ecotopianetwork

Tüketimin Kölesi Endüstrileşmiş İnsan – Ivan Illich Derlemesi (Ümit Şahin)

Aşağıdaki linki tıklayarak veya sağ tıklayıp farklı kaydet ile indirebilirsiniz.

Tüketim Kölesi Endüstrileşmiş İnsan – Ivan Illich Derlemesi

shift + ctrl + artı veya shift + ctrl + 1 ile “görünümü döndür” yapabilirsiniz.
görünüm – görünümü döndür
view – rotate view

http://www.umitsahin.net/search/label/Ivan%20Illich
http://www.meseledergi.com/content.php?cid=187&id=12

Ümit Şahin

…Evet, pek çok kaynağa göre (mesela, Wikipedia’yı açıp bakarsanız), Ivan Illich bir anarşist düşünür olarak tanımlanır. Illich, gerçekten de modern toplumun endüstriyel kurumlarını kıyasıya eleştirmekte ve kurumsallaşmayı yozlaşmanın en önemli nedenlerinden biri saymaktadır. Kurumsallaşmaya karşı duruşunun en tipik örneklerinden biri olarak, arkadaşlarıyla birlikte Meksika’da kurdukları Kültürlerarası Dokümantasyon Merkezi’ni (CIDOC), kurusluşunun onuncu yıldönümünde büyük bir şenlik yaparak kapatmaları hatırlanabilir. Merkezi kapatma sebepleri arasında ‘üniversite tipi bir kurumsallaşmaya doğru gitmesi’ ve Stanford, Cornell gibi birkaç üniversitenin, merkezi bünyelerine katmayı teklif etmeye başlamaları da vardır. Yani, merkezin ismi ve prestiji, kuruluş amacını aşmaya başlamıştır.

Illich, kurumsallaşmaya karşı çıkarken, tabanda gelişen, arkadaş çevreleri ve tartışma grupları zemininde oluşan geçici, amaca yönelik ve dostluk bağları dışında bir bürokrasinin olmadığı yapıları yaratmaya çalışıyordu. Bu anlamda Illich’in anarşizme yakın bir yönü olduğunu düşünmek yersiz olmaz. Ama anarşizmin asırlık geleneği içinde Illich’in yeri yoktur. Anarşist düşünürler ve yapılanmalar ne Illich’in referansları arasında yer alır (belki Paul Goodman gibi bir-iki istisna hariç), ne de yazılarında anarşizmin klasik problemleri olan hiyerarşi, devlet, iktidar, vb. ile tartışmalara girdiği görülür. Illich’i anarşist olarak kabul etmek için, önce anarşizmin tarihini yok saymak gerekir.

Ivan Illich’in temel problemi modern toplumladır. Endüstriyalizm terimini tam olarak yeşiller gibi kullanmasa da, içinde yaşadığımız toplumun nasıl endüstriyel bir çıkmaz yarattığını, kaçınılmaz hale getirilen ‘modern endüstriyel uygarlığın’ insanlığın tarih boyunca kurmuş olduğu ve belli bir denge içinde süren yaşama ve geçinme biçimleriyle toplumsal istikrarı nasıl tahrip ettiğini anlatır.

Aaron Falbel, “Ivan Illich Bana Amerikan Rüyasının Gerçekte Bir Kâbus Olduğunu Nasıl Gösterdi?” başlıklı yazısında şöyle der: “Illich’in söyledikleri arasında şaşırtıcı ve derinden radikal olan yan, tehlikenin sadece açık kaynaklardan değil (diyelim, ordu, ya da çokuluslu şirketler gibi), eğitim, sağlık hizmetleri, ulaşım, cinsiyet eşitliği, iletişim, kendi kendine yetme, emekten tasarruf sağlayan makineler, ekonomik kalkınma, vb. gibi modernitenin temelinde bulunan ve çoğu insanın kaçınılmaz faydalar olarak gördüğü unsurlardan geldiğini göstermesidir. Hem sağ, hem de solda bulunan siyasetçiler, bunları ilerlemenin meyveleri olarak görür ve fikir mücedelelerinde konu dışı bırakırlar. Bunlar Illich’in modern kabuller dediği şeylerdir. Ivan Illich düşünürler ve entelektüeller arasında, eleştirel bakışını net bir şekilde bu sorgulanmayan faydalar üzerinde dolaştıran ve alarm zillerini çalan tek isimdir: Corruptio optimi quae est pessima! (En iyinin yozlaşması, en kötüsüdür.)”

Illich’in moderniteye yönelik bu köklü eleştirisinin, onu bir yanıyla muhafazakâr düşüncenin kurucusu sayılan Edmund Burke’e, bir yanıyla romantizme, hatta bir yanıyla Frankfurt Okulu’ndan postmodern düşünürlere kadar Aydınlanma’nın ve modernitenin eleştirisinden yola çıkan düşünce akımlarına bağladığı düşünülebilir. Yine de, Illich’in sonsuz referansları arasında bu gelenekler pek bulunmaz.

Örneğin, endüstriyel kurumlar eleştirisinin, özellikle de sağlık sistemine yönelik analizinin Foucault’nun düşünceleriyle (örneğin Kliniğin Doğuşu’yla) ilişkisine dair bir soruya cevap verirken, Foucault’yu çok geç tanıdığını, Medical Nemesis’i6 yazdığı sırada ondan haberdar olmadığını söylemiştir. Aslında Illich, mevcut düzeni en dip noktalarından eleştirip sarsan bir kişi olarak siyasal muhafazakârlıktan ve (geleneksel toplumların kendiliğindenliğine büyük önem vermesine rağmen) kırcı bir romantizmden de bütünüyle uzaktır. Postmodernizminse ne anlama geldiğini bile anlamadığını söyler.

Ivan Illich bir sosyalist değildir. Marx’ın, üzerinde örtük bir etkisi olduğu hissedilse de, o yıllarda yaygın olan sosyalist eğilimleri (aslında daha çok sistemin temellerini anlamamakla ve bu yüzden de sistemle aynı yöne bakmakla) eleştirir. Her ne kadar yakın dostu olan Paulo Freire gibi isimlerle birlikte Latin Amerika’da devrimci mücadelenin içinde, alternatifler üreterek ve tartışma platformları yaratarak yer almış olsa da, kelimenin gerçek anlamıyla hiçbir zaman siyasal bir mücadele içine girmemiştir. 1980’lerin başında ABD’nin Batı Almanya’ya Pershing füzeleri yerleştirmek istediği sırada yaygınlaşan barış hareketi içinde yer almış, ünlü sessizlik eylemlerini başlatmıştır. Ancak özellikle 1980’lerden itibaren Illich’in keskin sosyal eleştirileri, yerini Carl Mitcham’ın deyişiyle bir ‘tarihsel mersiye’ye (historical elegy) bırakmaya başlar.7 Bu dönemde, araştırmaları ve yazıları derinleşir, ilgi alanları sadece Hıristiyan düşünce geleneğine geri dönmekle kalmaz, Platon’un philia kavramına ve İncil’deki ‘İyi Samiriyeli’ hikâyesine8 sık sık atıf yapar. Modernitenin kökenine dair sorgulamalarındaysa corruptio optimi9 fikrini hatırlatır.

Yeşil hareketleri Ivan Illich kadar derinden etkilemiş düşünür herhalde az bulunur. Illich’in özellikle Şenlikli Toplum’daki ekonomik büyüme analizleri, Enerji ve Eşitlik’teki enerji kullanımı ve ulaşım alternatifleri, çeşitli kitaplarındaki yoksulluk, teknoloji, ihtiyaçların yaratılması, tüketim kültürü ve kalkınma eleştirileri ve genel olarak yaptığı endüstriyel uygarlık tanımı olmasaydı, herhalde yeşil uyanış çok daha geç ve başka türlü olurdu. Gerçi Illich’in geliştirdiği (üstelik daha Okulsuz Toplum’da ‘kurumlar yelpazesi’ metaforuyla neredeyse bire bir tanımını yaptığı) endüstriyalizm analizine rağmen, yeşiller arasında bile endüstriyalizm hala fabrika üretimiyle eş anlamlı kullanılabiliyor. Yine de Illich’in getirdiği açılım bütün yeşil düşünceye -çok farkında olunmasa da- sinmiştir demek yanlış olmaz.

Tabii bu durum Illich’in bir yeşil ya da ekolojist olduğu anlamına gelmiyor. (Zaten yeşil düşünce üzerine yazılan akademik kitapların çoğunda Illich’den söz bile edilmez, bu alanda da akademik camia için bir hayli görünmezdir). Ekolojik krizse, Illich için bir ‘lanet’ gibi sunduğu bu modern uygarlığın kaçınılmaz sonuçlarından biridir. Illich, dostları ve takipçileri arasında çok sayıda yeşil bulunsa, Batı Avrupa ve ABD yeşil partilerinin kuruluş dönemindeki isimler üzerinde büyük etkisi olsa da (öte yandan, yeni kuşaktan yeşillerin Illich’i tanıdığına bile emin değilim), hem Hans Jonas’ın ‘sorumluluk’ felsefesini, hem de yeşillerin ‘araçsalcılığı’nı ve ‘çevreye karşı sorumluluk duyma’ propogandasını, dünyayı teknolojik yıkıma uğratmak için üretilen yeni bir bahane olarak kıyasıya eleştirmiştir.

Neticede Illich, herhangi bir ekol, düşünce akımı ya da siyasal harekete sığmaz. 20. yüzyılın en özgün düşünürlerinden biri olarak, yaşadığı dönemin ana eleştirel düşünce akımlarının çoğuyla ya ilgisiz, ya da çatışma içindedir. Akademik formasyon itibariyle ilahiyatçı, tarihçi, felsefeci, hatta doğabilimci olarak tanımlandığı görülür. Ama bu disiplinlerin hiçbirinde literatüre girecek işleri yoktur. CIDOC’un kapanmasının ardından ABD ve Almanya’da çeşitli üniversitelerde (en çok da Berkeley, Penn State ve Bremen Üniversiteleri’nde) düzenli olarak ders vermiştir. Ama öğretim üyeliği tekliflerini kabul etmemiş, Porto Riko’da rektör yardımcılığı yaptığı dört yıl dışında üniversite içinde yer almamıştır. Belki de akademik yazında bu yüzden gerektiği kadar fark edilmez.

Ivan Illich’in düşüncesini tek bir başlık altında toplamak ne kadar imkânsızsa, tek bir yönünü ele alarak anlamlı bir özet yapabilmek de o kadar zordur. Illich’in geniş araştırmalara ve çok sayıda kaynağa dayanan, yeni ve keskin sorular soran, ama genellikle çok büyük hacim tutmayan, hatta kendisinin ‘risale’ demekten hoşlandığı, küçük boyutlu kitapları çoğunluktadır. Ele aldığı konuları değil bitirmek, sorduğu sorulara bütünlüklü cevaplar getirmekle bile pek ilgilenmez. Sık sık yeni alanlara kayar, aynı gerçekliğe başka yönlerden bakar, tarihe bir de öbür taraftan eğilir. Bu yüzden de, mesela Okulsuz Toplum’un ardından, ‘okullar olmayınca peki ne olacak’ sorusunun cevabını vermek, eğitim reformuyla ve alternatif eğitimle uğraşanların tartışmalarını uzun yıllar işgal etmiştir. Illich ise bir süre sonra artık okulların ortadan kalkmasıyla değil, eğitimin toplumsal hayat üzerindeki yıkıcı etkisiyle ilgilendiğini söyleyerek bu yoğun tartışmaları kendi seyrine bırakmıştır.

Aynı şekilde, Illich’in yapıtının bütününü kapladığı söylenebilecek ‘kıtlık’ kavramı çevresindeki tartışmalar da, siyasal bir dile tercüme edilmeye kalkıldığında son derece radikal bir noktaya sürüklenir. Ekonominin tanımındaki ‘kaynakların sınırlı, ihiyaçların sınırsız olduğu’ formülü, kıtlık durumunu doğurmuştur. Yani ekonomik düzen içinde meta haline getirilen her şey (ama sadece insan üretimi olan mallar değil, su gibi sınırsız olması gereken doğal maddeler de), yine ekonominin kuralları gereği giderek daha fazla kişi tarafından ‘ihtiyaç duyulan’, bu yüzden herkese ‘yetmeyen’ mallar haline getirilir ve kıtlaşır. Böylece ekonominin, toplumu kendi diline mahkûm etmesi, içinden çıkılamaz bir cendere yaratır.

Illich, meselenin daha çok kalkınmayla olan bağına, yani Batı dışı ülkelerin de bu batağa sürüklenişine ağırlık vermiş, ekonominin geçime (subsistence) açtığı savaştan ve Homo Economicus’un nasıl norm haline getirildiğinden söz etmiştir. Shadow Work, Gender gibi kitaplarında derinleştirdiği bu gibi fikirler, en alternatif ve en devrimci siyasal akımlar için bile kolay algılanır ve programatik bir dile çevrilebilir değildir. Oysa, kapitalizmin bu düzeydeki eleştirisinden geri dönme şansımız olduğunu, hele aynı batağa giderek daha fazla saplanırken, söylemek zordur…..

February 1, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, anti-otoriter / anarşizan, ekolojist akımlar, isyan, sistem karsitligi, tuketim karsitligi

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: