylemsel bir koruma/saklama duvarı örüyor ki burada bahsi geçen sorun insan-doğa ilişkisidir.

Bu ilişkiye ekonomik çerçeveden bakılacak olunursa, sorun, kapitalizmin doğayı ve doğal kaynakları sömürüsüdür. Kapitalizmin kendi çıkarları yüzü suyu hürmetine verdiği çevreci refleksler (bkz. TEMA ve destekçi Sabancı Holding) kendi lehlerine olan sömürü sisteminin devamını garanti altına almaya yöneliktir. Bu yüzden, eğer konu çevre seferberliği ise kapitalizmin yapmayacağı ve de yapamayabileceği hiçbir şey yoktur. ‘Kyoto’yu imzalayan diğerleri imzalamayan diğerlerinden daha mı az kapitalist’ sorusunu sormak işte bunun için burada elzem.

Öte yandan, aynı ekonomik bakış açısına sahip görünen marksizmde ise doğa yine üretim araçları çerçevesinde değerlendirilir ve bu noktada yine ‘iş ve üretkencilik’ fetişizmine yenik düşer; bu nedenle ‘doğa sorunu’ devrim sonrasına ötelenir (İnsanın insana karşı mücadelesi nihayete erdikten sonra insanın doğayla mücadelesinin başlayacağını varsayan ‘aşırı(!)’ marksizmlerden zaten söz etmiyoruz fakat neredeyse her ortodoks marksistin de bunun izdüşümlerini taşıdığının da farkındayız). Bu ekonomizme sıkışıp kalmamış marksizmler ne mutlu ki bize var, ancak onların da ekolojik bir bakışa sahip olduklarını maalesef söyleyemiyoruz.

Ben bu ilişkiye biraz da modernizm ve pozitivizm eleştirisi üzerinden bakılması taraftarıyım. Modernizm bir kişinin, bir grubun veya bir tarihsel çağın icadı değil tabi ki; modernizm bir süreçtir, hatta postmodernizm ile birlikte olsa dahi henüz tamamlan(a)mamış bir süreç. Konumuzla alakasına gelince, modernizm insan ve ruh ikiliğinin yerine insan ve doğa ikiliğini geçirdi demek çok iddialı bir laf olmasa gerek. ‘Ruh’ ve dinsel düşünceler insanın doğayla kurduğu bilinemezlik ilişkisi içerisinde değerlendirildi: neden yıldırımın neden düştüğünü bilmeyen insan, o bilgiye haiz olamayan insan, burada ‘Tanrı’yı konuşturmaya başladı. Varlık, artık ilahi bir yaratıcının değil doğal evrimin sonucuydu. İnsanın doğayla nasıl bir ilişki içerisinde olduğu sorusu –doğaya karşı mı yoksa doğanın bir parçası mı?- ancak pozitivist bilimle açıklanabilirdi. Ve çözüm bilimsel olma iddiasındaki teorilerden geldi; insan alet kullanmaya başladıktan, emeğini sergiledikten ve yerleşik yaşama geçip tarım yapmaya başladıktan sonra insan oldu (bkz. Space Odyssea 2001, Stanley Kubrick). Tüm bu açıklamalar doğanın zapt-ı rapt alınmasının meşru temelini öyle ya da böyle oluşturdular. O halde insanın doğayı kullanımı, sömürüsü ve tahakküm altına alışı bu bilimselci çizginin devamıdır denilebilir. Yani doğaldır! Öyleyse ne gam; doğa, doğal olarak insansal (ve de toplumsal) çerçevede tutsaktır.

Toplumsal Ekoloji (TE) yaklaşımının bu teorik temele eleştirisi gayet değerlidir. TE’nin fikir babası sayılabilecek Bookchin’in de düşünsel mimari olarak modernist olması onun en azından kendinden evvelkilerin doğaya bakışını eleştirmesinin önemine zeval getirmez. İnsanın insan üzerindeki tahakkümünün insanın doğa üzerindeki tahakkümünün (veya tersi) nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu sorusu üzerine TE bir hayli kafa yormuşsa da, ve hatta böylece Marx’ınkine benzer bir belirlenimciliğe ulaşmışsa da, doğa algısının ve söyleminin aslında toplumsal olduğu sonucuna ulaşması (çevreci değil) ekolojist olan aktivist muhalefet için hayati derecede önemlidir. Özellikle TE ile Derin Ekoloji (ve Naess) arasındaki polemiğe varan tartışmalar bu önemli noktayı canlı tutmuş ve sabitlenmiş bir doğa algısının kuyusunu kazabilmiştir. Bizim için değerli olan da budur.

Bu yazı, İngiltere’deki bu küçük kasabanın sürdürülebilirlik projesinin, kapitalizm ve şu anki iktidar ilişkileri içerisinde mümkün olamayacağı kehanetinde bulunuyor. Yeni para basımının da gösterdiği üzere, mülkiyet ve üretim ilişkilerine dokun(a)mayan bu çevre-sever deney pvc üretimi yerine odun ihtiyacı yüzünden ormanları yağmalayarak gerçek yüzünü gösterecektir. Hatta buradan, teknoloji ürünleri yerine doğal malzeme kullanımının doğal kaynaklar üzerine fazladan bir yük bindirebileceği bile iddia edilebilir. Burada, hangisinin doğanın lehine olacağının hesabını tabi ki para tutan eller yapacaktır. Soruna salt ekonomik temelli bakmanın getireceği sonuçlar bunlardır. Burada ne teknolojinin kutsanmasını ne de yabanıl olanın güzellemesini yapma durumunda değiliz. Bizim için hayati önem taşıyan şey, ister ekonomik temelli olsun isterse kültürel/etnik veya ideolojik temelli, tahakküm ilişkileridir ve bu ilişkileri saklayan ve yeniden üreten ‘çevre’ ve ‘doğa’ söylemidir. Çevrecilik hiç de masum değildir; bu düzenin sürdürülebilirliği ve de yenilebilirliği, çevrecilik ve onun az biraz daha radikal görünen akrabası ekonomist çevrecilik sayesinde olacaktır. Ne yani, Çankaya Belediyesi’nin derdi doğanın korunması mıdır ‘çöpleri ayırma’ çağrısı yaparken? İsterseniz siz bunu bir de katı atık işçilerine sorun!

http://pokumepi.blogspot.com/2008/01/bir-srdrlebilirlik-deneyi-totnes-ve.html

http://ahaligazetesi.org/makale/bir-surdurulebilirlik-deneyi-totnes-ve-dusundurdukleri/

January 5, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, kooperatifler vb modeller, sistem karsitligi, somuru / tahakkum

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: