ecotopianetwork

Doğa Savunma Mücadelesinde Yöntemler – Extrip – Asiye 3.Sayı

Bundan çok değil 500 yıl öncesine kadar doğa kendi kendisini idare edebiliyor, kendi iç dinamikleriyle kendisini yenileyebiliyor ve tehditleri savuşturabiliyordu. Ancak içinde bulunduğumuz zamana geldiğimizde durum farklılaştı ve doğa kendi kendisini yenileyemez bir hale geldi.Bunun en büyük nedenlerinden biri elbette insanların nüfuslarının muazzam derecede artması, isteklerin ve tüketimlerinin tavan seviyeye gelmesi ve bu isteklerini karşılamak için modern aletlerle doğa büyük bir saldırı içine girmesi en önemli sebep olarak karşımıza çıkıyor.

İlkel toplum zamanları ve göçebe yaşamın tercih edildiği zamanlarda doğaya verilen tahribat çok azdı. İnsanlar ihtiyaçları kadar ağaç kesiyor, balık tutuyor, avlanıyor ve bitki topluyordu. Ayrıca sürekli olarak yer değiştirmelerinden dolayı bir bölgeyi terk ettiklerinde, oradaki doğa da kendi kendisini yenileme imkanı buluyordu. O dönemlerde insanların kullandığı alet edevatlar da doğaya yıkım yaratmaya zaten pek elverişli değildi; basit baltalar, taştan oyulmuş mızrak uçları, ok ve yay g,b, aletlerle zaten bu insanların doğadan alabilecekleri sınırlıydı.

Ancak modern topluma geldiğimizde işler değişti. 10 saniyede 3 metre çapında bir ağacı deviren makinalar, tek çekişte onlarca ton balık avlayabilen balıkçı tekneleri, biçerdöverler, otomatik av silahları, oluk oluk benzin tüketen motorlu araçlar,vb. Modern aletlerle doğaya karşı neredeyse topyekün bir savaş ilan edilmiş durumda. Tabi bu adaletsizlik karşısında doğanın da yapacağı bir şey yok tabi ki…

İşte bu noktada bilinçli insanlar da doğayı korumak ve kendisini koruyamayan doğanın saflarında bulunmak amacıyla doğa ve çevre hareketlerini örgütlemeye başladılar. Zaten yazımın konusu da bu mücadelede kullanılan yöntem ve stratejileri incelemek ve hangi yöntemin daha mantıklı olduğunu tartışmaya açmak..Bu kısa girişten sonra konumuza girelim…

Mücadelenin ilk başlangıcı hiç de bizi şaşırtmayacak bir dönemde; Sanayi Devrimi sonrasında denk gelmektedir. İlk olarak İngiltere’de 1850’lerde “Back To Nature” hareketini kuran birkaç sanatçı ve bilim insanı bu konuda dikkat çekmek üzere bir mücadeleye girmişlerdi. Tabi o dönemlerde çok da ses getirecek bir mücadele olmadığını dönemin kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Bunun en büyük nedeni elbette o dönem insanlarının yeni gelen sanayi devriminin sarhoşluğu içinde olmasını gösterebiliriz.

Ancak doğa hareketlerinin bugünkü halini almaya başlaması tam olarak 1960’ların sonu olarak karşımıza çıkıyor. Savaş Karşıtı hareketlerin içindeki birçok insan, Vietnam Savaşı’nın sona ermesi ve 68′ hareketinin bitmesinden sonra çeşitli doğa hareketlerinin kurucusu ve aktivisti olarak karşımıza çıktılar. Bu dönemde çeşitli metodları ve stratejileri benimseyen bu örgütlerin kimisi halen varlığını sürdürmekte, kimisi ise ismini tarihe gömerek mücadelenin dışında kaldı.Şimdi bu mücadele metodlarını benimseyen yapılanmaları baz alarak bu metodları başlıklar altında irdeleyelim…

Hayvan ve Toprak Kurtuluşu Mücadelesi

Bu mücadelenin ortaya çıkışı 1963 yılında İngiltere’de kurulan Hunt Saboteurs Association ile başlamaktadır. Bu mücadelenin en önemli özelliği lidersiz olması ve merkezi örgütlenmeye karşı olmasıdır. Bu mücadeleyi benimseyen insanlar kendi yerellerinde “Hücre” adı verilen küçük ve gizli yapılanmalar kurarak eylem yapmaktadırlar.

Mücadelede esas olan doğaya zarar verdiği bilinen kurum-şirket ve kişilere karşı, mal ve maddi kayba uğratıcı “doğrudan eylem” yapmaktır.Yapılan eylemlere eko-sabotaj veya kısaca “ekotaj” adı verilmektedir.Eylemciliğin temelinde hiçbir şekilde hayvanlara, insanlara (doğa dümanı olsa da) fiziki zarar verilmemesi esas alınmaktadır.Ancak yapılan eylemlerde bugüne kadar yaklaşık 20 aktivist karşı taraftan gelen saldırılar neticesinde hayatını kaybetmiştir.

Bugün dünyada bu mücadeleyi benimseyen Earth Liberation Front (Dünya Kurtuluş Cephesi) 1992’de kurulmuş ve 17 ülkede hücreye sahiptir, Animal Liberation Front (Hayvan Kurtuluş Cephesi) 1976; ki bu örgüt 1963 Yılında Hunt Saboteurs Association içerisinde çalışmaya başlamış ve1972 yılında Band Of Mercy adı altında kurulmuştur, Earth First! (Önce Dünya!) 1979 yılında kurulmuştur ve 19 ülkede örgütlüdür.

Greenpeace ilk kurulduğunda birkaç eko sabotaj eylemi yapmış olsa da daha sonra değineceğimiz pasifist eylem modelini benimsemiş ve bu eylem tarzını terketmiştir.

Eylem metodu olan ekotajlarla bugün birçok ülkede doğaya karşı yapılan saldırıları püskürtmeyi başarmışlardır.Ekotaj’da kullanılan metodlara baktığımızda hayvanları çiftliklerden alarak güvenli bir ortama kaçırma, bombalama, kundaklama, doğadan acımasızca toplanan kürk-deri vb. Maddeleri boya ile kullanılamaz hale getirme, yumurta atma, ağaçlara çıkarak kesilmelerini engellemek, iş makinelerini bozarak kullanılamaz hale getirmek gibi uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak deney laboratuarları, ilaç firmaları, kereste şirketleri, mezbahalar, kürk ve besi çiftlikleri, bankalar, kargo şirketleri, sirkler ve hayvanat bahçelerini hedef almaktadırlar.

İlk başta her türden insanın bir araya gelerek kurduğu bu yapılanmalar, 1990’lı yıllardan sonra anarşist mücadeleye doğru bir kayma yaşamaya başlamış ve özellikle Yeşil Anarşist mücadeleyle etkileşim haline geçmiştir. Türkiye’de 2000’li yıllarda ilk hücreler ve eylemler yapılmaya başlamış ve bugün birçok ilde de hücreler olduğu bilinmektedir. Bu mücadele biçimi birçok devlet tarafından 2. Dereceden Terör sorunu olarak kabul edilmekte ve aktvisitler büyük hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Ancak bu durum mücadelenin büyümesine herhangi bir olumsuz etki yapmamaktadır.

Bu mücadele biçimi şüphesiz ki en çok ses getiren ve en başarılı mücadele biçimi olarak göze çarpmaktadır. Bugün eylemlerin verdiği maddi zararlardan dolayı birçok doğa sömürücüsü tesislerini kapatmak zorunda kalmıştır. ELF’in 1998 yılında Vaşakların yoğun yaşadığı bölgeye kurulan bir kayak merkezine yaptığı saldırı sonrasında tesis 12 Milyon dolar zarara uğramıştır. Bu saldırı o kadar ses getirmiştir ki, daha sonra burada kamuoyu baskısıyla vaşaklar için koruma alanı oluşturulmak zorunda kalmıştır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi bahsettiğimiz örgütlerin internet sitelerinden takip edebilirsiniz.

Pasif Direniş 

Bu metodu kullanan örgütlerin temeli genel olarak 68’lerdeki hipi hareketi ve pasifist gruplara dayanmaktadır. Genel olarak bu örgütlerin hepsinin çalışma metodları ve yapıları birbirinin aynıdır.Zaten bu metodu benimseyen örgütlerin sayısı da çok fazla değildir.

Bu metodu uygulayan örgütlere baktığımızda karşımıza ilk olarak çıkan örgüt olarak Greenpeace çarpmaktadır. 1972 Yılında nükleer savaşa dikkat çekmek için ortaya çıkan Don’t Make A Wave Comitee hareketinin devamı olarak kurulan örgüt şu anda 42 ülkede ofise sahiptir.

İlk başta bahsettiğimiz radikal hareketlerin aksine liderlik ve hiyerarşiye sahip olan örgüt, Amsterdam merkezli olarak dünyada çeşitli kampanyalar ve eylemler yapmaktadır. 1977 yılında Paul Watson önderliğindeki bir grup, Greenpeace’i fazla uzlaşmacı ve pasifist bularak Sea Shepherd adlı örgütü kurmuşlardır.

Bu eylem metodunu kullanan bir diğer grup ise Küreselleşme Karşıtı hareketlerin içindeki eski sosyalistler ve bazı dejenere marksistlerdir. 1999 yılında Seattle ayaklanmasında anarşist grupların mücadelede aşırı şiddet kullandığını savunan bu gruplar, daha sonra yapılan küreselleşme karşıtı protestolarda pasif direniş eylem metodunu seçmişlerdir.

Diğer bir grup olan PETA’da bu metodu seçmiştir. Örgüt genel olarak eylem yaptıkları ülkelerdeki ünlü kişilere çıplak eylem yaptırarak konuyu kürk, deri ve et sanayisine çekmeye çalışmaktadır.Örgüt ayrıca vejetaryenlikle ilgili birçok bilgilendirici çalışma da yapmaktadır.

Bu metodu savunan gruplar hiçbir şekilde saldırıya uğrasalar dahi şiddete başvurmamayı tercih etmektedirler. Yaptıkları eylemlerde coplanırken, gaz yerken, gözaltına alınırken hareketsiz kalarak gözaltına alınmayı kabul ederler. Eylem şekli olarak ülkelerin ve şehirlerin büyük yapılarından iple sarkarak pankart açmak, balina gemilerinin çevresinde botlarla taciz turları atmak, kendilerini firma ve devlet kurumlarına zincirlemek, eylemlerde çan-boru-düdük çalmak ve dansetmek, çıplak eylem yapmak,vb vb..

Bu örgütlerin bir diğer özelliği de çok büyük maddi güçleri olmasıdır. Özellikle PETA ve Greenpeace gibi örgütler “destekçi” adı verdikleri bireysel bağışlardan çok büyük paralar kazanarak yukarıda belirttiğimiz eylemleri gerçekleştirmeye harcamaktadır. Yapılan büyük ve uluslarası kampanyaların sonuca ulaştığı da pek görülmemektedir.Örneğin 33 yıldır süren fok avlarına karşı kampanyada bugüne kadar olumlu bir yol alınmamıştır. Hatta durum daha da vahim bir duruma gelmiştir. Aynı şekilde balina avlarına karşı yapılan kampanyalarda da 20 yıldır herhangi bir gelişme olmamıştır. Bu metodu seçen grupların devletlerden, şirketlerden, kurumlardan sponsorluk kabul etmemelerine rağmen çok büyük maddi güce sahip olmamalarının en büyük nedeni “reklam ve lansman” güçlerinden kaynaklanmaktadır. Özellikle Greenpeace örgütü ve küreselleşme karşıtları, yer aldığı her türlü eylemi sanki kendisi yapmış gibi lanse ederek kendi reklamını yapmayı (10.000 kişilik eylemde 50 kişi bile olsalar), basına geçilen haberleri manipüle etmeyi bir yol olarak tercih eder.

Yukarıda yazdığım sebeplerden ötürü bu gruplar bugün birçok ülkede doğa korumacı diğer örgütlenmeler tarafından “istenmeyen örgütler” ilan edilmiştir.Türkiye’de de durum aynıdır.

İdeolojik Olarak Doğa Mücadelesi

Bu aslında doğa koruma mücadelesinin içindeki diğer gruplarla ilintili halde olan kişilerin temsil ettiği hareketlerdir. Yukarıda irdelediğimiz örgütlerin eylemlerini desteklemek,teorik altyapısını ve lobi faaliyetlerini yürütmek gibi amaçları vardır. Örnek vermek gerekilirse Greenpeace ile Yeşiller Hareketi’nin; Earth First’le de anarşist grupların resmi olmayan bir bağı vardır.
Genel olarak bakıldığında ilk göze çarpan politik hareket Yeşiller Hareketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Avrupa’da azımsanamayacak bir güce sahip olmasına rağmen, elitist yapısından dolayı gelişmekte olan ülkelerde ve 3.Dünya Ülkeleri olarak tanımlanan ülkelerde pek de taraftarı olmadığı söylenebilir. Genel olarak eskiden sosyalist olan ve daha sonra liberal mücadeleye kayan kişiler tarafından çalışmalar yapmaktadır. Lobi faaliyetleri ve kamuoyu oluşturmak gibi stratejik politikaları benimserler.
Bir diğer grup ise anarşiyi savunan gruplar tarafından mücadele eden örgütlerdir. Anarşi’nin temelinde doğayla uyum ve ekosistemin devamlılığı gibi düşünceler olsa da, bu konuda esas mücadeleyi Yeşil Anarşi hareketi içerisinde bulunan kişiler yürütmektedir.

Yeşil Anarşistler içerisinde anarko primitivistler ve sosyal ekolojistler olmak üzere iki grup öne çıkmaktadır. Burada kısaca değineceğimiz grup anarko primitivistler olacaktır. Temelde ilkelciler Uygarlık Karşıtlığı, Tekno Endüstriyel Sistemle Mücadele ve İlkele Dönüş üzerinden mücadele yürütürler. Eylem metodu olarak ekosabotaj ve doğrudan eylemi benimseyen bu gruplar, birçok açıdan Hayvan-Toprak Kurtuluşu veren örgütlerle dayanışma ve eylem birlikteliği içerisindedirler.

Sonuç Olarak…

Kısaca hem doğa koruma mücadelesi yürüten eylemci grupların kısa tarihine göz atmış olduk, hem de bu grupların metodları hakkında kısaca bilgi vermiş olduğumu düşünüyorum.Burada anlattığım gruplar dışarısında eylem grupları olmayan ve alan-tür koruma çalışmaları yapan STK’lar olduğunu da belirtmemizde fayda var.

Yukarıda anlattığımız metodlara bakarak en doğru ve işe yarar metodun ne olduğunu tartışarak en doğru yöntemi seçmemiz gerçekten de çok önemli.Ancak mantıklı bakıldığında iple sarkıp pankart asmanın ya da çıplak olarak protesto yapmanın, düdük çalmanın ne gibi bir faydası olacağını da idrak etmemiz mümkündür. Esas olarak doğa ve çevre sorunu ilk başta da anlattığım üzere bir uygarlık ve nüfus sorunudur. Bu sebeple uygarlığın yıkılması için mücadele etmeden yukarıdaki hangi yöntemi uygularsak uygulayalım kesin bir sonuca ulaşamayacak, yalnızca günü kurtarmış olmakla kalacağımızı her zaman hatırlamamız gerekmektedir. 

Bir sonraki sayıda Hayvan ve Toprak Kurtuluşu ile ilgili daha geniş bir yazı yazarak bu konuyu daha detaylı bir biçimde sizlere anlatmaya çalışacağım…

http://issuu.com/internationala/docs/asiyev3

July 26, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, anti-otoriter / anarşizan, eko-savunma, isyan, sistem karsitligi, somuru / tahakkum, türcülük, doğa / hayvan özgürlüğü

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: