ecotopianetwork

Kalkınma Masalları ve Madencilik – Mebruke Bayram

Küresel kapitalizmin yoksul halklara kurduğu sömürü tuzakları saymakla bitmez. Son yıllarda yoksul ülkelerin suyunu, havasını hatta gen kaynaklarını paraya tahvil etmek için icat edilen binbir türlü hinlikle karşılaştık. Sözü edilen hinliklerin tarihi çok eskilere uzanmıyor, ancak kazanç hırsı uğruna binbir türlü entrikanın en eski tarihlerden bu yana uygulandığı bir alan var; yeraltı kaynakları. Yeraltı kaynaklarının çıkarılması ve paylaşılmasında tarihten bu yana yaşananlar, kâr odaklı çarpık bakışın doğal kaynak talanını nerelere vardırabileceğinin de kanıtı.

Dünya üzerindeki etkisi artık herkesçe bilinen meşhur sacayağı; IMF (Uluslararası Para Fonu), DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) ve Dünya Bankası’nın neredeyse ulusaşırı şirketlerin işlerini kolaylaştırmaktan başka bir meşguliyeti yok. Sözü edilen kuruluşların çeşitli anlaşmalar yoluyla dayattığı politikaların dünyanın dört bir yanındaki yoksul halklar üzerindeki sömürüyü nasıl kurumsallaştırdığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Yoksul ülkelere dayatılan MAI, GATS, TRIPS, TRIMS vb. anlaşmalar, bunlara uyumlu olarak yapılan çeşitli yasal, ekonomik düzenlemeler ve “kalkınma” maskesinin ardına saklanılarak yapılan çeşitli uygulamalar yoksul ülkeleri yeraltı kaynaklarının çıkarılması, işlenmesi ve ticareti konusunda ulusaşırı şirketlerin arayıp da bulamayacağı bir cennet haline getirmiş durumda.

Yoksul ülkelerin ulusaşırı şirketler tarafından ucuz emek cenneti olarak kullanıldığı zaten eskiden beri biliniyor. Ucuz emeğin yanına bir de düşük çevre standartlarını eklememiz gerekiyor. Madencilik faaliyetleri yüzünden yoksul ülkelerin doğası zenginlerin çöplüğü olmaya mahkûm ediliyor.

Madencilik çevreye en fazla zararı veren sektörlerin başında geliyor. ABD Çevre Koruma Kurumu EPA tarafından 2000 yılında açıklanan bir envantere göre ABD’de tüm endüstri kuruluşlarının çevreye saldığı zehirli atıkların yüzde 47’si maden işletmelerine ait. Bunların büyük bir bölümü altın, gümüş ve bakır madenciliği yapan işletmeler tarafından üretiliyor. Çevre koruma konusunda sıkı kuralların uygulandığı gelişmiş ülkelerden birinde durum böyleyse, bu konudaki kanunların oldukça zayıf olduğu yoksul ülkelerde neler yaşandığını tahmin etmek zor değil.

Durum yalnızca çevresel felaketlerle de sınırlı değil. Madencilikle meşgul olan kuruluşların uluslararası finans faaliyetleriyle arası oldukça iyi. Özellikle yoksul ülkelerde yürütülen madencilik faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturan altın madenciliği alanında çalışan firmalar çeşitli spekülasyonlar, borsa işlemleri, türev piyasaları vb. alanlarda binbir türlü hinliğe başvurarak fiyatları kendi lehine belirliyor, madenin değerinin çok çok üzerinde paralar kazanıyor. Yoksul ülkeler, yeraltı kaynaklarının talan edilmesinin yanı sıra bir de sözü edilen finans işlemleri yoluyla katmerli sömürüye uğratılıyor.

Yerin altında bulunan çeşitli maddelerin çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinde yaşananları incelemek, bugün “Üçüncü Dünya Ülkeleri” olarak anılan yoksul ülkelerin nasıl üçüncü sıraya itildiğini anlamak açısından yararlı olabilir.

Madenciliğin karanlık tarihi

Ekonomist Selim Yılmaz’ın verdiği rakamlara göre; 1960’lı yılların sonlarına kadar azgelişmiş ülkelerde çıkarılan madenlerden elde edilen net gelirin yüzde 70’i ulusaşırı şirketlerce ülke dışına taşındı.

Örneğin; 1800’lü yılların sonunda dünyada bulunan bakır madeninin yüzde 60’ını barındıran Şili, 20. yüzyılın ilk yarısında ABD’li şirketlerin ele geçirme oyunlarına sahne oldu. Araştırmacı Girvan’ın verdiği rakamlara göre; 1935-1969 yılları arasında maden üretimi yapan ABD’li şirketler, çıkardıkları madenden elde ettikleri kârın yüzde 91’ini kendi ülkelerine taşıyor, yalnızca yüzde 9’unu yatırım, yenileme vb. işler için Şili’de kullanıyorlardı.

Bir başka örnek de Peru’dan. Peru’da maden işletmeciliği yapan Amerikan şirketlerinin 1950-1970 yılları arasında ülkelerine götürdükleri para 790 milyon dolardı. 1980’li yıllarda bu rakam 669 milyon doları buldu. Sözü edilen şirketlerin aynı dönem içerisinde Peru’da yaptıkları yatırım yalnızca 284 milyon dolardı.

Ulusaşırı şirketler genellikle yerleştikleri ülkede madenlerin en kolay çıkarılabilecek kısmını seçip 5-10 yıl içerisinde alıp götürdüler. Madenlerin daha zor çıkarılabilen ancak çıkarılandan daha büyük bir hacmi ifade eden kısmını da kullanılamaz hale getirdiler. Zehirli atıklar çoğunlukla hiçbir arıtma ve güvenlik işlemine tabi tutulmadan olduğu gibi bırakıldı.

Madencilik faaliyetlerinden yoksul ülkelerin yanına kâr kalan ucuz emek sömürüsü ve talan edilen çevre oldu. Yaratılan çevre kirliliği madencilik yapılan bölgeleri yaşanamaz hale getirdiği için birçok bölgede yöre halkı göç etmek zorunda kaldı.

Bazı ülkelerde milyonlarca kişinin geçim kaynağı durumunda olan el emeği madencilik zorla yok edildi. Yerine getirilen yüksek teknoloji madenciliği cevherlerin kaymak tabakasını tüketip geri kalan kısmını kullanılamaz hale getirdikten sonra arkasında dev çukurlar ve zehirli atık yığınları bıraktı.

Dünyadaki yoksul ülkelerde yapılan madencilik faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturan altın madenciliğiyle meşgul şirketler kirli kazançlarını yalnızca madenin değerinden değil çeşitli spekülasyonlardan ve piyasa hinliklerinden edindikleri için bulundukları ülkenin huzurlu ve barış içerisinde olmasını, ekonominin istikrarlı olmasını istemediler. Savaşlar, istikrarsızlıklar, kan, gözyaşı ve sömürü üzerinden kâr etmenin çeşitli yollarını ürettiler.

Genellikle güney yarımkürede bulunan yoksul ülkelerde bir talan şeklinde sürdürülen madencilik faaliyetlerinin sonucunda pek çok maden artık kolay çıkarılabilir seviyenin altında kaldı ve ekonomik olarak kârlı olmaktan çıkmaya başladı. Bunun sonucunda yeni madencilik alanları arayışı kaçınılmaz hale geldi.

Küreselleşme ve madencilik

Dünya Bankası, IMF, DTÖ gibi kuruluşların yoksul ülkelere ne çeşit dayatmalarda bulunduklarından söz etmiştik. Sözü edilen dayatmalar sonucunda yaklaşık 20 yıllık bir süreçte 100’ün üzerinde ülkede madencilik yasaları değiştirildi. Yaklaşık 50 ülke doğal kaynaklarının işlenmemiş olarak satışından elde edeceği gelire muhtaç duruma düşürüldü. 2000’li yılların başında IMF ve Dünya Bankası’nın başlattığı “Madencilik ve Kalkınma” kampanyasının sonucunda ulusaşırı şirketler yeni tatlı kazanç kapıları bulmaya başladı.

Jeoloji mühendisi Tahir Öngür’ün verdiği rakamlara göre; dünyada 100’den fazla ülkede madencilik yapılıyor. “Madenci ülke” diye nitelendirilebilecek 56 ülkede yaklaşık 4 milyar insan yaşıyor. Bu insanlardan 3,5 milyarı azgelişmiş ülkelerde bulunuyor. Dışsatımlarında madenciliğin payının yüzde 50’den fazla olduğu ülkelerin 90’lı yıllardaki kalkınma hızı (eksi) yüzde 2,3.

Prof. M. Ross’un 2001 tarihinde yayınladığı madencilik ve yoksulluk arasındaki bağlantıyı inceleyen çalışmasına göre: Madenciliğe bağımlılık yoksullukla doğrudan ilişkili. Madenciliğe bağımlı ülkelerde yaşam standartları çok kötü, çocuk ölüm oranları çok yüksek, gelir adaletsizliği çok fazla, ekonomik krizlere karşı duyarlılık çok yüksek, askeri harcamalar çok yüksek, yolsuzluk ve iç çatışmalar çok fazla.

Türkiye ve madencilik

Kapitalist küreselleşmenin madencilik alanındaki saldırılarından elbette Türkiye de nasibini alıyor. 1980’de alınan 24 Ocak kararlarından bu yana ulusaşırı şirketlerin çıkarlarını gözeten çeşitli politikaların uygulandığını biliyoruz. Ulusaşırı sermayenin ülkeye girişini ve serbestçe dolaşımını kolaylaştıran bu politikalar madencilik alanında da etkili oldu.

1985’te çıkarılan Madencilik Yasası yerli ve yabancı sermayeye önemli imtiyazlar tanıyordu. MTA (Maden Tetkik Arama), Etibank gibi kuruluşlar işlevlerinin kısıtlanması ve özelleştirmeyle iş göremez hale getirildi. 1994’te çıkarılan, yap-işlet-devret modelini getiren yasayla devletin yetki alanındaki madenlerin işletilmesinin özel sektöre devredilmesinin yolu açıldı. Madencilik Yasası’nda 2004 yılında yapılan değişikliklerle birlikte ormanlar, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tarım ve mera alanları, sit alanları, su havzaları, kültür ve turizm koruma bölgeleri vb. pek çok alan madencilik faaliyetlerine açıldı. Değişikliğin ardından hiçbir incelemeye tabi tutulmadan arama izni alabilen madencilik şirketleri izin süreci içerisinde rezervin yüzde 10’unu üretip satabilir hale geldi. Maden işletmesinden alınacak vergiler hesaplanırken yalnızca şirketin beyanı esas alınmaya başlandı.

Yasaların halkın değil şirketlerin çıkarlarını koruyacak şekilde düzenlenmesinin ardından Türkiye’de pek çok bölgede var olan hukuk dahi çiğnenerek çevreyi altüst eden madencilik faaliyetleri yapılmaya başlandı.

Sözü edilen faaliyetler içerisinde altın madenciliği öne çıkıyor. Cumhuriyet gazetesinin Ekim 2008 tarihli bir haberine göre; Türkiye’de ulusaşırı 12 altın şirketi 9 farklı ilde 17 farklı yörede altın çıkarıyor. Altın çıkarılan çoğu bölgede halk maden şirketlerinin çevrede yıkım yaratan faaliyetlerine karşı güçlü bir direniş sergiliyor. Bütün bunlara rağmen şirketler çoğu kez hukuku hiçe sayarak faaliyetlerine devam ediyor.

Eski Orman Bakanı Osman Pepe’nin 16 Kasım 2007’deki açıklamaları durumun vahametini kanıtlıyor: “Bu kanunla Türkiye’de doğayı tabiatı korumak mümkün değil. Anasına kızan evden çıkıp taş ocağı ruhsatı alıp şehrin ormanının en güzel yerinde arama yapıyor. (…) Bu kanunla yola devam edilirse arama yapan işletmeler mantar gibi biter. İş çığrından çıkmadan bu kanun değiştirilmeli.”

Kalkınma propagandası kime yaradı?

Küresel kapitalizmin savunucularınca yoksul ülkeler için sihirli bir kalkınma hamlesi olarak propaganda edilen madencilik faaliyetleri çoğunlukla madencilik yapan şirketlerin “kalkınmasına” yaradı. Yoksul halkların zenginliği madenci şirketlerin kasasına aktı. Uzun yıllar boyunca madencilik faaliyetlerine sahne olmuş ülkelerin adını saymak dahi madenciliğin kalkınmada ne kadar işe yaradığını kanıtlamaya yeterli: Papua Yeni Gine, Fiji, Fildişi Sahili, Mali, Zimbabve, Zambia, Zaire, Kolombiya, Şili, Uruguay…

Dünyanın birçok bölgesinde kan, gözyaşı ve sömürünün adı olan madenciliği bize bir kalkınma masalı olarak sunmaya çalışanların kimler olduğunu iyi ayırt etmemiz gerekiyor. Kirli kazanç kapılarının kapanmasını istemeyenler kendi çarpık, yalnızca kâra odaklı bakış açılarını tüm dünyaya benimsetmeye çalışıyor. Her türlü doğal kaynakta olduğu gibi yeraltı kaynaklarında da sorun bu kâr odaklı çarpık bakışla başlıyor. Doğal kaynakların birilerine ait olabilen, alınıp satılabilen bir metadan ibaret olarak algılanması onlar üzerinden kazanç sağlayanların işine geliyor.

Yerin altındaki ve üstündeki bütün doğal kaynakların dünya üzerinde geçmişten günümüze yaşamış olan tüm canlıların ortak mirası olduklarını unutmamamız gerekiyor. Herkese ait olan ve aynı zamanda hiç kimseye ait olmayan bu kaynakların metalaştırılarak ticarete tabi kılınması, her şeyin piyasa kurallarına indirgenmesi sömürüyü de beraberinde getiriyor. Kan, gözyaşı ve sömürüyü engellemenin yolu, doğal kaynakların dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar tarafından adil bir şekilde paylaşılmasını sağlamanın yollarını aramaktan geçiyor.

Kaynaklar:

– Selim Yılmaz, Altının Ekonomik ve Hegemonik Boyutları, Kimya Madenciliğine Karşı Sivil İnisiyatif, http://www.ceterisparibus.net/dunya/kuresellesme.htm
– Cem Doğan, Kaz Dağları – Siyanürlü Altın Madenciliği, http://www.ekolojistler.org.
– Tahir Öngür, Yeraltı Kaynakları ve Sosyalist Kalkınma, Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, http://www.antimai.org/bs/tongursosk.htm
– Aykut Küçükkaya, Altında Yabancı Kuşatması, Cumhuriyet, 1 Ekim 2008.
– Prof. Dr. İsmail Duman, MAI’nin Madencilik Boyutu, http://metalworkers.tripod.com/yayin/mai7.htm

http://toplumsalozgurluk.com/index.php?option=com_content&task=view&id=413&Itemid=76

http://mebrukebayram.blogspot.com/2010/05/kalknma-masallar-ve-madencilik.html

February 11, 2011 - Posted by | anti-kapitalizm

1 Comment »

  1. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti. Banka havalesi için çevrimiçi banka çok hizli ve güvenligidir, önümüzdeki 2014 yili dogru yatirim için bu firsati kaçirmayin. (Bir kelime bilge için yeterlidir)

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm.

    M.M.V LTD.

    Comment by Vanda Maria Mmv | October 14, 2013 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: