ecotopianetwork

Araba depoları mı doyacak, yoksullar mı? Mebruke Bayram

Alternatif enerji kaynakları arasında en çok sözü edilenlerden biri biyodizel ve biyobenzin. Biyobenzin arpa, buğday, mısır gibi bitkilerden üretiliyor, biyodizel ise kanola, ayçiçeği, soya, aspir gibi yağlı tohumlardan. Tüm dünyada çevre dostu ve yoksul ülkelerin petrole bağımlılıktan kurtuluş umudu olarak sunulan bu yakıtlar ülkemizde de “yurtsever benzin” adıyla meşhur oldu. Tüm bu ünvanları ne kadar hakettikleri ise epey tartışmalı.

Enerji kaynakları ile ilgili tartışmalar uzun zamandır dünya gündeminin ilk sıralarını meşgul ediyor. Dünyadaki petrol rezervlerinin bir sınırı var, ve her geçen gün o sınıra biraz daha yaklaşıyoruz. Üstelik petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların yarattığı ekolojik sorunlar görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaştı. Küresel ısınmanın bir felaket filmi senaryosu değil, gerçek olduğu inkâr edilemez hale geldi.

Sinekten yağ çıkarma dahil hiçbir kazanç kapısını es geçmeyen kapitalist tekellerin bu tablodan bir proje çıkarmaması mümkün mü? Üretici birlikleri ve kooperatifler tarafından yıllardır tarım makinelerinde kullanılmak üzere sessiz sedasız üretilen ve tarımsal alanın dışında pek bilinmeyen, yakın zamana kadar yerel pazarların dışına çıkmamış olan biyodizel ve biyobenzin birdenbire dünyamızın kurtuluş umudu haline geliverdi. Biyoyakıt alanına büyük şirketlerin girmesiyle birlikte baş döndürücü üretim artışları yaşanmaya başladı, üretim merkezileşmeye başladı ve ufukta dev bir pazar belirdi.

Ortada böyle bir potansiyel varken bir propaganda mekanizmasının devreye girmemesi pek mümkün değil. İddiaya göre bu yakıtlar; diğerlerine oranla daha çevreci, daha yeşil, doğal kaynakları daha çok koruyor, üstelik de “gelişmekte olan” ülkelere “ekonomik avantajlar” sağlıyor.

“Ekonomik avantajlar” nasıl sağlanıyor?
Avrupa, 2010’a kadar karada kullanılan araçların yakıt ihtiyacının %5,75’ini, 2020’ye kadar da %20’sini biyolojik kaynaklardan karşılamayı planlıyor. ABD ise yılda 35 milyar galon biyolojik yakıt üretmeyi hedefliyor. Söylenenler kağıt üzerinde şık duruyor. Yalnız şöyle bir sorun var; bu planlar uygulandığında Avrupa’nın ekilebilir topraklarının %70’i, ABD’de ise mısır ve soya mahsulünün tamamı biyolojik yakıt üretimine ayrılmak zorunda. Başka bir deyişle; ABD’nin mısır ve soya üretiminin tamamı biyobenzin ve biyodizel üretimine ayrılsa bile ülkenin benzin ihtiyacının ancak %12’si, dizel ihtiyacınınsa %6’sı karşılanabiliyor. Benzin ve dizel ihtiyacının tamamı bitkilerden karşılandığında ABD yüzölçümünün %38’inin mısır üretimine %236’sının soya üretimine ayrılması gerekiyor. Bu, gıda sistemini yerlebir etme pahasına hayata geçirilemeyeceğine göre üçüncü dünya ülkelerine yönelmek kaçınılmaz hale geliyor.

ABD’den Food First (Gıda ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü) Direktörü Eric Holtz Giménez bir makalesinde açıklıyor: Endonezya ve Malezya, Avrupa biyodizel pazarının %20’sini karşılayacak düzeye ulaşmak için palmiye dikimini artırıyor. Brezilya’da tarıma elverişli toprakların biyoyakıt üretimine ayrılan kısmı İngiltere, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un toplam yüzölçümüne eşit. Brezilya’da tarıma açılan araziler nedeniyle Amazon’un yağmur ormanları hızla yok oluyor. Endonezya’da palmiye ekimi nedeniyle kaybedilen orman alanı 2020 yılında 16,5 milyon hektara ulaşacak. Bu, İngiltere büyüklüğünde bir alana tekabül ediyor. Dünyada palmiye yağı üretiminde birinci olan Malezya’da tropikal ormanların %87’si kaybedildi. Her yıl %7’lik bir kayıpla ormanlar tarıma açılmaya devam ediliyor.

“Ekonomik avantajlar”ın gerçek olup olmadığı da tartışılır. NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) nedeniyle gümrük duvarları kaldırılan Meksika, tükettiği mısırın %30’unu ABD’den ithal ediyor. Biyobenzin üretiminde kullanılan etanol ihtiyacı arttıkça Meksika’daki mısır fiyatları da yükseliyor. Mısır fiyatlarıyla birlikte halkın en temel gıda maddesi olan tortilla fiyatları görülmemiş seviyelere ulaştı.

ABD’de de benzer bir fiyat artışı yaşanıyor. Bu sene ikinci dünya savaşından bu yana görülmemiş kadar çok mısır üretiliyor. Hasadın yaklaşık beşte biri etanol üretiminde kullanılacak. Bush’un son Latin Amerika gezisinin en önemli konularından biri de etanoldü. Gezinin duraklarından biri olan Brezilya ile yeni bir etanol anlaşması yapıldı. Gezi sırasında yaşanan Bush’a yönelik protestoların konularından biri de etanol ve yükselen mısır fiyatlarıydı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) “Gıda Görünümü” raporuna göre, hububat fiyatları son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yükselen fiyatlar nedeniyle 36 ülke “gıda krizinin” eşiğinde. Raporda 2007 yılında dünyada gıda maddelerini ithal etmek için harcanacak paranın 400 milyar doları aşacağı belirtiliyor. Bu bir önceki yıla göre %5 oranında artış anlamına geliyor. Bu yıl azgelişmiş ülkelerin gıda ithalatına harcayacağı para %9 oranında artacak. Fiyatı en fazla yükselen gıda maddeleri ise %13 ile biyoyakıt üretiminde kullanılan bitkisel yağlar ve iri taneli hububat. FAO, biyoyakıta artan talep nedeniyle vatandaşlarını beslemek için mücadele eden yoksul ülkelerin yükünün daha da arttığını belirtiyor.
Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) birkaç ay önce benzer bir rapor yayınlayarak biyoyakıtların küresel ısınmanın azalmasına yardım edeceğini, kırsal bölgelerde istihdam sağlayacağını, ancak ciddi çevre sorunları ve gıda fiyatlarının yükselmesi sonucu açlığın ortaya çıkması gibi tehlikeler yaratabileceğini açıklamıştı.
Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Örgütü’nün (IFPR) açıklamasına göre, temel gıda maddelerinin fiyatı 2010’da %20 ila %33 oranında artacak. Temel gıda maddesi fiyatlarındaki %1’lik bir artış 16 milyon insanın açlık sınırının altında kalması anlamına geliyor.

Biyoyakıtlar gerçekten çevre dostu mu?
Biyoyakıtların üretiminde yararlanılan bitkiler fotosentez yaparak atmosferdeki sera gazlarını yok ettiği ve fosil yakıt tüketimini azalttığı için çevre dostu olarak ilan ediliyor. Ayrıca bu maddelerin kullanımı sırasında fosil yakıtlara göre daha az sera gazı açığa çıkıyor. Ancak bu iddiaları doğrulayabilmek için bitkilerin üretimi sırasında kullanılan sentetik kimyasallar, ormanların yok edilmesi, aşırı su tüketimi vb. faktörleri gözardı etmek gerekiyor.

Yakıta yönelik endüstriyel tarım, petrol kökenli sentetik gübrelerin kullanımını da artıracak. Sözü edilen gübrelerin tüketimi dünyadaki biyolojik azot miktarını artırıyor. Bu durum küresel ısınma açısından karbondioksitten 300 kez daha tehlikeli bir sera gazı olan nitrat oksidin yayılmasına yol açıyor. Ayrıca bir litrelik etanol üretimi için 3 ila 5 litre temiz su kullanılıyor ve 13 litre su kirletiliyor.
Biyoyakıt üretiminde kullanılan kanola, soya, mısır vb. bitkilerin büyük oranda genetiği değiştirilmiş bitkiler olması da bu konudaki soru işaretlerini artırıyor. Gıda, tohum, genetik mühendisliği gibi alanlarda çalışan tekellerle petrol ve otomotiv alanında çalışan tekellerin yaptıkları ortaklık anlaşmaları niyetin ne olduğunu apaçık belli ediyor. Sözü edilen tekellerin yaptığı yatırımlar, özel finansmanlar ve bağışlar biyoyakıt üretiminde kullanılan bitkilerin genetiğinin daha çok etanol ve biyodizel elde edilebilir hale getirilmesine yönelik araştırmaları destekler nitelikte. Gıda maddeleri için harcanan her beş doların dördünü kazanan tahıl tekellerinin bu projelerden büyük beklentileri var.

Örneğin, Meksika’daki tortilla fiyatlarıyla ilgili krizi fırsat bilen Özel Sektör Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin (CEESP) yayınladığı bir “araştırma” Meksika’nın krizden kurtulmasının tek yolunun biyobenzin ihtiyacını karşılamak için genetiği değiştirilmiş mısır üretmesi olduğunu söylüyor. Sözü edilen “araştırma”da mısır bitkisinin anavatanında genetiği değiştirilmiş mısır üretimenin ne gibi tehlikelere yol açacağına dair bir açıklama elbette yok.

Türkiye’nin biyoyakıt üretiminde durumu nasıl?
Türkiye’de biyodizel üretim kapasitesi 1,5 milyon tonu aştı. Son yıllarda biyodizel üretimi görülmemiş bir hızda ilerlerken bu alanda 90’a yakın yeni firma faaliyete başladı. Türkiye yıllık üretim kapasitesi açısından Avrupa’da 2. sırada bulunuyor. Bu durum yağlı tohum ürünleri ithalatının büyük boyutlara ulaşması sonucunu doğurdu. Türkiye’de yıllık 35 milyon ton olan petrol tüketiminin %2’sinin biyodizel ile karşılanması durumunda dahi 700 bin ton yağ gerekiyor. Ancak her yıl 1 milyar dolarlık yağ ithalatı yapan, yağlık tohum üretimi tüketiminin yarısı kadar olan Türkiye’de biyodizel için yağlık bitki üretmek pek mümkün görünmüyor. Ayrıca yağlık bitkilerin birçoğunun Türkiye ekolojisine uygun olup olmadığı da tartışma konusu. Kuraklıkla ilgili sorunlar bu kadar yoğun yaşanmakta, gıda üretimi yapılan araziler susuzluk çekmekteyken yakıt üretimi için su harcanması pek mantıklı olmasa gerek.
Görünen o ki, ya yağlık bitkiler dışarıdan ithal edilerek uluslararası tarım ve gıda tekellerine para kazandırılacak ya da gıda üretiminde kullanılması gereken araziler araba depolarını beslemeye yarayacak.

Biyoyakıt teknolojileri olumlu yönde kullanılamaz mı?
Dünyada bu konuda pek çok örnek uygulama mevcut. Ancak bu uygulamaların olumlu yanları sistemin dev çarkları arasında kaybolup gidiyor.

AB ve ABD’de biyobenzin ve biyodizel üretip kendi ihtiyaçları için kullanan üretici birlikleri ve kooperatifler var. Tarımda kullanılan makinaların yakıtı için üretim yapan bu kooperatiflerin birçoğu üyelerinin bitkisel ürün artıklarından, arazilerinin bir kısmında yetiştirdikleri bitkilerden ya da atık yağlardan biyoyakıt elde ediyor. Kendilerine ait küçük üretim tesislerini kullanan bu birlik ya da kooperatifler üyelerine getirdiği yağlık tohum vb. karşılığında biyodizel veriyor. Bu tür uygulamalar küçük üreticilerin petrole bağımlılığını azaltıyor.
Biyoyakıtları atık yağların geri dönüşümünde kullanmak da mümkün. Böylece hem enerji elde edilmiş oluyor, hem de ağır çevre tahribatına neden olan atık yağlar geri dönüştürülüyor. Türkiye’de 350 bin ton atık yağ olduğu tahmin ediliyor. Mevzuata göre bunların çevreye salınmadan toplanıp imha edilmesi gerekiyor. Ancak ülkemizde atık yağların ancak %1’i toplanabiliyor. Oysa bu atıklardan biyodizel, gliserin ve sabun üretmek mümkün. Türkiye’deki atık yağların tamamının dönüştürülmesinin tahmini ekonomik değeri 500 milyon Avro.

Gıda üretimi esnasında açığa çıkan sap, yaprak vb. yan ürünlerden, ya da kalite düşüklüğü nedeniyle gıdada kullanılması mümkün olmayan bitkilerden yakıt üretilebiliyor. Bazı üretici birlikleri ve kooperatifler bir araya gelerek oluşturdukları tesislerde ürün artıklarından yakıt elde ediyorlar.
Gıda maddesi olarak kullanılmayan bazı yabani bitkilerden biyoyakıt üretmek de mümkün. Ancak yabani bitkilerin ticarete tabi olmaları, yoğun bir şekilde üretilmelerini, dolayısıyla bambaşka ekolojik sorunları beraberinde getirebilir.

Biyoyakıtla ilgili tartışmalarda ortaya atılan bir başka konu da ekolojik açıdan kötü durumda olan, tarım toprağı olarak kullanılmayan alanlarda üretim yapılabileceği. Brezilya’da yaşananlar bu konuda ne gibi sorunlarla karşı karşıya gelebileceğimizi kanıtlar nitelikte. Brezilya hükümetinin “kötü durumdaki topraklar” olarak tanımladığı 200 milyon hektarlık alan, tropikal orman, otlak ve bataklıklardan oluşuyordu. Mata, Atlantica, Cerrado ve Pantanal bölgelerinde yoksul köylüler ve büyükbaş hayvan yetiştiricilerinin yaşadığı, zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olan bu topraklar biyoyakıt üretimine ayrılmış durumda. Biyoyakıt üretiminde kullanılan bitkilerin fiyatları yükselmeye devam ettiği müddetçe hangi arazinin iyi, hangi arazinin kötü durumda sayılacağını ticari çıkarlar belirleyecek gibi görünüyor.

Biyoyakıtların dünyaya bir fayda sağlayıp sağlamayacağını anlamak için önce aşağıdaki sorunun yanıtını vermek gerekiyor. Hangisinin doyurulması daha öncelikli; araba depoları mı, insanlar mı?

Ekim 2007

http://mebrukebayram.blogspot.com/2009/08/araba-depolar-m-doyacak-yoksullar-m.html

February 11, 2011 - Posted by | anti-kapitalizm, tarim gida GDO

5 Comments »

  1. Good day! I could have sworn I’ve been to this site before but after looking at many of the posts I realized it’s new to me. Regardless, I’m definitely pleased I discovered it and I’ll be bookmarking it and checking back regularly!

    Comment by sütyen | September 16, 2012 | Reply

  2. After looking over a handful of the blog posts on your site, I truly appreciate your technique of writing a blog. I saved it to my bookmark site list and will be checking back soon. Please visit my web site as well and let me know what you think.

    Comment by sütyen | September 16, 2012 | Reply

  3. En az ücret ile en iyi hizmet politikası izleyerek Web tasarım ve Seo Hizmetleri konusunda diğer firmalar arasında ayrıcalık yaratmak için çalışıyoruz.

    Comment by Bir web sitenizmi var ziyaretçiniz yok denecek derecede az ve kimse gelmiyor mu? | October 30, 2012 | Reply

  4. 10951 486130As I internet site possessor I believe the topic material here is rattling amazing , appreciate it for your efforts. 907586

    Comment by uAd2aLyn2M | May 12, 2013 | Reply

  5. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti. Banka havalesi için çevrimiçi banka çok hizli ve güvenligidir, önümüzdeki 2014 yili dogru yatirim için bu firsati kaçirmayin. (Bir kelime bilge için yeterlidir)

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm.

    M.M.V LTD.

    Comment by Vanda Maria Mmv | October 14, 2013 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: