ecotopianetwork

21. YY DEVRİMİ – Steve Best

Arkadaşlarım, özgürlük, haklar, demokrasi, merhamet etiği, barış, türler arası adalet ve ekoloji adına girişilen mücadelede bir çok başarı kazanıyoruz. Ama savaşı kaybediyoruz.

Hırs, şiddet, çıkar, tahakküm ve talan karşı yapılan savaşı. Uluslar arası şirketlere, dünya bankalarına, ABD İmparatorluğuna, Batı’nın askeri makinelerine karşı olan savaşı. Ekonomik büyüme, teknolojik gelişmeler, aşırı üretim ve aşırı tüketimin hastalık gibi çoğalm yayılmasına karşı olan savaşı.

Son 30-40 senede yoğun ekolojik ve toplumsal mücadeleler olmasına rağmen demokrasi ve ekoloji savaşında gücümüzü kaybediyoruz.

Son 20 yıl içerisinde neoliberalizm ve küreselleşme olguları toplumsal demokrasileri yok etti, zengin ve yoksul arasındaki uçurumları daha da çoğalttı, çiftçileri işsiz bıraktı ve bütün dünyayı bir pazar haline çevirdi. O eski tip emperyalizm ve kaynak elde etme biçimleri yerine artık insanlar genetik mühendislikle, biyokorsanlıkla, gen patentiyle ve tohum tedarikinin kontrolüyle karşı karşıya. McDonaldslaştırma sonucunda tarım işi dünya çiftçilerinin çabalarını yoke diyor. Şirket iktidarı insanlar küçüldükçe daha da büyüyor.

Ekolojik çöküşün işaretlerini azalan ormanlardan balık sahalarının yok olmasına, artık yok olmak üzere olan yabandan yükselen deniz seviyelerine dek bir çok yerde görebiliyoruz. Tarih boyunca toplumlar yerel çevrelerini yok etmiştir, ancak son 20 yılda insanlık gezegenin ekolojik dengesini küresel iklim değişikliğine sebep olacak denli zorlamış durumda. Dahası, gezegenin tarihindeki 6. Yok oluş krizi döneminde yaşıyoruz, sonuncusu bundan 65 milyon yıl önce dinozorlar döneminde olmuştu. Son beşinden farklı olarak bu sonucusu insan eylemlerinin sonucu meydana gelmek züere; bizler dünyaya çarpan meteor gibiyiz. Doğal kaynakları koruma biyologları önümüzdeki 20-30 sene içerisinde dünyadaki bitki ve hayvan türlerinin üçte birinin ya da yarısının yok olabileceğini öngörüyor.

Küresel kapitalist sistem insanlara, hayvanlara ve doğaya zarar veriyor. Sürdürülebilir olması imkansızdır, ve 300 senelik endüstrileşmenin faturası kesilmektedir artık. İnsanileştirilemez, medeni bir hale getirilemez ya da yeşilci bir hal alması sağlanamaz, artık bütün katmanlarda gücü yetecek bir devrimle dönüşmesi gerekiyor- ekonomik, politik, yasal, kültürel, teknolojik, ahlaki ve kavramsal katmanlar söz konusu.

Son otuz senede çevreciliğin toplumsal adalet olmadan gerçekleşemeyeceği ve toplumsal adaletin de çevrecilik olmadan başarılı olmayacağına dair giderek çoğalan bir farkındalık söz konusu. Özellikle bu durumun ABD’de EarthFirst! Hareketinde, kereste çalışanlarında, Zapatista platformunda ve 1999 Seattle ayaklanmasında görmek mümkün.

Ancak birşeyler eksik sanki, buradaki denklemde bir eksiklik var, strateji bir türlü işlemiyor. Bir türün çıkarları ortaya konurken milyonlarca diğer tür üyesinin çıkarı sırf insanlar onları kullanacak diye görmezden geliniyor. Ancak son otuz yıl içerisinde yeni bir toplumsak hareket ortaya çıktı- hayvan özgürlüğü hareketi. Gücü ve potansiyeli henüz anlaşılamadı ama 21 .yy politikası içerisinde eşit bir temsiliyeti hakediyor gerçekten.

Barış, adalet, demokrasi ve ekoloji uğruna mücadele eden ilerici insanlar hayvan özgürlüğü hareketinin geçerliliğini ve bu harekete olan gereksinimi iki sebep dolayısıyla tanımalılar. Öncelikle ahlaki bir açısından hayvanların maruz bırakıldığı zulüm, sömürü ve acı o kadar büyük o kadar yoğundur ki merhamet, adalet, hak sahibi olmak ve şiddet karşıtlığı gibi talepleri olan herkesten politik bir tepkiyi haketmektedir. Her yıl 70 milyar kara ve deniz hayvanı gıda olmak üzere öldürülüyor; milyonlarcası deney laboratuarlarında, kürk çiftliklerinde ya da av alanlarında ve sayısız diğer öldürme alanlarında yok ediliyorlar. İkinci olarak, stratejik bir anlamda hayvan özgürlüğü hareketi insan ve hayvan özgürlüğü hareketleri için olmazsa olmaz bir konumdadır. Bir çok temel noktada insanların hayvanları tahakküm altına almış olması insanın insana tahakkümünün altında yatan gerçektir, ayrıca bu çevre krizini büyüten bir gerçektir de aynı zamanda. Dahası, hayvan özgürlüğü hareketi günümüzün en hızlı ve dinamik şekilde büyüyen ve diğer özgürlük hareketlerinin görmezden geldiği, aşağıladığı ve basit gördüğü bir toplumsal harekettir.

Artık insan, hayvan ve dünya özgürlük hareketlerinin birbirilerine bağlı olduğu ve birisi özgür olmadan diğerlerinin de özgür olamayacağı biliniyor. Bu yeni bir öngörü değil, aslında bu bugüne dek kaybedilmiş bir hakikat ve bilgeliğin geri dönüşü. 2500 önce şu sözleri söylene Batılı filozof Pisagor’u hatırlayın: “insanlar hayvanları öldürdükçe bir birlerini öldürmeye devamedecek. Gerçekten de cinayet ve ızdırap tohumları ekenler neşe ve sevgi biçemezler.”

Moral bozucu bir hakikate lazer ışını gibi odaklanmaya ihtiyacımız var: dünya çapında çevreci ve hayvan haklarını savunan hareketlerin son 40 senede elde ettiği kazanımlara rağmen biyoçeşitliliği kurtarmak, yağmur ormanlarının, yüzey toprağının, mercan kayalıklarının yok edilişini yavaşlatmak ya da buna son vermek; giderek daha da kötü bir hal alan kaynak savaşlarını önlemek; hayvanlara karşı yürütülen gaddar soykırıma son vermek; politikalar ve eylemler bir yana zihinlerimizde iklim değişikliği felaketinin kavramak anlamında yürütülen mücadele kaybediliyor.

Durumun aciliyeti krizin şiddetine uygun olarak artıyor. Kurumlar aracılığıyla yapılması istenen yasal değişiklikler, ılımlılık politikaları, taviz verme ve işi ağırdan alma tarzındaki tavırların yetersizliği alenen görülebilir; çünkü bir çok insan artık daha radikal değişim taktiklerine doğru yöneliyor. Şu andaki konunumuzda “aklı selimlik” ya da “ılımlı olmak” gibi tavırlar tamamen mantık dışı ve kabul edilemez olarak görülüyor, çünkü gerekli ve uygun olan eylemlerin ancak “aşırı” ve “radikal” eylemler olduğu göze çarpıyor.

Atina’dan Paris’e ve Brezilya’ya artık bildiğimiz anlamda politikanın bir işe yaramayacağına dair bir idrak artışı görülüyor. Eğer yeni mücadele biçimleri, yeni sosyal hareketler ve yeni duyarlılıklar icat etmek yerine onların kurallarıyla oynarsak her seferinde kaybetmeye mahkumuz. Dünyayı savunmak için kesin ve kati eylemler gerekiyor: yollar tıkanmalı ,ağlar kesilmeli, kafesler boşaltılmalı. Ancak bunlar tepkisel ve anlık ölçüler oluyor, bunlara ek olarak radikal hareketler ve ittifakların insanlık, hayvanlar ve dünya adına topyekün özgürlük uğruna mücadele birliği yapması gerekiyor.

Çeviri:CemC

http://www.hayvanozgurlugu.com/news.php?extend.543

June 14, 2010 - Posted by | eko-savunma, türcülük, doğa / hayvan özgürlüğü

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: