ecotopianetwork

KALKINMA YALANLARI


Igniting a Revolution kitabından çevrilmiştir.

Robert Thaxton (robo Los Ricos)

Kalkınma, dünyanın Avrupalılar ve onların sömürge sonrası piçi tarafından tahakküm altına alınmasını meşrulaştırmak amacıyla kullanılan bir yalandır. Küresel ısınma, kimyasal savaş, kadın ve çocuk köleliği: hepsi kalkınmanın bedeli. Soykırım kalkınmanın ilgi alanına girmiyor, kalkınma sadece ekonominin derdinde.

Diyelim bir gölün kenarında huzur ve barış içerisinde yaşayan insanlar var, aynen atalarının yüzyıllardır yaptığı gibi yaşıyorlar. Aileler bahçeleri ve evlerini paylaşıyor. İnsanlar avlanıyor ve balık tutuyorlar. İnsanlar bir bütün olarak sağlıklılar. Kimse aç kalmıyor; dans, festival, paylaşmaktan oluşan  kültürleri herkesi o topluluğa katılma konusunda imrendiriyor.

Bu kabul edilemez bir şey. Bu insanlar, şirketler ve bankaların çıkarı için uğraşmıyorlar, ya da devlete vergi ödemiyorlar. Bu insanların ve toprakların kalkınmaya ihtiyacı var. Birkaç kuşaklık kalkınma sonrasında bu insanların halleri nedir bir bakalım.

Öncelikle, Haoleslerle karşılaştıklarında (Hawai dilinde “ölüm üfleyenler”) kaptıkları hastalık bir çoğunu öldürmüş. Alkol ve  ateşli silahlar kullanarak, kalkınmacılar, eskiden toplum tarafından ortaklaşa kullanılan toprağı birkaç kişinin zorla ele geçirmesi için insanları yozlaştırmış. Halkın çoğunluğu bu plana uymayı reddediyor, bu yüzden onları bastırmak için asker göreve çağrılmış. Askeri işgal başarılı olunca, kalkınma hedefine kitlenmiş.

Göl için hemen bir baraj kuruluyor, amaç daha da gelişmek için elektrik sağlamak. Ayrıca gölden askeri üs etrafında büyümüş olan kasabanın kullanması için su da elde ediliyor. Bir zamanlar bazı insanların çalıştığı kağıt ve kereste fabrikaları orman diye bir şey kalmayınca kapanıyor.

Göl, cıva ve dioksin dolu- bunlar endüstriyel gelişmenin yan ürünleri. İnsanlar hala balık yiyorlar- bu da onları kanser yapıyor. Toprak artık eski askeri liderlere ait, bu eski askerler burada büyükbaş hayvan yetiştiriyorlar. Artık iş bulmak kolay değil, insanların çoğu askeriyeye hizmet ediyor: çamaşır yıkıyor, yemek pişiriyor, onlar için fahişelik yapıyorlar. Buna karşılık olarak askerler de insanlara istenmeyen çocuklar, uyuşturucu,  alkol ve bulaşıcı hastalıklar veriyorlar.

Bu, mikro düzeyde kalkınma. Bu kalkınma defalarca tekrar edilmiştir- Amerikalarda, Afrika, Asya ve hatta Avrupa’da.

Daha büyük bir açıdan bakınca kalkınma yalanını görmek daha kolay. Arjantin’e bakın. Bir zamanlar Arjantin’de et üretimine dayalı bir ekonomi vardı. Büyük Buhran’dan sonra Arjantinliler birinci dünya ülkesi olmaya kesin kararlıydılar, aynen Kanada veya Avustralya gibi. 50 senelerini aldı ama sonunda başardılar.

Ama ne yazık ki, bu, küresel şirketler ve finansal çıkarlar açısından hiç de uygun bir durum değildi. Görüyorsunuz ya, birinci dünya ülkeleri o lükse ve refah hayat tarzlarını sürdürmek için dünyanın doğal kaynaklarının çoğuna gereksinim duyuyorlar. Yeteri kadar yok! Hayır, sadece birkaç birinci dünya ülkesine yetecek kadar var. Bilmiyorum—sekiz tanesine olabilir mi mesela?! Böylece IMF ve Dünya Bankası Arjantin’e adım attı ve onun ekonomisini yok etti. Daha 10 sene önce, Arjantin refah bir ülkeydi. Şimdi ekonomisi hayali bir ekonomi, parası dengesiz, işsizlik %50’den fazla ve ekonomisi borç ödemeye dayanıyor, bir çok üçüncü dünya ülkesi gibi. Kalkınma bu işte: küresel şirketlerin ve finans kurumlarının gücünü  çoğaltmak  için halkların güçsüz bırakılması demek kalkınma.

Küçücük bir azınlık Dünya’ya ve orada yaşayanlara inanılmaz bir savaş açmış durumda. Bütün gezegeni yönetemeyeceklerini bildikleri için ihtiyaç duymadıkları her şeyi yok etmeye ve istiflemeye karar verdiler.

Avrupa sömürgeciliği döneminde  işe yaradığı kesinleşmiş metodlar kullandılar: insanları birbirine düşürdüler, böylece herkes birbiriyle savaşmaya başladı, suyu zehirlediler, insanları konsantre merkezlerde yaşamaya zorlayarak onları kontrol etmeyi kolaylaştırdılar, kendi kirli işlerini yapacak liderleri ödüllendirdiler, sorun çıkaranları gözden kaybettiler vb.

Bu ölüm kültürünün en iğrenç yönü, iktidar sahiplerinin güçsüzleri kendilerinin yok edilmesini arzu etmek konusunda ikna etmiş olmasıdır. Aslında, iktidar sahipleri zayıfların kendi kendilerini yok etmesini sağlar ve bunu da dini bir ritüel gibi yerine getirmelerini isterler.

Zayıfların bazıları dünya üzerinde yıkımı görebilirler. Sebep oldukları yıkımı azaltmak için ellerinden geleni yaparlar. Ama iki kötülük karşısında daha az kötü olanın sonuçta gene kötü olduğunu anlama konusunda tamamen başarısızlar. Bu “ daha nazik- daha narin” yıkıcılar eylemlerinin sonuçlarına bakmaktan öylesine korkarlar ki iktidar sahibi olanların dünyamızı yok etme hakkını canla başla savunurlar ve  ölüm makinelerinin entrikalarına karşı koyan her çabayı da aşağılarlar.

Çünkü, anlarsınız ya, Dünya’yı öldürenlerin yaptığı işler karşısında herkes kör değil. Sadece o da değil, ölüm kültürünün araçlarına bağlı olmayan milyonlarca insan var. Bu iki tip insan dünyaya olan etkilerini azaltmaya çalışmakla kalmıyorlar, bu ölüm makinelerini durdurmak için de mücadele ediyorlar. İktidar sahipleri ve zayıflar primitivistlerden nefret ediyor.

Güçlü olanlar şu andaki rahat ve  imtiyazlı konumlarını devam ettirmek için bu insanları yok etmek zorunda. Zayıflar kendi korkaklıkları ile yüzleşmemek  için onları yok etmek zorunda. Ayrıca, onlar- zayıf oldukları için – ölüm kültürüne bağımlı bir halde yaşıyorlar-o olmazsa yavaş yavaş değil, anında yok olup giderler.

Güçlüler ve zayıflar, işbirliği yapmayanlara, vahşi ve özgür olanlara savaş açıyor. Hem kalpsizler, hem de etkililer. Güçlüler zayıfların asileri ve özgürleri öldürmesi için korkuyu kullanıyorlar. Zayıflar korku sayesinde motive oluyor- efendilerini gücendirmekten, hayali statülerini kaybetmekten, öldürülmekten korkuyorlar.
Eğer korku zayıfları anlamasını sağlayan tek şeyse, belki işbirliği yapmayanları zayıfları sıkı sıkı sarıldıkları o korkuyla korkutmasının zamanı gelmiştir.

Belki cesur ve özgür olanları iktidar sahiplerini sığınaklarında  uyandırma zamanı gelmiştir.

Belki artık saldırıya geçip, iktidar sahipleri ve zayıfların doğaya karşı işledikleri suçların bedellerini onlara ödetmenin zamanı gelmiştir.

Belki artık iki taraflı savaşın zamanı gelmiştir.

 

Çeviri:CemC

http://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2011/01/02/kalkinma-yalanlari/

January 25, 2011 - Posted by | anti-endustriyalizm, anti-kapitalizm, isyan

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: