ecotopianetwork

Toplumsal-Ekolojik Bir Toplumda Ekonomi PETER STAUDENMAIER

Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler, açıklamalar vb, […] ile gösterilmiştir.

Daha iyi bir dünya için mücadelemizde, toplumsal ekolojistler, ne tür bir dünya için mücadele ettiğimiz hakkında diğer radikal düşünce akımlarıyla eleştirel bir diyaloğa sıklıkla girmişlerdir. Bu tür diyaloglar, özgürleşmiş bir gelecekte insanların birbirleriyle ve doğal dünyayla maddi ilişkilerini nasıl örgütleyecekleri sorusunu sıklıkla gündeme getirir. Ekolojik bir toplumda ekonomi neye benzeyecektir? Özgür topluluklar geçimlerini nasıl düzenleyeceklerdir? Bu gibi soruların incelenmesi, önemli diyalektik felsefi becerilerin kullanılmasını gerektirir: spekülatif düşünme kapasitesi. Kapitalizmin ve devletin ötesinde bir gelecek tasarlamak demek, çevremizdeki geçmiş dünyayı düşünmek ve kendimizi farklı bir dünya içerisine, çok farklı bir şekilde örgütlenmiş bir dünya içerisine, bugün çarpıtılmış bir biçimde çevremizde gördüğümüz toplumsal ve ekolojik potansiyellerin bazılarını geliştirmiş bir dünya içerisine yerleştirmek demektir. Bu, dünyayı yalnızca olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi görmeye çalışmak demektir. 

Toplumsal ekolojistler yıllardır belediyeleşmiş bir ekonomi ve ahlaki bir ekonomiye yönelik somut öneriler getirdiler. Bu öneriler, Bookchin’in “insanlığın doğayla ekolojik meditasyonu olarak üretken sürecin tekrar ele geçirilmesi” dediği şeye yönelmektedirler. Pratiğe yönelik bütün bu önerilerde ortak olan şey, piyasalar veya sınıflar veya bürokrasi olmaksızın, karmaşık ekonomilerin –eşitlikçi ve katılımcı çizgilerde– nasıl farklı bir şekilde işletilebileceğinin altında yatan kavrayıştır. Toplumsal ekolojistler, özgür bir toplumun ekonomik mekanizmalarının, ister üretim, ister bölüşüm, isterse yeniden üretim amacıyla olsun, dört temel özelliğe sahip olması gerektiğini söyler: bunlar bilinçli, saydam, değiştirilebilir ve bütünleşmiş olmalıdırlar.

Bilinçli: Bizler, ekonomik yapıların kendi amaçlarını gerçekleştirmek için bizi zorlamasına değil; ekonomik mekanizmaların, bizim kolektif olarak onlara yüklediğimiz amaçları yerine getirmek üzere tasarlanarak seçilmesini ve tasarlanarak yapılandırılmasını istiyoruz. Saydam: Bizler, toplumun her üyesinin, toplumun ekonomik mekanizmalarının nasıl işlediğini kavrayabilmesini istiyoruz. Değiştirilebilir: Birler, ekonomik yapılarımızı, ekolojik ve toplumsal gereksinimlere göre değiştirebilmek istiyoruz. ve son olarak, ekonomik mekanizmaların, komünal kendinden yönetimin tüm diğer yönleriyle kapsamlı bir şekilde bütünleştirilmesini istiyoruz.

Bu değerler uygulamada neye benzeyecek? Bu spekülatif önermeler topluluğu gerçekte nasıl uygulanacak? Aşağıda, toplumsal-ekolojik bir toplumda ekonominin yeniden inşa edici vizyonu kısaca resmedilmeye çalışılacaktır.

TOPLUMSAL EKOLOJİSTLERİN TASAVVUR ETTİKLERİ DÜNYA Bizim tasavvur ettiğimiz dünya, bir macera ve olanak dünyası; bugünkü bakış açısıyla bırakın betimlenmesini bir yana hayal edilmesi bile zor olan, radikal bir şekilde yeni olan bir ilişkiler ile potansiyel toplumsal ve bireysel yaşam biçimleri dünyasıdır. Toplumsal-ekolojik bir gelecekte olacakların şeylerin çoğu, ister çevresel düzeyde, isterse kişisel veya komünal düzeylerde olsun, kendiliğinden ve yaratıcı olacaktır –ve bunlar bizim ne planlayabileceğimiz, ne önerebileceğimiz ve ne de tahmin edileceğimiz şeylerdirler. Yine de, potansiyellerin bu tür bir kendiliğinden ve yaratıcı ortaya çıkışı [unfolding], eğer sadece hayallerden öteye geçeceklerse, hem kurumsal bir çerçeve hem de etik bir vizyon gerektirecektir. Bu nedenle, dikkatimizi, özgür doğayı ve özgür bir toplumu daha olası kılacak toplumsal yapılara çevirmeliyiz. 

Toplumsal ekolojistler, özgürlük, işbirliği ve ekolojik-toplumsal çeşitlilik etrafında yapılandırılmış bir toplum için çalışırlar. Daha iyi bir dünya vizyonumuz, tarih boyunca tabandan kaynaklanan özgürlükçü [emancipatory] hareketlerce ortaya çıkartılan pratiksel deneyimlerinin ve ütopyacı umutların zenginliğine dayanır. Bizim özgür topluluklar görüşümüzün merkezinde doğrudan demokrasi vardır. Doğrudan demokrasi, insanların, parçası oldukları topluluğun faydası doğrultusunda kendi yaşamlarını bilinçli ve kolektif bir şekilde idare etmeleri demektir. Toplumsal ekolojistler, karar-alıcı güçlerin uzmanlara, profesyonellere, temsilcilere veya bürokratlara devredilmesi yerine, tüm insanların kendi komünal işlerinin kendinden yönetimine [özyönetimine] doğrudan katılımını öngörür.

Kurumsallaşmış tahakküm ve hiyerarşi biçimlerine karşı olduğumuz için, toplumsal ekolojistler devleti reddederler. Toplumdan ayrı duran ve kendi başına kararlar alan ayrı bir vücut önermek yerine, bizler, temel karar-alıcı mekanizma olarak ve doğrudan demokrasinin asli uygulama sahnesi olarak, bir topluluk meclisleri ağı tasavvur ediyoruz. Bu meclisler, önlerindeki meseleleri tartışmak ve karara bağlamak üzere düzenli aralıklarla toplanan yerel bir alanın (şehirlerde mahalleler düzeyinde, ve kırsal alanlarda kasaba düzeyinde) tüm sakinlerini kapsayacaktır: siyasi olduğu kadar ekonomik kararlar, aslında bir bütün olarak topluluğun yaşamını etkileyen tüm toplumsal kararlar.

Halk meclisi [popular assembly], katılmak isteyen herkesi kapsar; ve, tüm topluluk üyelerinin birbirleriyle eşit bir temelde ilişkiye geçeceği ve toplumsal yaşamı aktif bir şekilde şekillendireceği bir demokratik forum sağlar. Bu türden karşılıklı etkileşimlerin devam etmesi, paylaşılan bir sorumluluk ve karşılıklı bağımlılık hissi yaratırken, tartışmaları ve anlaşmazlıkları rasyonel ve zorlayıcı olmayan bir yolla çözüme kavuşturacak bir kamusal alan sunar. İnsanların farklı çıkarlarının, özlemlerinin ve kanaatlarının olduğunu kabul ederek, mahalle meclisi ve buna eşlik eden yurttaş etosu [civic ethos], özel ve genel gayelerin barıştırılması için fırsat yaratır. Doğrudan demokrasi, bu bakış açısına göre, bir kimsenin komşularının mutluluğuna [wellbeing] bağlığı gerektirir.

Komünal mutluluk, yerel toplulukların, içerisinde varoldukları doğal bağlama aktif saygı gösterdiklerini ve onun değerinin farkında olduklarını ima eder. Hiçbir toplumsal düzen, çeşitli yerleşimlerimize evsahipliği yapan ekosistemlerin ve habitatların tıkır tıkır işleyeceğini garanti edemez, ancak, toplumsal ekolojistler, özgür birlik ve karşılıklı yardımlaşma etrafında kurulan toplulukların, otoriter iktidar sistemleri çevresinde kurulan sistemlere göre, çevresel çeşitliliği ve sürdürülebilirliği geliştirmeye çok daha uygun olduğuna inanırlar. Tahakküm ve hiyerarşinin üstesinden gelen toplumlarda, ekolojik gelişim ve insani gelişim birbirini tamamlayabilir ve birbirini güçlendirebilir.

Bu potansiyelleri içerisinde barındıran etik bakış açısı, uygulamaya yönelik yöntemler kadar önemlidir. Toplumsal ekolojistler, bu değerleri toplumsal ilişkiler ve kamusal kurumların bizzat dokusuna işleyerek, özgürlüğü ve dayanışmayı geliştirecek toplumsal biçimlerin yaratılmasını istiyorlar. Böylece, bizim yüz-yüze meclislerin herkese açık olması vurgumuz, diğer liberter ve işbirlikçi toplumsal biçimlerin oluşturulmasını engellenmek değil, aksine cesaretlendirmek anlamına gelir. Engin bir çeşitliliğe sahip kendiliğinden olan birlikler, yaşayış düzenlemeleri, işyerleri, aile yapıları vb., bunların tümünün bizim özgür dünya görüşümüzde önemli yerleri vardır. Dışarda bırakılan yegane biçimler, sömürü ve tahakküme dayananlardır.

Bu nedenle, toplumsal ekolojinin doğrudan demokrasi modeli, bundan esinlenenlerin gereksinimlerine, arzularına ve deneyimlerine bağlı olarak farklı yollardan gerçekleştirilebilir. Bu ekonomik süreçler için özellikle doğrudur, ve burada ana hatlarıyla anlatılan ekonomik senaryo, toplumsal-ekolojik bir toplumun ekonomik yönlerinin olası yorumlarından yalnızca birisidir. Ortak olan temel perspektif, varoluşumuzun maddi koşullarının daha geniş bir etik ve kurumsal çerçeveyle yeniden bütünleştirildiği ahlaki bir ekonomi [perspektifidir]. Ahlaki ekonomi, tüm topluluğun yurttaş yaşantısının üretim ve tüketimle ilgili kısmına ilişkin kararlar alınması demektir.

UYGULAMADA KOMÜNAL KENDİNDEN YÖNETİM Bu senaryoda, belli başlı ekonomik kararlarda son söz sahibi yerel meclisler olurken, işçi konseyleri üretimin günlük yönetiminde hayati bir rol oynarlar. Halk meclislerinde tartışılan, müzakere edilen ve karara bağlanan ekonomik politikaların şekillenmesine belirli bir topluluğun tüm üyeleri katılır. Toplumsal ekoloji, belli bir işletmedeki işçilerin çalıştıkları belediyede yaşamalarını sağlayacak şekilde üretimin kapsamlı bir fiziki merkezsizleşmesini öngörür. Bizler, keza, işlerin, görevlerin ve sorumlulukların sürekli bir gönüllü rotasyonunu, ve “çalışma”nın anlamının radikal bir yeniden tanımlanmasını öngörüyoruz. Emeğin, fiziksel ve entelektüel yetenekleri biraraya getiren toplumsal bir faaliyete bilinçli dönüştürülmesi yoluyla, üretken süreci ekolojik bağlama oturtulmuş kişisel ve komünal ihtiyaçların yerine getirilmesi olarak tasavvur ediyoruz. Patronların, kârların, ücretlerin ve değişim değerinin reddedilmesiyle birlikte, bizler kapitalizmin insanoğullarını üretim ve tüketimin birer aracına indirgemesinin de üstesinden gelmeyi amaçlıyoruz. Toplumsal ekolojinin meclis modeli, insanların ekonomik meselelere sadece birer işçi veya birer tüketici olarak değil, kapsayıcı toplumsal ve ekolojik mutluluk hedefine bağlı topluluk üyeleri olarak yaklaşmasını cesaretlendirir. 

Komünal üretimin genel hatları meclis düzeyinde belirlenirken, bunlar pratikte yine eşitlikçi, katılımcı ve demokratik temellerde işleyen daha küçük kolektif yapılarda gerçekleştirilir. Kooperatif hanehalkları ve kolektif işyerleri bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Bölgesel etkileri olan kararlar, yerel meclislerin oluşturduğu konfederasyon tarafından sonuçlandırılır, böylece bu karardan etkilenen herkes [kararın] alınmasına katılabilir. Belirli işler için uzmanlaşmış komiteler görevlendirilebilir, ancak kamuyu ilgilendiren önemli meseleler her bir halk meclisinin takdir yetkisine tabidir. Doğrudan demokrasi, rakip görüş ve argümanların oluşumlarını ve birbirleriyle çekişmesini cesaretlendirir; böylece, herhangi bir karara ilişkin, her biri onları uygulamaya geçirecek insanlarca şekillendirilmiş çok sayıda farklı görüş olacaktır. Meclis üyeleri bu çeşitli önerileri ele alır ve her birinin faziletlerini ve etkilerini tartışır; bunlar gerekli olduğu şekilde tartışılır, gözden geçirilir ve düzeltilir. Açık bir görüş birliği oluşmadığı zaman, hangi görüşün en fazla desteğe sahip olduğunu belirlemek için bir oylama veya bir dizi oylama yapılabilir.

Toplumsal ekolojinin ahlaki ekonomi vizyonu, ortak emeğin ürünlerinin serbestçe herkesin kullanımına açık olacağı liberter komünizmi merkeze alır. Bizim perspektifimizi diğer birçok anti-kapitalist programdan ayırt eden “herkesten kabiliyeti ölçüsünde ve herkese ihtiyacına göre” ilkesi, ortak refaha yönelik ilginin bireysel tercihleri şekillendirdiği yurttaş etiğiyle ayrıntılandırılır. Piyasaların, özel mülkiyetin, sınıfsal bölünmelerin, meta üretiminin, emeğin sömürüsünün ve sermaye birikiminin yokluğunda, liberter komünizm, toplumsal refahın bölüşüm mekanizması, ve toplumsal ekolojinin önerdiği saydam ve insani ölçekli siyasi yapıların ekonomik karşılığı [counterpart, tamamlayıcısı] haline gelebilir.

Böylesi bir düzenlemede, daha küçük komiteler ve çalışma grupları ile genel meclis [full assembly] arasındaki etkileşim, bu ihtiyatlı sürecin demokratik ve katılımcı mizacının sürdürülmesi açısından hayati derecede önemli bir hale gelir. Meclise sunulmak üzere tutarlı öneriler hazırlanması, hem uzmanlaşmış bir çalışmayı ve titiz bir bilgi toplanmasını, hem de analiz ve yorumu gerektirecektir. Bu faaliyetler herhangi bir karara ilişkin nihai sonucu incelikle etkileyebileceği için bunları yerine getirme sorumluluğu, meclis üyeleri arasından rastgele seçilecek geçici komisyonlara emanet edilecek, rotasyona tabi bir görev olmalıdır.

KONFEDERAL EKONOMİK DEMOKRASİ Meclis önüne gelen çeşitli önerileri ele alıp, tartışıp, ince bir ayardan [fine-tuned] geçirdikten ve yerel ekonomiye ilişkin genel bir taslak üzerinde anlaşmaya vardıktan sonra, topluluk üyeleri bu taslağı işyerlerinde, konutlarında ve başka yerlerde uygularken aynı zamanda da onu geliştirmeye ve gerçekleştirmeye devam eder. Eğer tek bir işletme, kurum veya hane düzeyinde çözülemeyecek engeller veya anlaşmazlıklar ortaya çıkarsa, bunlar tartışılmak ve çözüme kavuşturulmak üzere büyük meclise geri getirilebilirler. Üzerinde daha önce anlaşmaya varılmış bir politikanın bazı yönleri herhangi bir nedenle yerine getirilemezse, bu derhal topluluk üyelerince fark edilecektir; onlar da ardından politikayı buna göre değiştirebilecek ve uyarlayabilecektir. Ekonomik yaşamın büyük bir kısmı, iş arkadaşları [co-workers], ev arkadaşları, [birlik] üyeleri [asociates] ve komşularla doğrududan işbirliği içerisinde daha küçük kolektiflerde yerine getirilirken, kamusal ekonomik yönelimin kapsamlı meseleleri tüm topluluğun [dahil olduğu] meclis tarafından halledilecektir. Gerekli olduğunda, şehirle ilgili olan veya bölgesel meseleler, nihai kararlar her yerel meclisin elinde kalmak koşuluyla konfederal düzeyde ele alınacaktır. 

Meclislerin egemenliğine yapılan bu vurgunun sebebi iki yönlüdür. Birincisi, yerel meclis, doğrudan katılımcı demokrasinin uygulanması, ve güç farklılıkları ile yeni hiyerarşi biçimlerinin yeniden ortaya çıkmasının engellenmesi için en erişilebilir olan forumdur. Meclis, topluluğun eşit haklara sahip tüm üyelerini kapsadığı ve temsiliyetle değil de doğrudan katılımla işlediği için, kolektif kendinden yönetimi toplumsal yaşamın tüm alanlarına yaymak için en iyi fırsatı sunar. İkincisi, yerel meclis, insanların, birlikte yaşadıkları, eğlendikleri ve çalıştıkları insanlarla yüz-yüze tartışma yoluyla, kapsamlı ve uyumlu bir şekilde ekonomik ve siyasi işlere ilişkin kararlar almasına imkan sağlar. Halk meclisi, kamusal meselelerde, ekonomik, toplumsal ve ekolojik kaygılar arasındaki sayısız karşılıklı bağlantıyı fark eden, bütünlükçü [holistic] bir yaklaşımı cesaretlendirir.

Bu vizyonun büyük bir kısmı ancak teknolojik altyapının radikal bir elden geçirilip düzeltilmesiyle beraber uygulanabilir olacaktır –toplumsal ekolojistlerin çevresel ve demokratik zeminlerde destekleri bir şey. Bizler, üretimin çoğunun, uzmanlaşmış işlevlerin toplumsallaştırılmasıyla, akıl ve kol emeğinin bütünleştirilmesiyle yerel olarak gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Hala, tamamen merkezsizleştirilemeyecek ve merkezsizleştirilmemesi gerekecek bazı önemli sosyal iyiler olacaktır; örneğin bir belediyenin ev sahipliği yapmasına rağmen geniş bir bölgeye hizmet verecek ileri araştırma enstitüleri. Bu nedenle, dar görüşlülüğü [parochialism, içine kapalı cemaat sistemi] ve tecrit olmayı dengeleyen konfederasyon toplumsal ekolojinin siyasi vizyonunda asli bir rol oynar.

Bu senaryo, birincil olarak, kendi toplumsal ve ekolojik koşullarına uyan ekonomik politikalar üretecek yerel topluluklar üzerine odaklanırken, toplumsal ekolojistler yerel kendi kendine yeterlilik ve ekonomik bağımsızlık [autarchy] nosyonlarını –kendi içlerinde değerli olan şeyler olarak– reddederler; bizler, bunları toplumsal katılıma ve ekolojik nüanslı demokratik karar alımına katkıları olabilecekse ve katkıları varsa arzulanabilir şeyler olarak görüyoruz. Bizler, her bir bileşen meclisden [seçilmiş] geri çağrılabilir ve görevleri belli delegelerinden meydana gelen konfederal organlar yoluyla birbirleriyle sürekli diyalog içerisinde olan bir meclisler konfederasyonunu öngörüyoruz. Bu yapılar, doğrudan demokratik olan yerel toplulukları ikame etmek üzere değil, onların doğal birer sonucu olarak kurulurlar. Özellik de ekonomik ilişkiler sıklıkla uzak toplulukların işbirliğini gerektireceği için, konfederasyon kaynakların, yeteneklerin ve bilginin paylaşılmasına yönelik karşılıklı olarak uygun olacak bir çerçeve sunar.

Halk meclislerinin konfederal ağı, tüm insanlara, bilinçli bir şekilde yaşamlarını birlikte yönlendirmenin ve toplumsal özgürlük projesinin bir parçası olarak ortak hedefler takip etmenin pratik bir yolunu sunar. Dayanışma ve otonomiyi biraraya getirerek, doğrudan eylemin en yüksek biçimi olarak, siyaseti, komünal kendinden yönetim sanatını yeniden yaratabiliriz. Böyle bir dünyada, bugün bildiğimiz anlamda bir ekonomi olmayacaktır. Çalışma yaratıcı bir faaliyet haline geldiği zaman; üretim insani ve ekolojik potansiyellerin uyumlandırılması olduğu zaman; ekonomi, kolektif özbelirlenim ve henüz hayal edilmemiş toplumsal, doğal, ve etik imkanların bilinçli bir şekilde ortaya çıkarılması olduğu zaman; işte o zaman, kurtulmuş bir topluma ulaşmış olacağız, ve burada kabataslak bahsedilen fikirler yaşanan gerçeklikler ve doğrudan [yaşanılan] deneyimler olarak somut biçimler alacaklar.

Çeviri: Anarşist Bakış

İngilizce Orijinali: “Economics in a Social-Ecological Society”, Peter Staudenmaier, Harbinger (a journal of social ecology), Cilt 3, No. 1, Bahar 2003, s. 12-15.

Toplumsal Ekoloji perspektifini savunan Harbinger dergisinin 2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

http://www.anarkismo.net/article/9787
http://geocities.ws/anarsistbakis/makaleler/staudenmaier-toplumsalekolojiekonomi.html#ked

June 15, 2010 Posted by | anti-kapitalizm, ekolojist akımlar, kooperatifler vb modeller, ozyonetim | Leave a comment

Eko-Anarşi Nedir?

Eko-anarşi, klasik anarşizmin toplumsal veya çevresel meselelerdeki açmazlarının bir eleştirisi ve bu sorunların çözümüne ulaşma yöntemlerini geliştirmek üzerinden kendisini var eder. Tekno-endüstriyel sistemin dünya ve üzerindeki tüm yaratıklar için ölümcül bir tehlikeye sürüklenmesi toplumsal kurtuluş için mücadele eden insanların dikkatlerini çekmiş ve farklı bakış açıları geliştirmelerini sağlamıştır.

Toplumsal tahakküm ağının tekno-endüstriyel toplumda gittikçe karmaşıklaşarak tahakkümün sorgulanmasında illüzyonlara yol açması klasik anarşist hareketin, Anarko-solcu söylemden kurtulamayarak sistemin derin ve geniş bir şekilde sorgulamalarını engellemiştir. Klasik anarşizmin 1800’lerdeki işçi hareketlerinin içerisinde çıkması ve sınıfsal bakışın anarşiye gelenekselleşen ve katılaşan bir şekilde nüfuz etmesi ve klasik anarşizmin de insan-merkezli bakış açısında kurtulamayıp doğanın ele geçirilme projesini arzulamaları tahakküm olgusunu yaşamının her alanında söküp atmak isteyen insanlarda rahatsızlıklara yol açmış ve bunun bir sonucu olarak sınıf hareketlerinin sistemle iç içe geçtiği ve devrimlerin ihanete uğradığı dönemde ekonomik ve insan-merkezci bakış açısının dünyayı yaşanamayacak bir hale getirmeye başladığının farkındalığına varan bazı anarşistler esasen başta farklı bir akım olarak değil de anarşist hareket içerisinde bir duyarlılık yaratmak açısından eko-anarşi tanımlamalarını kullanmışlardır. Fakat tartışma süreçleri yayıldıkça anarşistler arasında çeşitli söylem ve yöntem farklılıkları ortaya çıkmış ve eko-anarşi bir fikir ve bir akım haline gelmiştir.

Eko-anarşistler, çevresel yıkımların yoğun olarak çoğaldığı bir dönemde, çift kutuplu dünya iktidarlarının insanlığı ele geçirmek için doğayı ele geçirme ve dolayısıyla onu yok etmeye hızla ve şiddetle devam ettiği bir dönemde çeşitli fikir ve eylem biçimleri ortaya koydular. 60’lara denk gelen bu süreçte ortaya çıkan çevresel hareketlerle eş güdümlü olarak bir yandan sistemin derin bir eleştirisini hem de mücadele biçimlerinin radikal bir seviyede tutmaya çalıştılar. Çevresel hareketlerin reformist çözümlere itibar etmesi ve sorunu Kapitalizm ve tekno-endüstriyel sistem içerisinde çözmek istemelerinin aksine mücadeleyi devrimci ve doğrudan eylem boyutuna taşımak istediler. Bu anlamda çeşitli hareketlenmeler ve örgütlenmeler oluşturulmuştur. Doğrudan eylemi temel alan çeşitli Hayvan/Dünya Özgürleştirme grupları ortaya çıkmış ve hayvan zulmü ve ekolojik yıkımlara karşı tepkilerini çeşitli devrimci eylemlerle dile getirmişler ve tepkilerini koymuşlardır. Bugüne kadar verilen mücadeleler sadece eylem açısından değil , tahakkümün sorgulanması ve sistemin yanılsamalarından kurtulmaya yönelik geniş çaplı fikirsel değişimler gerçekleşmiş, klasik anarşizmin dar ve solcu sınıfsal bakış açısından uzaklaşılmaya başlanmıştır. Bugün ise bu noktada çeşitli eğilimler ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Bookchinciler (Sosyal Ekolojistler) kendilerini anarşist olarak tanımlamasalar da son yıllarda anarşistler arasında geniş bir nüfuza sahiptirler. Çünkü Bookchin’in sistem eleştirisi, anarşist-komünizmin insan-merkezci bakış açısından bir adım öteye geçmektedir. Bu anlamda da klasik anarşistlerin insan-merkezci geleneksel fikirlerinden kopabilmeleri ve sistemin daha geniş bir eleştirisini yapmalarını sağlamıştır. Fakat yine de bugün bizi uçuruma götüren temel sorunun temeline inmek ve onu yok etmek konusunda yine insan-merkezci bakış açısından kurtulamamıştır. Sosyal ekolojistler ayrıca sorunun çözümüne yönelik anarşizme göre fazla uzlaşmacı mücadele yöntemlerini benimsemiş ve merkezi yönetimin eritilmesi amacıyla yerel yönetimlere el atmanın ve belediyelerde nüfuz sahibi olmak gerekliliğine vurgu yapmaktadırlar. Bugüne cevap bulmak adına Alternatif teknolojilere sahip çıkmış ve küçük çaplı nükleer kullanımına sahip çıkmaktadır. Toplumsal değişim ve ekolojik felaketlerin temel sebebini sorgulamak anlamında “reformist ve uzlaşmacı” yönetemlere sahip olduklarından bir çok anarşist tarafından da dışlanmaktadırlar. Hatta Bookchin de nihayet kendisinin esasen anarşist olmadığını ve daha çok Marksizm’den beslenmekte olduğunu kabul etmektedir. Sosyal ekoloji fikri halen anarşistler arasında belirli bir etkiye sahiptir.

Eko-anarşist fikirlerin bugün gittikçe yayılan ve genişleyen düşüncesi, bugün kendilerini primitivist, uygarlık karşıtı veya yeşil anarşist olarak tanımlayanlar tarafından benimsenir. Son 30—40 yıl içerisinde Antropoloji biliminin gelişmesi ve insanlık tarihinde uygarlık öncesi hakkında bazı yanlış bilgilendirmelerin olduğunun farkına varılmasının ardından çeşitli anarşistler veya çevreciler, bu bilgi ve verileri katkılarıyla insanlık tarihini yeniden sorgulamaya ve araştırmaya başlayarak insanlıkla özdeşleştirdiğimiz Uygarlığı sorgulamaya başlamışlardır.

Sınıfsal ve ekonomist bakış açısından sıyrıldıkça insanlık tarihindeki kırılma noktalarının çözülmesinin ardından anarşistler, klasik anarşizmin solcu eğilimlerini sorgulamaya başlamış ve ondan oldukça uzaklaşmıştırlar. Tahakkümün kökenlerine inmek ve onu söküp çıkarmak arzusuyla girilen araştırmalarda, insanın doğadan uzaklaştıkça tahakküm zincirini kalınlaştırdığını ve gezegenin sonunu hazırladığını fark etmişler, bu ölümcül yaşam biçiminin tüm kurumlarını hücre hücre eleştirmeye başlamışlardır.

Örneğin bazı eko-anarşistlerin ve sosyal ekolojistlerin aksine uygarlık karşıtları (primitivistler veya yeşil anarşistler) Altenatif Teknolojileri, tarımı ve eko-köylerin oluşturulmalarına karşı çıkmaktadır. Çünkü doğa üzerindeki her türlü evcilleştirme ve çevresel yıkım getiren faaliyet toplumsal ve gezegensel tahakkümün yeniden üretilmesine yol açacaktır. Tarımı ve hayvancılığı biyo-bölgelerin çeşitliliğinin yok edilmesinden ve doğayı, insan olmayanları ve insanı bağımlılaştırmasından ve her geçen gün doğadan uzaklaştırarak aciz bir varlık haline getirmesinden dolayı reddederek, bugünden olabildiğince avcı-toplayıcı yaşam biçimine doğru geçmemiz gerektiğini ve vahşiyle yeniden temasa geçmemiz gerektiğini savunurlar.

Bir çok uygarlık öncesi veya dışı toplumlara fazlasıyla etmekle birlikte bazıları ise sadece son 10.000 yıl içerisinde yaşanan deneyimlerden yola çıkarak başka ve vahşi bir dünya yaratma arzusu içerisine girmişlerdir. İnsanlık ve tarih bilgimizle 10.000 yıl önce tarımın ortaya çıkmasıyla dünya üzerindeki insan etkinliğinin bizi bugüne nasıl taşıdığının bilgisine ulaşmış olmak, bugüne kadar gelmiş tüm ideolojilerin ve fikirlerin yeni baştan gözden geçirilmesini ve bir çoğunun çöpe atılmasını zorlamıştır. Sorun sadece kapitalizmde veya iktidarlarda değil, bu iktidarların kendine meşruluk bulduğu yaşam tarzının yani uygarlığın ta kendisidir. 10.000 yıl öncesine kadar 3,5 milyon yıl boyunca doğa ile uyumlu yaşayan insanın doğaya egemen olmak için savaş açmaya başlaması ve onu kendi hizmetine alma etkinliği hem toplumsal anlamda hem de gezegensel anlamda büyük değişimlere ve yıkımlara yol açmıştır.

Bugün emperyalizm-sömürgecilik-küreselleşme denen şeylerin temelleri insanın doğaya ve insan olmayanlara karşı egemen olma savaşı açmasıyla başlamaktadır. Uygarlık artı-değer, yerleşik hayata geçiş, evcilleştirme, tarım, işbölümü gibi kurumların bir bütününden oluşur ve uygarlık karşıtları (yeşil anarşistler ve primitivistler) tahakkümün her türlüsünden total olarak kurtulmak için uygarlığın yıkımının ve yeniden vahşileşmenin şart olduğuna inanmaktadırlar. Bu nedenle anarşist hareketin veya anarşist hayallerin yeni bir yöne doğru gitmesi için çalışmaktadırlar. Dünya da yaygınlaşan rahatsızlık ve çözüm önerilerinin yetersizliği ve hepsinin birer çıkmaz sokaktan başka bir şey olmadığı, uzlaşma çukurunun muhalif hatta anarşist hareketin bile içerisine düşmesi uygarlık karşıtı perspektifin sadece anarşistler arasında değil, çeşitli özgürlükçü muhalif gruplar arasında da yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Uygarlık karşıtı veya eko-anarşist fikirlerin etkisi bugün anarşistlerin geleceğe dair hayallerinde derin etkiler yaratmış, ayrıca herkese sorunlarımızı tartışırken uygarlığın ve tekno-endüstriyel sistemin yeniden gözden geçirmeleri ve sorgulamaları gerektiğini hatırlatmış olmasıdır.

En son bilim adamlarının yaptığı açıklamalara göre, gelecek 10 senede dünyadaki etkinliğimiz bu şekilde ilerlediğimiz sürece bizi ve dünyayı geri dönülemeyecek bir sürece sokacaktır. Bırakın her geçen gün yok olan yüzlerce bitki ve hayvan türünü, insan türünün geleceği bile bugün kuşku altındadır. İnsanlığın kendi aralarındaki savaşları ve doğaya egemen olma mücadeleleri birer yanılsamadan ibarettir. İktidar mücadeleleri veya sınıf savaşları bizi sadece sorunun kendisinde uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle yaşamın kendisine yani doğa ile yeniden temasa geçmek insanlık için bir zorunluluktur. Anarşistlerin tüm insanlığın zorunda olduğu gibi tüm empoze edilmiş bu sömürü kültüründen sıyrılması ve yaşama ideolojik olmayan gözlerle yeni bir bakış açısıyla bakmaları gerekiyor. Tekno-sistemi veya uygarlığı sorgulamayan ve yıkmayan bir devrim tarihin yeniden tekerrür etmesine yol açacak, toplumsal tahakkümün ve çevresel yıkımların yeniden üretilmesine neden olacaktır. Bu ilerleme ve doğaya egemen olma kültürünü atmadıkça bugünden öngörülebilen bir kıyamete sürüklenmeye devam edeceğiz…

k.u.

http://www.hayvanozgurlugu.com/news.php?item.35.3

June 15, 2010 Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, anti-otoriter / anarşizan, ekolojist akımlar, isyan, sistem karsitligi, somuru / tahakkum, türcülük, doğa / hayvan özgürlüğü | Leave a comment

   

%d bloggers like this: