ecotopianetwork

En yüce değer emek değil serbest zaman! Dünyanın bütün işçileri çalışmayı bırakın!

İlk yazı: https://ecotopianetwork.wordpress.com/2009/10/31/dunyanin-butun-iscileri-calismayi-birakin/

ÇALIŞMAK DA YÖNETMEK DE İSTEMİYORUZ!

Çalışmanın kaldırılması, sınıf savaşımı­nın bittiği değil, başladığı yerdir. Tekno-endüstriyel makinaya vurulan bir köstek, Luddite’lerden (makina kırıcılar) gelen bir ge­nel grev çağrısıdır. Sınıfların birbirlerini var et­tiği propagandası üzerinden karartılan algılar, düpedüz bir burjuva saptırmacasıdır. Bu öner­me bir noktaya kadar doğru kabul edilse bile, tekno-endüstriyel makinanın çarkında dişli ol­maya zorlanmış “ekonomik, politik ve moral bakımdan tutsak edilmiş tüm insanları içeren sı­nıfın hem makro hem de mikro düzeyde savaşı­mı mevcuttur ve meşrudur. Kendi varlık gerek­çesini reddettiği ve bu gerekçeyi topyekün yer­lebir etmeyi hedeflediği sürece Sınıf Savaşımı halen kaçınılmazlığını koruyor.

Biliyoruz ki, çalışma kavramını milyarlarca in­san bizim algıladığımız gibi algılamıyorlar. Ça­lışmak, başta hayatımızı idame etirmek, daha sonra ise tüketim toplumunun bize dayattığı ürünleri elde edebilmek için bize sunulan bir kölelik durumudur. Buna karşın, endüstriyel ya­şam içerisinde çalışmayı reddetmek, birilerinin daha fazla çalışması anlamına da geldiğinden, bu sorunun tek başına çözümü değildir. Ancak kökten çözülmek zorundadır. Reformlara veya herkesi çalışmayı bırakmaya çağırma kolaycılı­ğına kaçan seçkinci söylemlere ihtiyacımız yok.

“Oyun üzerine kurulu bir dünya” savunusu, iş­bölümüne dayanan ve endüstriyel sistemin da­yattığı bir gündelik hayat haricinde, yaşam için gerekli olan etkinliklerin bir bütünü olarak de­ğerlendirilmelidir. Oyun “çalışan insanın” bir boş zaman etkinliği değil, yaşamın bütünüdür. Bugünkü gündelik kısır döngü açısından bakıl­dığında yaşamı idame ettirmek için gereken ça­lışmanın ve boş zamanın bütünüdür.

“Çalışmak, neredeyse, dünyadaki tüm sefaletin ana kaynağıdır. Eziyeti durdurmak için, önce çalışmayı durdurmalıyız.” diyor Bob Black 1985’te yazdığı bu metinde. Bob Black’in bu metni Marksizm’den, soldan ve klasik anar­şizmden köklü bir kopuşun ve uygarlık karşıtı bir anti-ideolojinin ifadesidir:

“Garip bir şekilde – belki de değil- tüm eski ide­olojiler muhafazakar çünkü çalışmaya inanıyor­lar. Onlardan bazıları; Marksizm ve Anarşizmin çoğu türü, çalışmaya her şeyden daha çok ina­nıyorlar çünkü çok az şeye inanıyorlar.” “Mark­sistlerin dediğine göre biz bürokratlarca yöne­tilerek çalışmalıyız. Özgürlükçülerin dediği­ne göre biz patronlarca yönetilerek çalışmalı­yız. Feministlerin dediğine göre kimin tarafın­dan yönetilerek çalıştığımız önemli değil, yeter ki patron kadın olsun. Açıkçası bu ideoloji tüc­carlarının gücün nasıl bölüşüleceği konusunda anlaşmazlıkları var. Ve yine açıktır ki bunların hiçbirinin gücün bu şekilde görülmesine hiç­bir itirazları yok ve hepsi bizleri çalıştırmak istiyorlar.” der.

Bob Black çalışmanın yerine oyunu koyar. Fa­kat bu kapitalist kültürün zihinlerimize işledi­ği türden bir şey değildir: “Bu bizim bir şeyler yapmayı bırakmamız gerekir anlamına gelmi­yor. Bu, oyun oynamak üstüne kurulmuş yeni bir yol yaratmak anlamına geliyor; başka de­yişlerle, oynak şenlikler, karşılıklı yardımlaş­ma, ve hatta sanat. Burada çocukların oyun­larından fazlası var, onlar kadar değerli. Bah­settiğim umumi oyuncaklarımızla kollektif bir macera ve özgür dayanışmanın neşesi, refahı. Oyun pasif değildir. Şüphesiz her birimizin sa­dece tembellik ve miskinlik için şu anda hoş­lanmadığımız şeylere göre çok daha fazla za­mana ihtiyacımız var. Gelirimize ve ya mesle­ğimize aldırmayarak.”

Makalelerinde Bob Black’in alaycı, saldır­gan, uzlaşmaz ve ironik üslubu dikkati çeker. Anarchy After Leftism’de özgür belediyecili­ğin fikir babası Muray Bookchin’e karşı çok saldırgan ama bir o kadar da yerinde eleştiri­lerde bulunur. Black, Bookchin’e sürekli de­kan ön eki getirir:

“Ciddi olup olmadığımı merak ediyor olabi­lirsiniz. Şaka yapıyorum ve ciddiyim. Oynak ama saçma değil. Oyun oynamak illa ki sulu saçma olmak zorunda değil ki, sululuk da saç­ma değildir. Sık sık ciddi bir şekilde şımarma­lıyız. Ben yaşamın bir oyun gibi olmasını is­tiyorum—ama yüksek skorlu bir oyun. İdame ettirmek için oynamak istiyorum.”

Oyun, avcı-toplayıcı atalarımızda olduğu gibi parçalanmamış bir yaşamın tümünü ifade eder: “Çalışmaya alternatif, sadece boş gez­mek değil. Şenlikli, oyunlu olmak şarlatan­ca bir şenlik değil. Boş vaktin keyfine olabil­diği kadar çok değer veriyorum, zevkleri ve meşgaleleri önüne geçtiğinde faydalı olmak­tan daha öte asla değildi. Ne de zaman yöneti­minin –disiplinli güvenlik- “boş vakit” adı al­tında reklamını yapıyorum, bundan çok uzak bahsettiklerim. Boş vakit çalışmayı amaçla­yan bir sürelik çalışmamadır. Boş zaman, ça­lışma zamanından kurtarılan zamanı harca­maktır. Çalışmayı unutmak için çılgınca ama umutsuz bir girişim. Bir çok insan tatilden çok yorgun bir halde geliyorlar, ve yeniden din­lenebilmek için hemen çalışmaya koyuluyor­lar. Çalışmayla boş vakit arasındaki en önem­li fark, çalışınca en azından size yabancılaş­manız ve sinir bozukluğunuz için para ödü­yorlar.”

Tekno-endüstriyel sistemin insanlığı gö­nüllü köleliğin benimsendiği bir çağa gö­türmesi az-gelişmiş tiranlıkları bile arata­cağını söyler: “Genelde –bu ki çoklukla devletin tek işveren ve herkesin işçi oldu­ğu “Komünist” ülkelerde Kapitalist ülke­lere göre daha doğru olacaktır.- çalışmak; istihdam edilmektir, başka bir ifadeyle ücretli emek adı altında taksitli bir planla kendinizi satmanızdır. Bu sonuçta Ameri­kalıların %95’i başka biri (ya da bir şey) için çalışıyorlar. SSCB’de ya da Küba’da ya da Yugoslavya’da ya da örnek göste­rilebilecek başka bir alternatif modelde, bu durumdakilerin oranı %100’lere yak­laşıyor. Sadece meydan savaşına hazırla­nan Üçüncü Dünyanın köylülerinin kale­leri – Meksika, Hindistan, Brezilya, Tür­kiye- olan bu yerlerde toplanan köylüler geçen milenyumdaki emekçilerin gele­neksel düzenlerini sürdürüyorlar. Devlete yahut asalak yaşayan derebeylerine yal­nız kalmamak için vergi veriyorlar. Aslın­da bu kötü muamele iyi görünmeye başlı­yor. Tüm endüstriyel (ve ofiste) çalışanlar kölelikleri sadakatleriyle kesinleşmiş tür­leri tarafından gözetleniyorlar.”

“Kamboçyalılar birbirlerini boğazladık­larından dolayı insanlar onlaron deli ol­duğuna inanır, ya biz farklı mıyız?Pol Pot rejiminin eşitlikçi bir toplumun bulanık­laşmış bir vizyonu vardı. Bizler hayatta kalanlara Big Mac veya Cadillac marka araç satmak için yüzbinlerce alanda öldü­rüyoruz. Otoyollarda yılda ölen kırk veya elli bin kişi kurbanlardır, şehitlerdi. Onlar hiçbir şey için öldürler – ya da çalışmak için öldüler. Fakat çalışmak ölünecek bir şey değildir.”

Black, çalışmaya karşı oyuna dayalı bir toplumu benimserken, avcı-toplayıcı top­luma işaret ederek endüstrisi sonrası in­sanların daha fazla çalışmaya zorlandı­ğını vurgulayarak, bunun aynı zaman­da bolluk toplumunu da yok etmiş ol­duğuna inanır. Avcı-toplayıcı atalarımız sıfır-çalışmayla yaşamlarını idame ettire­biliyorlardı. İşbölümü ve yabancılaşma­dan işaret yoktu. Black, Endüstri öncesi toplumun Sanayi devrimiyle birlikte na­sıl makinanın dişlilerine indirgendiğimiz noktasında bize kaynaklar sunar. Metnin türkçeye tercüme edilmesi çok da önemli olmasa da, sunduğu kaynak ve sorgulama açısından faydalı olacaktır.

Metni tercüme etmek isteyenler şu adresten ulaşabilirler:

www.zpub.com/notes/black-work.html

December 19, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, anti-otoriter / anarşizan, isyan, sistem karsitligi, somuru / tahakkum

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: