ecotopianetwork

“Muhalefet Üretmek”: Küreselleşme Karşıtı Hareket Şirket Elitleri tarafından Fonlanıyor – Muhalif Halk Hareketi Gasp Edildi

Global Research, Eylül 20, 2010
 
 
 
“[Ford] Vakfının yaptığı her şey Dünyayı kapitalizm için güvenli hale getirmek olarak görülebilir, olumsuz etkilenenlerin rahatlatılmasına yardımcı olarak toplumsal gerilimleri azaltmak, kızgın olanlar için emniyet sübabı sağlamak ve hükümetin işleyişini kolaylaştırmak (McGeorge Bundy, Başkan John F. Kennedy ve Lyndon Johnson’ın (1961-1966) Ulusal Güvenlik danışmanı, Ford Vakfı Başkanı, (1966-1979))“Sivil Toplum sektöründe çalışan birçok ilgili ve adanmış kişiye para ve siyasi kavramçatısı sağlayan egemen sınıf, toplumun tabanından gelen cemiyetlerin önderleriyle işbirliği yapabilmekte….ve sosyal adalet işinin neredeyse imkansız olduğu koşullarda fonlama, muhasebe ve değerlendirme gibi çok zaman alan ve zahmetli işleri yapabilmektedirler.” (Paul Kivel, Buna Demokrasi mi diyorsun, Kim fayda Görüyor ve Kim gerçekten Karar Veriyor?, 2004, s.122)

Yeni Dünya Düzeninde “sivil toplum”  önderlerini güç odaklarının iç çemberlerine davet ederken aynı anda  halkı da baskı altında tutma  ritüelinin iki önemli işlevi vardır. Öncelikle Dünya’ya küreselleşme muhaliflerinin bu güç odaklarıyla kaynaşabilmesi için tavizler vermeleri gerektiğini söyler. İkincisi küresel elitlerin –hüsnü tabiri ile demokrasi adı altında- eleştiriye konu olmaları gerektiğini ama buna rağmen meşru bir şekilde yönettikleri ilüzyonunu yayar. Üçüncüsü  küreselleşmenin “başka bir alternatifi olmadığını” dillendirir; köklü bir değişiklik mümkün değildir ve en fazla ümit edebileceğimiz şey bu hükümdarlarla hiçbir yere götürmeyen bir “al gülüm ver gülüm” ilşkisine girmektir.

Küreselleşmeciler her ne kadar iyi niyetli olduklarını göstermek için birkaç ilerici cümleyi lügatlarına monte etseler de onların temel hedeflerine meydan okunmamaktadır. Ve “sivil toplumla” kaynaşmanın amacı muhalif hareketi zayıflatıp bölerken şirket yapılanmasının pençelerini daha da güçlendirmektir. Bu oy birliği sürecinin anlaşılması önem arz eder çünkü Seattle, Prag ve Quebec’tek ilkeli genç insanların çoğu küreselleşme karşıtı gösterilere katılmışlardır çünkü  onlar paranın her şey olduğu düşüncesini, milyonların fakirleştirilmesini ve üç beş kişi zenginleşecek diye hassas Dünya’nın yıkımını reddetmektedirler.  

 Bu halk kesimi  ve bazı önderlerin alkışlanması gerekir. Ama daha ileriye gitmemiz gerekir. “Küreselleşmecilerin” hükmetme haklarına meydan okumamız gerekir. Kendi ülkelerimizde küreselleşmenin sıradan insanlara ne yaptığı mesajını veren kitle haraketleri örgütleyerek daha yüksek bir aşamaya yükselebilir miyiz? Çünkü Dünya’yı talan edenlere karşı harekete geçirilecek güç onlardır.” (Michel Chossudovsky,  The Quebec Wall, April  2001)

 “Rıza üretmek” (manufacturing consent) tabiri ilk kez  Edward S. Herman ve Noam Chomsky tarafından dile getirildi.

“Rıza üretmek” şirket medya tarafından kamu oyunu yönlendirmek ve “bireyleri değer ve inançlarla donatmak” için kullanılan propaganda yöntemini tarif etmektedir:

Kitle iletişim araçları genel topluma mesaj ve simgeler iletme görevi görür. Bireyleri oyalamak, eğlendirmek, bilgilendirmek ve toplumun kurumsal yapılarına entegre edecek değer, inanaç ve kuralları telkin etmek onların işlevidir. Zenginliğin belli odaklarda toplandığı ve büyük sınıfsal çıkar çatışmalarının olduğu bir dünyada bu rolü gerçekleştirebilmek sistemli bir propagandayı gerektirmektedir. (Manufacturing Consent, Edward S. Herman ve Noam Chomsky)     

“Rıza üretmek” kamu oyunu yönlendirme ve şekillendirme anlamını ima etmektedir. Uydumculuk, karar vericilere biat ve toplumdaki hiyerarşinin kabulünü sağlar. Yerleşik toplumsal düzene boyun eğilmesini talep eder. “Rıza Üretmek” kamu oyunun ana akım medyanın anlattığı hikaye, yalan ve uydurmalarına biat edilmesini ifade eder.   

“Muhalefet Üretmek”

Bu makalede egemen sınıfın çıkarlarına hizmette önemli bir rol oynayan “muhalefet üretme” kavramına  odaklanacağız.

Çağımız kapitalizminde demokrasi ilüzyonu hakim olmalıdır. Yerleşik toplumsal düzeni tehdit etmediği sürece muhalefetin ve eleştirinin kabulü egemen elitlerin çıkarınadır.  Amaç muhalefeti bastırmak değil muhalafetin sınırlarını belirlemek için muhalif hareketi şekillendirmek ve bir kalıba sokmaktır.  

İktisadi elitler meşruiyetlerini sürdürmek için küresel kapitalizmin temellerini ve kurumlarını sarsabilecek radikal muhalefet türlerinin gelişmesine engel olmak amacıyla sınırlı ve kontrollü muhalafet türlerini desteklerler.

Diğer bir deyişle “muhalafet üretmek” Yeni Dünya Düzenini koruyan ve sürdüren bir “emniyet sübabı” görevini görür.

Ancak bunun etkili olabilmesi için “muhalefet üretimi” muhalefetin hedefi olanlar tarafından dikkatlice düzenlenmeli ve gözlemlenmelidir.

Muhalefeti Akçelendirmek”

Muhalafet üretimi nasıl gerçekleşir?

Muhalefet hareketinin hedefi olanlardan muhalefet hareketini örgütleyenlere para akışı sağlanarak gerçekleştirilir.

Oy birliği siyasetçileriden onay almayla sınırlı değildir. Büyük kurumları kontrol eden iktisadi elitler, tarih boyunca yerleşik iktisadi ve toplumsal düzene karşı muhalefet hareketinin içinde bulunmuş sayısız STK ve sivil toplum kuruluşuna da himaye ederler. Briçok STK’nın ve halk hareketinin programları hem kamu yardımlarına hem de Ford, Rockefeller, McCharty Vakıfları ve diğerleri gibi özel fon kurumlarına dayanır.   

Küreselleşme karşıtı hareket Wall Street ile Rockefeller ve diğerleri tarafından kontrol edilen Teksas petrol devlerine karşıdır. Ancak Rockefeller ve diğerlerinin vakıf ve hibe kuruluşları, faaliyetlerini denetlemek ve şekillendirmek için  anti-kapitalist örgütleri ve çevrecileri (Büyük Petrol şirketlerine karşı olan) büyük bir cömertlikle akçelendirirler.  

“Muhalefet üretme” mekanizmaları savaş karşıtı koalisyonlar, çevreciler ve küreselleşme karşıtı hareketin de dahil olduğu ilerici örgütlerdeki bireylerin bileklerinin büküldüğü ve sessizce rıza gösterdikleri manipülatif bir ortam gerektirir.  

Egemen medya “rıza üretirken” , karmaşık STK ağı  (buna bazı alternatif medya parçaları da dahildir) egemen elitler tarafından muhalefet hareketini yönlendirip bir kalıba sokmak için kullanılır.

Küresel iktisadi sistemin 1990’larda deregülasyonu ve finansal yapının aniden zenginleşmesini müteakip, vakıflar ve hayır kurumları tarafından fonlama (akçelendirme) işleri tavana vurdu. Acı ve gülünç bir şekilde Wall Street’teki hileli kazançlar elitlerin vergiden muaf vakıf ve hayır kurumlarına aktarıldı. Bu düşeş mali kazançlar sadece siyasetçilerin satın alınmasına değil, STKlara, araştırma enstitülerine, toplum merkezlerine, dini gruplara, çevrecilere, alternatif medyaya, insan hakları kuruluşlarına, vs’ye aktarıldı. “Muhalefet Üretimi” STKlar tarafından ya da doğrudan vakıflarca fonlanan “liberal sol” ve ilerici medya” için de geçerlidir.

Asıl amaç “Muhalefet üretmek”  ve “egemen elitlerin arzu ettiklerini söyleyen” bir muhalafetin sınırlarını belirlemektir. 

Buna karşılık birçok STK’ya batılı istihbarat örgütleri adına çalışan ajanlar sızmıştır. Dahası internetteki ilerici alternatif medyanın büyük bir kısmı şirket vakıflarından ve bağış kurumlarından alınan fonlara bağımlı hale gelmiştir. 

Bölük Pörçük Aktivistlik

Egemen elitlerin amacı halk hareketini  “tek başına hareket eden aktivistlerden oluşan” büyük bir mozaiğe dönüştürmek olagelmiştir. Savaş ve küreselleşme artık sivil toplum eylemlerinin ön saflarında yer almaz.  Aktivizim artık bölük pörçük yapılan bir şeydir. Birbiriyle bütünleşik bir küreselleşme ve savaş karşıtı hareket yoktur artık. İktisadi buhran ABD’nin yürüttüğü savaşla ilgili görülmemektedir.

Muhalefet bölündü. Birbiriyle bütünleşmiş bir kitle hareketinden ziyade birbirinden ayrı “konu odaklı” protesto hareketleri (çevre, küreselleşme karşıtlığı, barış, kadın hakları, iklim değişikliği, vs) teşvik ediliyor ve cömertçe fonlanıyor. Bu mozaik G7 karşıtı toplantılarda ve 1990’ların Halk Buluşmlarında halihazırda egemendi.  

Küreselleşme Karşıtı Hareket

1999 Seattle karşı zirvesi küreselleşme karşıtı hareket için istisnasız bir başarı olarak yüceltildi: “tarihe geçecek bir eylemci topluluğu Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü zirvesini engelledi, küreselleşme karşıtı bir kıvılcım çaktı.” (Bknz. Naomi Klein, Copenhagen: Seattle Grows Up, The Nation, 13 Kasım, 2009). 

Seattle, kitle hareketinin tarihinde gerçekten de önemli bir dönüm noktasıydı. Farklı evveliyatlardan, sivil toplumdan, insan hakları örgütlerinden, çevrecilerden oluşan 50.000 kişi ortak bir amaç için bir araya geldi. Amaçları neoliberal gündemi kurumsal tabanıyla birlikte dağıtmaktı.  

Ancak Seattle büyük bir geri kayışında habercisiydi. Toplumun tüm kesimlerinde artan muhalefet nedeniyle DTÖ Zirvesi dışarıda demokratik görünmek için “kendi yandaşı” sivil toplum önderlerinin yanıltıcı katılımlarına ümitsizce ihtiyaç duydular.  

Binlerce insan her ne kadar Seattle’da bir araya geldiyse de perde arkasında neo-liberalizm de facto (resmen olmasa da fiilen) bir zafer kazandı. Görünürde DTÖ’ye karş olan bir avuç sivil toplum örgütü DTÖ’nün küresel ticaret mimarisinin meşrulaştırılmasına katkıda bulundu.  DTÖ’ye hükümetlerarası yasadışı bir kurum olarak meydan okumak yerine DTÖ ve Batılı Hükümetlerle zirve öncesi bir diyaloğa onay verdiler. “Onay alan STK katılımcıları sayısız kokteyl ve resepsiyonu da kapsayan çeşitli resmi buluşmadaki dostane ortamlarda elçiler, ticaret bakanları ve Wall Street kodamanlarıyla kaynaşmaya davet edildiler.” (Michel Chossudovsky, Seattle ve Ötesi: Yeni dünya Düzenini Silahsızlandırmak, Covert Action dergisi, Kasım 1999, Ayrıca bknz Ten Years Ago: “Manufacturing Dissent” in Seattle).

Gizli gündem muhalefet hareketini zayıflatmak, bölmek ve küreselleşme karşıtı hareketi iş çevrelerinin çıkarlarını doğrudan tehdit etmeyecek alanlara yönlendirmekti.

Özel vakıflarca (Ford, Rockefeller, Rockefeller Kardeşler, Charles Stewart Mott, Derin Ekoloji Vakfı) fonlanan bu “akredite” sivil toplum örgütleri kendilerini halk hareketi adına resmen hareket eden lobi grupları olarak konuşlandırdılar. Tanınmış ve adanmış aktivistlerin önderlik ettiği bu örgütlerin eli kolu bağlandı. Yasadışı olan bir örgütün meşru olduğunu kabul ederek aslında (farkında olmadan) küreselleşme karşıtı hareketin zayıflamasına katkıda bulundular.  (DTÖ’nün 1 Ocak 1995’te kurulmasına yol açan 1994 Marakeş Zirvesi anlaşması). (Ibid)   

STK önderleri paranın nereden geldiğinin tamamen farkındaydılar. Ancak ABD ve AB’deki STK çevrelerinde vakıflar ve bağış kurumları şirketlerden bağımsız organlar olarak görüldü, örneğin Rockefeller Kardeşler Vakfı, Rockefeller ailesinin banka ve petrol şirketleri imparatorluğundan bağımsız olarak düşünüldü.

Özel vakıflara bağımlı maaş ve işlem maliyetleri ile bu durum kabul edilen bir döngüye dönüştü: Çelişkili bir mantıkla, şirket kapitalizmine karşı mücadele, şirket kapitalizminin sahip olduğu vergiden muaf vakıflardan alınan fonlarla sürdürülecekti. 

STKlara deligömleği giydirilmişti; varlıkları vakıflara dayanıyordu. Faaliyetleri çok sıkı denetleniyordu. Çelişkili bir mantıkla, anti-kapitalist eylemcilik bağımsız vakıfları aracılığıyla kapitalistler tarafından dolaylı olarak kontrol ediliyordu.

“İlerici Bekçiler”

Bu evrilen destanda IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’den uygun bir biçimde hizmet gören  egemen elitler DTÖ ve Washington’a konuşlanmış uluslararası finansal kuruluşlara karşı olan muhalif hareketin ön saflarındaki örgütleri (çeşitli vakıflar ve bağış kurumları aracılığıyla) kolayca akçelendirdiler.

Vakıf paralarıyla akçelendirilen STKlar neoliberal siyasetlerin uygulanışını gözlemek için çeşitli “gözlemciler” oluşturdular ancak bunlar Bretton Woods ve DTÖ’nün siyasetleri aracılığıyla milyonlarca insanın fakirleşmesine nasıl katkıda bulunduklarını gündeme getirmediler. 

Yapısal Uyum Katılımcılık Gözlem Ağı (SAPRIN) Washington’da USAID ve Dünya Bankası’nın akçelendirdiği  bir STK olan Development Gap tarafından kuruldu.

Belgeleriyle açıkça ortaya konulmuştur ki IMF-Dünya Bankasının  yapısal Uyum Programının (SAP) gelişmekte olan ülkelere dayatılması ile kredi veren kurumların lehine, bağımsız devletlerin iç işlerine bariz bir müdahale biçimi oluşturulmuştur.  

SAPRIN’ın temel örgütleri, IMF-Dünya Bankası’nın “acı reçetesini”nin meşruiyetini sorgulamaktansa STKlar için işbirlikçi bir rol biçmiş, USAID ve Dünya Bankası ile kol kola çalışmıştır. Amaç IMF-Dünya Bankasının siyasi kavram çatısını reddetmektense neo-liberal günedeme “insani” bir görünüm kazandırmaktır: 

“SAPRIN Dünya Bankası ve başkanı Jim Wolfensohn tarafından 1997’de kurulan  ve adını Yapısal Uyum Katılımcı Gözlem İnisiyatifi’nden (SAPRI) alan küresel bir sivil toplum ağıdır.

SAPRI sivil toplum örgütleri, hükümetler ve Dünya Bankasının yapısal uyum programlarının ortak bir şekilde gözden geçirilmesi ve yeni siyasi seçeneklerin incelenmesi için üç parçalı bir uygulama olarak tasarlanmıştır. İktisadi karar aşamasında sivil topluma verilen aktif rolü meşrulaştırmak ve iktisadi siyasette ve iktisadi siyaset üretimi aşamasında değişiklik yapılması gereken alanları göstermek için tasarlanmıştır.  ( http://www.saprin.org/overview.htm  SAPRIN websitesi)

Benzer şekilde merkezi Geneva’da olan Ticaret Gözlemcisi (daha Önceden WTO Watch olan Trade Observatory) merkezi Minneapolis’te olan Tarım ve Ticaret Siyaseti Enstitüsü’nün (IATP) bir projesidir ve Ford, Rockefeller, Charles Stewart Mott ile diğerleri tarafından cömertçe akçelendirilmektedir. (Bkz aşağıda Tablo.1)

Trade Observatory, DTÖ ve NAFTA’yı gözlemlemeyle yükümlüdür. (NAFTA ve Amerika Serbet Ticaret Bölgesi –FTAA) (IATP, About Trade Observatory, Eylül 2010). 

Trade Observatory veri ve bilgi geliştirmenin yanı sıra “yönetim” ve “denetleme”yi de teşvik eder. DTÖ siyasetlerine kurban olanların denetlenmesi mi ya da  neo-liberal reformların baş rol oyuncularına hesap verme mi?

Trade Observatory’nin gözlem faaliyetleri hiçbir şekilde DTÖ’yü tehdit etmez. Aslında tam aksine ticaret örgütlerinin ve anlaşmalarının meşruiyeti asla sorgulanmaz.

Tablo 1 Minneapolis Tarım ve Ticaret Siyaseti Enstitüsü’nün (IATP) en büyük hibecileri
(tam liste için burayı tıklayınız)

Ford vakfı $2,612,500.00 1994 – 2006
Rockefeller Kardeşler Vakfı $2,320,000.00 1995 – 2005
Charles Stewart Mott Vakfı $1,391,000.00 1994 – 2005
McKnight Vakfı $1,056,600.00 1995 – 2005
Joyce Vakfı $748,000.00 1996 – 2004
Bush Vakfı $610,000.00 2001 – 2006
Bauman Aile Vakfı $600,000.00 1994 – 2006
Büyük Gölleri Koruma Vakfı $580,000.00 1995 – 2000
John D. & Catherine T. MacArthur Vakfı $554,100.00 1991 – 2003
John Merck Vakfı $490,000.00 1992 – 2003
Harold K. Hochschild Vakfı $486,600.00 1997 – 2005
Derin Ekoloji Vakfı $417,500.00 1991 – 2001
Jennifer Altman vakfı $366,500.00 1992 – 2001
Rockefeller Vakfı $344,134.00 2000 – 2004

Kaynak: http://activistcash.com/organization_financials.cfm/o/16-institute-for-agriculture-and-trade-policy

Dünya Ekonomik Forumu: “Tüm Yollar Davos’a Çıkar”  

Halk hareketi gasp edildi.  Seçilmiş aydınlar, sendika yöneticileri, sivil toplum örgütü önderleri (Oxfam, Uluslar arası Af Örgütü, Greenpeace de dahil) düzenli olarak Davos Dünya Ekonomik Forum’una davet edilirler ve burada dünyanın en güçlü iktisadi ve ticari aktörleri ile kaynaşırlar. Dünyanın egemen elitlerinin parmakla seçilmiş “ilericiler” ile kaynaşması “muhalefet üretme”nin altındaki ritüelinin bir parçasıdır.

Taktik “güvenilebilecek” sivil toplum önderlerini seçmek ve onları diyaloğa entegre etmek, onları halktan koparmak, temsil ettikleri işçilerin adına çalışan küresel vatandaşlar izlenimi vermek ancak büyük sermaye yapılanmasının çıkarlarına hizmet edecek şekilde davranmalarını sağalamak:

“STK’ların Davos’taki yıllık Toplantıya katılması toplumda büyük bir yelpazedeki ana paydaşların küresel gündemin belirlenmesi ve ilerletilmesine entegre olmalarını istediğimizin bir kanıtıdır….Davos Ekonomik Forumu iş dünyasına küresel ekonominin diğer ana paydaşlarıyla Forumun amacı olan  “dünyanın durumunu geliştirme” ülküsü için diğer ana payadaşlarla birlikte (STKlar) çalışma yapmak amacıyla ideal kavram çatısını sağlamaktadır. (World Economic Forum, Basın Açıklaması 5 Ocak 2001)

Dünya Ekonomik Forumu iş dünyasını temsil etmez. Seçkinci (elitist) bir toplantıdır: Üyeleri yıllık en az 5 milyar dolar ciroya sahip büyük küresel şirketlerdir. Seçilen sivil örgütler (STK’lar) ortak “paydaşlar” olduğu kadar “genellikle karar sürecinin dışında bırakılan sessiz kitle için” bir sözcü olarak da görülürler. (World Economic Forum – Non-Governmental Organizations, 2010)

“STK’lar [NGOs] dünyanın durumunu iyileştirmek için Froumla ortaklık kurarak çeşitli roller oynarlar. Bunların arasında iş, hükümet ve sivil toplum arasında köprü görevi görmek, siyaset yapıcıların halka bağlantı kurmasını sağlamak, masaya uygulanabilir çözümler getirmek . . “ (aynı eser)

“Dışarıda bırakılan” “sessiz kitle” adına küresel şirketlerle “işbirliği yapan” sivil toplum mu?

Sendika yönetcileri ile de işçi haklarına zarar vermek için işbirliği yapılır. Uluslararası Sendikalar Federasyonu (IFTU), AAFL-CIO, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, Kanada İşçi Kongresi (CLC) ve diğerlerinin önderleri İsviçre Davos’taki yıllık Dünya Ekonomik forumu (WEF) toplantılarına ve  bölgesel toplantılara düzenli olarak davet edilirler.  Bu kişiler aynı zamanda işçi hareketi için kabul edilebilir davranış kalıplarına odaklanan WEF’in İşçi Önderleri Cemiyetine de katılırlar. WEF “küreselleşme, iktisadi adalet, şeffaflık, denetlenebilirlik, ve sağlıklı bir küresel finans sisteminin temin edilmesi için İşçi hareketinin sesinin önemli olduğuna” inanmaktadır.

Hile ve yolsuzlukla oluşturulmuş “sağlıklı bir küresel finans sisteminin mi?” İşçi hakları konusundan bahsedilmemektedir. (World Economic Forum – Labour Leaders, 2010).

Dünya Sosyal Forumu: “Başka Bir Dünya Mümkün”

1999 Seattle karşı zirvesi birçok açıdan Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) gelişiminin temellerini attı.  

Dünya Ekonomik Forumu’nun ilk buluşması Ocak 2001’de Porto Alegre, Brezilya’da gerçekleşti. Bu uluslararası buluşma halk tabanlı örgütler ve sivil toplum kuruluşlarından on binlerce eylemcinin (aktivistin) katılımını sağladı.

STK’ların ve ilerici örgütlerin Dünya Sosyal Forumu (WSF) buluşması Davos Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ile aynı anda yürütüldü. Dünya Sosyal Forumu, şirket liderleri ve maliye bakanlarının katıldığı Dünya Ekonomik Forumunu eleştirmeyi ve muhalafet etmeyi hedefliyordu. 

Dünya Sosyal Forumu (WSF) başlangıçta Fransa’dan ATTAC ve Brezilya’dan çeşitli STKların bir girişimiydi:

“… Ocak 2000’de Fransız STK platformu ATTAC’ın başkanı Bernard Cassen, Brezilya işverenler örgütü başkanı  Oded Grajew ve Brezilya STK’larından oluşan bir örgütün başkanı Francisco Whitaker “bir dünya sivil toplum buluşması” önerisini tartışmak üzere bir araya geldi; Mart 2000’de Porto Alegre belediyesinin ve Rio Grande do Sul eyalet hükümetinin resmi desteğini aldılar ki o dönemde her ikisi de Brezilya İşçi Partisi (PT) tarafından yönetiliyordu….. Friends of L’Humanité, Friends of Le Monde Diplomatique ve ATTAC’ın da içinde bulunduğu bir grup Fransız STK’sı Nice’de yaklaşmakta olan Avrupa Birliği zirvesinde düzenlenecek protestolar için bir  gündem belirlemek maksadıyla Paris’te “Seattle’dan 1 Yıl Sonra” başlıklı bir alternatif sosyal forum düzenlediler. Konuşmacılar “IMF, Dünya Bankası, DTÖ gibi bazı uluslararası örgütlere yeniden yön vermek…IMF’yi yok etmek değil ama görevlerine yeniden yön vermek suretiyle tabandan bir küreselleşme yaratmak” için çağrıda bulundular.  (Research Unit For Political Economy, The Economics and Politics of the World Social Forum, Global Research, 20 ocak, 2004)  

2001’de başlangıcından itibaren Dünya Sosyal Forumu (WSF) CIA ile 1950’lere kadar uzanan bağları bulunan Ford Vakfından gelen hayati fonlarla destekleniyordu: “CIA bağış kurumlarını kullanarak büyük meblağlarda paraları alıcıları paranın kaynağı hakkında uyandırmadan teşkilatın projelerine akıtıyordu.” (James Petras, The Ford Foundation and the CIA, Global Research, September 18, 2002) 

1990ların Halk Zirvelerini şekillendiren benzer bağışçı destekli karşıt zirveler ya da halk zirvelerine ait benzer prosedürler Dünya Sosyal Forumunda (WSF) da mevcuttu.    

“…Dünya Sosyal Formunun diğer hibecileri (ya da WSF lügatında denildiği gibi ‘paydaşlar’) arasında Ford Vakfı, –burada Ford Vakfı’nın her zaman ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ve ABD’nin diğer genel stratejik çıkarları ile yakın işbirliği içerisinde hareket ettiğini söylemek yeterli olacaktır;şu anki Alman hükümetinde [2003] yer alan, Yugoslavya ve Afganistan’daki savaşları destekleyen  ve Alman Yeşiller Partisi tarafından kontrol edilen Heinrich Boll Vakfı (önderi Joschka Fischer is the Alman Dış İşleri [eski] bakanıdır); ve Oxfam (İngiltere), Novin (Hollanda), ActionAid (İngiltere) ve benzer daha nicesi gibi büyük fon kuruluşları bulunmaktadır.

Ne ilginçtir ki Dünya sosyal Forumu (WSF) Uluslararası Konseyinin bir üyesi bu kurumlardan alınan “büyük meblağlarda yardımların” şimdiye kadar [WSF organlarında] önemli tartışmalara neden olmadığını belirtiyor. Ve “Ford Vakfından fon alabilmek için İşçi Partisinin sürece dahil olmadığı konusunda yöneticilerin vakfı ikna etmek zorunda kaldıklarını” kabul ediyor. Burada iki noktayı belirtmeye değer. Öncelikle hibecilerin WSF’deki farklı güçlerin bileğini büküp rollerini belirleyebildiklerini gösterir –müdahil olacakların güvenilirlikleri konusunda ‘ikna edilmeleri’ gerekiyordu. İkincisi eğer hibeciler iyice ehlilleştirilmiş İşçi Partisinin katılımına itiraz ederlerse samimi bir şekilde anti-emperyalist olan güçlere verilen öneme daha da kuvvetle itiraz edeceklerdi. WSF’nin ikinci ve üçüncü toplantılarına kimin dahil edildiğini kimin edilmediğini açıkladığımızda durumun böyle olduğu görülecektir.

… WSF’nin ilkelerinin yer aldığı, 2001’de kabul edilen sözleşmede bile [WSF’nin] akçelendirilmesi konusundan bahsedilmemektedir. Materyalist olam Marksistler forumun doğasını anlamak için onun maddi temeline bakmak gerektiğini söyleyeceklerdir. (Parayı verenin düdüğü çaldığını anlamak için aslında Marksist olmaya gerek yok). Ancak WSF bu konuda hem fikir değil. Dünya Sosyal Forumu, Ford Vakfı gibi emperyalist kurumlardan fon alırken aynı zamanda da “dünyanın kapital ile ele geçirilmesi ve emperyalizmin her türüyle” mücadele etmektedir. (Research Unit For Political Economy, The Economics and Politics of the World Social Forum, Global Research, 20 ocak, 2004)

katılımcı “paydaş örgütlere”  McArthur Vakfı, Charles Stewart Mott Vakfı,  Friedrich Ebert Stiftung, the W. Alton Jones Vakfı,  Avrupa Komisyonu, çeşitli Avrupa hükümetleri (Tony Blair’iin işçi hükümeti de dahil), Kanada hükümeti, çeşitli BM organları (UNESCO, UNICEF, UNDP, ILO ve FAO) tarafından verilen dolaylı yardımlarla birlikte, Ford Vakfı Dünya Sosyal Forumunun ana destekçisiydi. (aynı eser)

Katılımcı birçok sivil toplum örgütü Ford Vakfından gelen ana desteğe ek olarak belli başlı vakıf ve hibecilerden de fon almaktadır. Buna karşılık ABD ve Avrupa menşeyli STKlar Ford ve Rockefeller parasını gelişmekte olan ülkelerdeki paydaş örgütlere –bunlar arasında çiftçi örgütleri ve insan hakları kuruluşları da vardır- akıtan ikincil fonlama ajanları olarak işlev göstermektedirler genellikle. 

Dünya Sosyal Forumu Uluslararası Konseyi (IC) çoğu vakıflar ve hükümetlerce akçelendirilen STKlar, sendikalar, alternatif medya kuruluşları, araştırma enstitülernden oluşmaktadır. (bknz.  Fórum Social Mundial). AFL_CIO, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ve Kanada İşçi kongresi (CLC) gibi Davos Dünya Ekonomik Forumundaki Wall Street CEOları ile kaynaşmaya davet edilen aynı sendikalar WSF’nin Uluslararası Konseyinde (IC) de yer alır. Dünya Sosyal Forumunun (WSF) Uluslararası Konseyinde yer alan başlıca vakıflarca fonlanan STKlar arasında Cenevre meşeyli Trade Observatory’i denetleyen Tarım ve Ticaret Siyaseti Enstitüsü (IATP) de yer alır (yukarıdaki analizimize bknz). 

WSF’nin Uluslararası konseyinde gözlemci konumunda olan Ticaret ve Küreselleşme Hibecileri Ağı (FTNG) anahtar bir rol oynamaktadır. Dünya Sosyal Forumu’na mali kaynak aktarırken aynı anda da başlıca vakıfları aklamaktadır. FTNG  “dünya çapında adil ve sürdürülebilir topluluklar yaratmaya adanmış hibeciler birliği” olarak tanımlamaktadır kendini. Bu birliğin üyeleri arasında  Ford Vakfı, Rockefeller Kardeşler, Heinrich Bohll, C. S. Mott, Merck Aile Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü, Tides, ve diğerleri bulunmaktadır. (FTNG fon kuruluşlarının tam listesi için  bknz FNTG: Funders). FTNG Dünya Sosyal forumu adına fon oluşturan bir kurum olarak çalışmaktadır.

Batılı Hükümetler Karşı Zirveleri Destekelemekte ve Muhalefet Hareketini Bastırmaktadır.

Ne acı bir çelişkidir ki Avrupa Birliğinin de içinde bulunduğu hükümetler kendi siyasetlerini protesto eden ilerici grupların protesto tertiplerini akçelendirmek için bu gruplara para hibe etmektedir:

“Hükümetler de protesto gruplarının önemli finansörleri olmuşlardır. Örneğin Avrupa Komisyonu Gothenburg ve Nice’deki AB zirvelerini protesto etmek için geniş kitleleri örgütleyen iki grubu akçelendirmiştir. Hükümetin denetimindeki İngiltere milli piyangosu her iki protestoda da bir grubu akçelendirmiştir.”  (James Harding, Counter-capitalism, FT.com, 15 Ekim 2001)

Burada şeytani bir süreçle karşı karşıyayız: Evsahibi hükümet hem resmi zirveyi hem de Karşı Zirvede faal olarak görev alan STKları finanse etmektedir. Aynı zamanda doğrudan hükümet tarafından fonlanan STKların üyelerini de içeren, halk tabanından gelen Karşı Zirve katılımcılarını bastırmakla yükümlü çevik kuvvet (isyan bastırma) polisini de akçelendirmektedir. 

Aktivist gibi giyinmiş gizli sivil polis tarafından şiddet (araba yakılması, dükkanların tarumar edilmesi) uygulanmasını da içeren  bu birleşik operasyonun amacı muhalefet hareketini kötü göstermek ve katılımcıları da taciz etmekti. (Toronto G20, 2010) Daha geniş kapsamlı amacı ise karşı zirveyi bir muhalefet ritüeline dönüştürmekti ki bu resmi zirvenin ve ev sahibi ülkenin çıkarlarına hizmet etmekteydi. Bu mantık 1990lardan bu yana sayısız karşı zirve toplantısında hakim olmuştur.  

Quebec şehrindeki 2001 Amerika zirvesinde başlıca STKlar ve sendikalara Kanada federal hükümeti tarafından belirli koşullar altında hibe verildi. Protesto hareketinin büyük bir bölümü resmen olmasa da fiilen Halkların Zirvesinden uzaklaştırıldı. Bu durum bazı gözlemcilerin “karşı Halk Zirvesi” dediği paralel bir yürüyüş yolunun oluşmasına neden oldu. Buna karşılık protesto yürüyüşü hem yerel hem federal güvenlik güçlerince  “güvenlik çemberinin” ardında yoğun şekilde korunan tarihi eski kasabadaki FTAA zirvesine doğru değil, şehrin 10 km dışındaki uzak bir noktaya yönlendirildi.    

“Yürüyüş tertipçileri koruma tel örgüleri ve Amerikalar toplantısının zirvesine doğru ilerlemektense demir tel örgülerden uzakta boş yerleşim yerlerinden geçen birkaç mil ötede terkedilmiş bir alandaki stadyumun park alanına doğru bir rota seçtiler.” diye açıkladı Quebec İşçi Federasyonu (Federation des travailleurs et travailleuses du Quebec) (FTQ) başkanı Henri Masse.  “Şehir merkezinden bu kadar uzakta olduğumuz için çok üzüldüm.  . . Ancak bu bir güvenlik sorunuydu. “ 

FTQ’den bin görevli yürüyüşü sıkı bir biçimde denetledi. Yürüyüş bazı göstericilerin ayrılıp tepeyi aşarak demir tellere gitmeyi seçtiği aşamaya geldiğinde FTQ görevlileri CUPE’nin arkasında birlik halinde yürüyen Kanada Otomobil Endüstrisi İşçilerine (CAW) işaret ederek oturmalarını ve yürüyüşü durdurmalarını istedi ki böylelikle FTQ görevlileri kollarını kenetleyerek diğerlerinin yürüyüyüş rotasının dışına çıkmasını engelleyebilirlerdi.  (Katherine Dwyer,  Lessons of Quebec City, International Socialist Review, Haziran/Temmuz 2001)

Güvenlik Çerçevesi, Quebec 2001

Amerikalar Zirvesi 4 kilometrelik beton ve galvanizli bir sığınağın içinde yapıldı. 3 metrelik “Quebec Duvarı” tarihi şehrin bir parçasını, Milli Meclisin parlemento yerleşkesini, oteller ve alışveriş merkezlerini de içerecek şekilde çevreliyordu.

Quebec, Nisan 2001

Quebec 2001, Güvenlik tellerinin inşası

Quebec, Nisan 2001

$5.5 milyon ABD Dolarına mal olan Toronto G20 Güvenlik Tel Örgüsü, Haziran 2010

STK Önderleri Tabanına Karşı

2001’de Dünya Sosyal Forumu on binlerce adanmış aktivisti bir araya geetiren hiç kuşkusuz tarihi bir dönüm noktasıydı. Fikir alış verişi ve birlik bağlarının oluşturulması adına önemli bir buluşma oldu.

Sorun olan şey ise ilerici örgütlerin oynadıkları müphem roldü. İktidarın iç çemberleri, şirket ve hükümet fonları, hibe kuruluşları, Dünya Bankası,  vs ile kurdukları sıcak ve nazik ilişki kendi tabanları ile olan ilişki ve sorumluluklarını hiçe saymaktadır. Muhalefet üretmenin amacı budur: halk tabanından gelen eylemleri etkin bir biçimde susturabilmek ve zayıflatmak için önderlerin tabanlarından uzaklaştırılmaları.

Muhalefetin desteklenmesi aynı zamanda STK’lara sızmanın ve halk tabanından gelen hareketlerin protesto ve direnme stratejileri hakkında içeriden bilgi sızdırmanın da bir yoludur. 

Çiftçi, işçi ve öğrenci örgütleri gibi Dünya Sosyal Forumunda tabandan gelen, neo-liberalizm ile mücadele etmeye adanmış halk hareketi örgütlerinin çoğu, Dünya Sosyal Forumu Uluslararası Konseyinin şirket fonlarıyla olan bağlantılarından bihaberdi. Bu bağlantıların pazarlığı hem resmi hem de özel hibe kuruluşlarıyla bağlantısı olan bir avuç STK önderi tarafından kapalı kapılar ardında yapıldı.

İlerici örgütler karşılıksız fonlandırılmazlar. Hibelerin amacı muhalefet hareketini “pasifleştirip” yönlendirmektir. Hibe veren kuruluşlar tarafından kesin koşullar konur. Koşullar yerine getirilmezse paranın devamı kesilir ve hibeyi alan STK parasızlıktan ötürü resmen olmasa da fiilen iflasa sürüklenir.

Dünya Sosyal Forumu kendini  şöyle tarif ediyor: “neo-liberalizme ve dünyanın kapital ile egemenlik altına alınmasına ve emperyalizmin her formuna karşı olan sivil toplum grupları ve hareketleri tarafından derin düşünce, fikirlerin demokratik olarak tartışılması, önerilerin hazırlanması, deneyimlerin özgürce paylaşımı ve etkin eylemler için bağlantılandırılması için açık bir buluşma yeridir”. (bknz. Fórum Social Mundial, 2010).

Dünya Sosyal Forumu küresel kapitalizmin ve kurumlarının mirasına doğrudan bir tehdit oluşturmaz ya da meydan okumaz. Yılda bir kez toplanır. Çok sayıda toplantı ve atelyeden oluşur. Bu bağlamda Dünya Sosyal Forumunun bir özelliği de hibecilerin fonladığı 1990’ların G7 karşıtı halk Zirvelerinin özelliği olan “tek başına aktivistlik” kavram çatısını korumaktı.   

Bu bariz düzensiz yapı bilinçli olarak oluşturulmuştur. Tek tek bazı konularda tartışma teşvik edilir ancak Dünya Sosyal Forumunun kavram çatısı küresel kapitalizme karşı ortak bir platform ve eylem planının oluşturulmasına yardımcı olmaz. Dahası, Dünya Sosyal Forumunun  Ocak 2001’de Porto Alegre’de ilan edilmesinden birkaç ay sonra Orta Doğu’da ve Orta Asya’da ABD önderliğinde başlayan işgal, forum tartışmalarında dikkate alınmadı.     

Hakim olan şey büyük ve dallı budaklı bir örgütler ağıdır. Gelişmekte olan ülkelerdeki hibe alan halk örgütleri kendilerine parasal destek veren ABD ve Avrupa Birliği’ndeki paydaş STK’ların büyük vakıflar tarafından akçelendirildiğinden hemen hemen her zaman bihaberdiler. Para akmaya başlar ve tabandan gelen halk hareketinin sınırları belirlenir. Bu STK’ların önderlerinin çoğu muhalefet etmeye sınır koyan bir kavram çatısı çerçevesinde hareket eden adanmış ve iyi niyetli kişilerdir. Bu hareketlerin önderlerinin çoğu genellikle şirketlerden aldıkları fonlarla ellerinin ve kollarının bağlandığını fark bile edemeden işbirliğine mecbur kalırlar.

Küresel Kapitalizm ant-kapitalizmi finanse ediyor: abzürd ve çelişkili bir ilişki

“Başka Bir dünya Mümkün”ancak şu anki düzenleme ile buna erişilemez.

Dünya sosyal Forumunun, örgütsel yapısının ve önderliğinin şöyle bir silkelenmesi gerekir.    

Muhalafet muhalefetin hedefi olan aynı şirketlerce akçelendirildiği sürece anlamlı bir kitle hareketi olamaz. Ford Vakfı başkanı (1966-1979) McGeorge Bundy’nin sözleriyle ifade etmek gerekirse,[Ford] Vakfının yaptığı her şey dünyayı kapitalizm için güvenli bir hale getirmek olarak görülebilir.”

http://anadoluhaber.blogspot.com/2010/10/anadoluhaber-muhalafet-uretmek.html

April 6, 2011 - Posted by | anti-kapitalizm, sistem karsitligi

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: