ecotopianetwork

İnsanlar Bu Pisliği Hissetmiyorlar – “Igniting a Revolution” (Dr. Steve Best) kitabından


 Leslie James Pickering 

“Igniting a Revolution” (Dr. Steve Best) kitabından

Ben başarmak için yetiştirildim. Bana ait olanı elde etmek için ne gerekiyorsa o şekilde. Sana ait olanı elde etmek için ne gerekiyorsa o şekilde. Ve bunu dürüst bir şekilde yapamıyorsan o zaman pis bir şekilde yap . Sana ait olduğu sürece her türden para iyi paradır. İşte bizi böyle yapıyorlar.

Aslında  çocukken beyaz, erkek  ve Amerikalı olduğum için ne kadar şanslıyım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Dünyanın içine sıçıldığını değil de benim ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum; çünkü dünya benimdi. Haftanın yedi günü gazete dağıtıyordum, öğretmenlerimin ağzından çıkan her kelimeyi ezberliyordum. Daha yüksekleri hedefleyebileceğimi anlayana dek astronot olmak istiyordum.

Amerika’da amaçlar araçları meşrulaştırır, ben de Amerikalıyım, özbeöz. Eğer üniversiteye gitmek için Iraklı sivilleri katletmem gerekiyorsa o zaman beni hemen listeye ekleyin. Eğer Amerikan rüyasını gerçekleştirmem için  McDonalds’ta palyaço kılığında burger pişirmem gerekiyorsa şükranlarımı sunuyorum. Tam ABD malı.

Ama bir ara hiç birşeyin sikimde olmadığının farkına vardım. Araçların meşrulaştırılabileceğine inanmamak değildi benimkisi. Sadece amaçlara olan ilgimi kaybetmiştim.

Üst sınıfı görüyorum. Ayrıcalığı görüyorum, yalaka insanları görüyorum; aşırı lüks, ahşap çitli bahçesi olan evler, hepsi boktan. Benim hayatım bundan daha değerli. İçinde yaşamaya değer bir dünya istiyorum, ya bunu başaracağım ya da bunu başarmak için mücadele ederken ölüp gideceğim.

Bu”özgür ülke”de amaçlarınız parayla ilgili olmadığı an kullandığınız araçlar da sorgulanmaya başlıyor. O muhteşem dolar adına dünya üzerindeki bütün hayatı, toplumları, aileleri, insanları yok edebilirsiniz kimse tek soru sormaz size. Ama birkaç bin dolarlık eşyaya, mala mülke zarar verin hele, işte o zaman bu sistemin yurttaşlarına nasıl da yasanın çok çok altından baktığını hatırlatırlar.

Bize yasaların üzerindeyiz. Yasalar bize hizmet etmeli, bizi esir etmemeli, baskı altına alınmamıza hizmet etmemeli. Yasayı siktir edin, bizim için yazılmadı ki yasalar; özgür olmamızı engellemek için, olduğumuz yerde kalmamız  için yazıldı. Özgürlük hiçbir zaman oy pusulasında olmayacak. Kurtuluş elimizde pankart taşıyarak ya da dilekçe yazarak gelmeyecek. Yasalar insanları korumaz, sistemi korur. Sisteme ne kadar meydan okuyabileceğini mi öğrenmek istiyorsun? Çok kolay, yasalara karşı gel, ve paçayı kurtar.

Dünyaya meydan mı okumak istiyorsun? Dünyayı kurtarmak mı istiyorsun? Özgür olmak mı istiyorsun? O zaman içine ettiğim dizlerinin üzerinden kalk. Yalvararak özgür olamazsın ki.

Yasaları çiğnemeye sığındığımızı söylüyorlar. Bu konuda “sığınmak” filan yok. Küçük politika değişiklikleri olsun diye yalvarmaya, dilekçe yazmaya, protesto etmeye sığındım. Medyalarının ve mahkemelerinin önünde onlar gibi davranmaya, onlar gibi konuşmaya sığındım. Ama hiçbir zaman yasayı çiğnemeye “sığınmadım”, çünkü yasalara karşı gelmek benim için daima bir zevkti.

Yasaya karşı gelmek ahlakımdan hiçbir şey götürmedi. Dünyanın en kötü suçluları olmaya azmettirilmişken- polis memurları, otoriteler, zenginler ve iktidar sahipleri günlük olarak yasaları çiğnerken-bu nasıl olabilir ki? Benim için bu insanların yasaları çiğnemesi sorun değil, para dışında hiç bir şey sikinde değil heriflerin, ben de onlar gibi olmak için yetiştirildim, işte benim için mesele olan bu.

Benim sorunum bana yalan söylenmiş olması. Bu hasta sistemin merhametli ellerine kendimizi teslim ederek ve yalvararak özgür kalabileceğimiz yalanına inandığım için mahkemelere, bile isteye, koşarak gidiyordum. Sivil itaatsizlik bile sikik bir yalandan başka bir bok değil, muhalifleri eleyip mahkemelerin ellerine teslim eden bir çeşit filtre sadece. Bana kazandırdığı tek şey sabıka kaydı ve kafama yediğim birkaç darbe oldu. Bu yüzden yalvarmayı filan siktir edin, bilerek tutuklanmayı da siktir edin, özgürlüğü nasıl elde edebiliyorsak o şekilde elde edeceğiz.

Bu sisteme ayna görevi görmek için varız. Hırsla yönetilen, Amerikan rüyasıyla gaza gelmiş, kana susamış makineler olmak için. Yüreği şeytani, acımasız, artık ne olması gerekirse onu olan. Dünyayı siktir et, siktir et insanları, soluduğumuz havayı da siktir et, içtiğimiz suyu siktir et, arkadaşlarını ve aileni siktir et. Seninle para arasına giren, sahip olabileceğin parayla senin arana giren her şeyi siktir et gitsin.

Öyle olsun, sadece, para yerine tek amacımız özgürlük olsun. Kalpsiz katillerden oluşmuş bir ulus olsun istiyorsunuz ama namlunun ucu size dönüyor. Bizi şiddet üzerine yetiştiriyorsunuz  ama özgürlüğümüz yüzünden vergi indirimli bağışlar yapmamızı mı istiyorsunuz bir de? Siktir et ya. Ne ekersen onu biçersin.

Bizler Amerika’nın tünemek için eve gelen tavuklarıyız, kendi yıkımının tohumlarıyız. Orta sınıf, üst sınıf, alt sınıf, işçi sınıfı, kadın,erkek,siyah, beyaz,kahverengi, kırmızı,sarı…hepimize yalan söylendi, hepimiz bu sistem tarafından kurban edildik, ama devrimi gerçekleştirecek en önemli güç olarak biz varız sadece.

Gerillalar görünüşe göre  yıkılması imkansız bu iktidar sistemine on milyonlarca dolarlık zararlar verdiler. Ayaklanmalar şehirleri yerle bir etti. İktidar sahipleri suikastlere uğradılar, bilgisayar virüsleri kurumlarda büyük hasarlara yol açtı, insanlar;  devrimler insan tarihine lekeler bırakırken yaşamak, sevmek, iletişim kurmak, dövüşmek, çalışmak için yeni yollar buldular. Elimizden geleni ardımıza koymamalıyız.

Buradan ve şu andan daha iyi bir yer ve zaman yok. Senden ve benden daha haklı veya becerikli birisi de yok. Bizi durduran tek şey küçük politika değişiklikleri yapılması için yalvararak özgür olabileceğimiz yalanına inanmış olmamız. Bu pasiflik için hiçbir bahanemiz yok, eğer denemeyi dahi beceremiyorsak tek suçlu biziz.

Her gün hayatlarımızı yaşarken bir seçim yapıyoruz. Birbirimizle savaşabiliriz ya da sistemle savaşabiliriz. Herkesin önüne geçebiliriz ya da özgür olmak için mücadele edebiliriz. Herkesin yaptığı bokların aynısını biz de yaparız; okula gider, işe gider, bankaya gideriz, mağazalara gideriz, huzur evine gideriz ya da mezara gideriz. Ya da bu sistemi siktir eder ve özgürleşiriz. Bu sistem için yaşayıp ölebiliriz ya da özgürlük ve devrim için yaşayabiliriz ve ölebiliriz.

Bir devrime ihtiyacımız var. Tutku dolu, güçlü bir devrimci harekete ihtiyacımız var. Bu krallık sürdüğü sürece hiç bir şey daha iyi olmayacak. Bir halk olarak önceliklerimizin ve değerlerimizin yeniden değerlendirilmesine ihtiyacımız var, hedefleri bizimki gibi olanlarla beraber mücadele etmeye ihtiyacımız var. Ütopik bir rüya değil, bizim ihtiyacımız olan şey bir insan ordusu, biraz ümit ve inanacak bir şeyler olması, uğruna yaşanacak ve ölünecek bir şey. Dünyamızın değişmesi gerek, bu da bu sistemin baş aşağı edilmesiyle başlıyor.

1791-1803 yılları arasında yaşanan Hawai devrimiyle ile ilgili kitabı Kara Jakobenler’ de C.L.R. James  şöyle söylüyor:

Köleler hiç yılmadan yakıp yıkıyordu. Jacquerie’deki köylüler ya da Ludditeler gibi en aleni şekilde kurtuluşları için çabalıyorlardı, acılarının sebebi olan şeylerin yok edilmesiydi bu da; ve eğer çok yakıp yıkıyorlarsa bunun sebebi çok acı çekmeleriydi. Bu tesisler durduğu sürece kaderlerinin kendileri helak olana dek orada çalışmak olacağını biliyorlardı. Yapılacak tek şey onları yok etmekti. Efendileri sayesinde tecavüzü, işkenceyi, aşağılanmayı ve en küçük bir provokasyonda ölmeyi öğrenmişlerdi. Aynı şekilde cevap verdiler.

Bunda hoş bir şey yok. Devrim baskıdan doğar. Bunu böyle istediğinizi sandıysanız yanıldınız; ama insanların da karşılık vermeyeceğini sanıyorsanız o zaman yanılıyorsunuz. Özgür olma mücadelemizde kuralları ezilenler yazar, başkası değil! Bu teorinin açıklanmasını istiyorsunuz, işte açıklıyorum- insanlar mücadeleyle bağ kurmuyorlar

.

Hepimizin kendi sorunları var. Faturalarım şişmiş durumda, erkek kardeşim intihar etti edecek, ben de uzaklarda bir yerlerde kesilmek üzere olan ağaçları düşünmüyorum hiç. Olay aynen budur. Tanıdığım herkes eziliyor; ama tanıdığım hiç kimse  kendini bir harekete ait hissetmiyor.

Okuldan nefret ediyordum, çoğumuz ettik. Yetişkinlerin hayatımı nasıl yaşamam gerektiğini söylemesinden nefret ederdim, Amerika’da büyüyen bir genç olarak gördüğüm saygısızlıktan nefret ederdim. Bırakmak istiyordum ama yoksul olmak istemiyordum. Özgürlük istiyordum, ama kendimi bir türlü bununla bağdaştıramıyordum.

Sonra ELF’le karşılaştım, bundan hoşlandım. Mücadelelerinde beni kendine çeken bir aciliyet ve hamlık vardı. Ağaçsever değildim, bu konuyla alakam hiç yoktu, ama kaybolmuştum, çoğumuz gibi, bir şeyler arıyordum ve görebildiğime en yakın olan da buydu.

Gerçeği söylemek gerekirse beni en çok çeken şey eylemlerinin suç kabul edilmesi oldu. Mektup yazmak ya da pankart kaldırmak filan umrumda değildi, bu tür bir şeyden etkilenemeyecek kadar ilerilere gitmiştim. Ama binaların yandığını görmek ayrı bir şey. Birisi oturup da şefe mektup yazsaydı umrumda olmazdı; ya da talim terbiye kurulunda protesto düzenlense herhalde hemen unuturdum; ama bir otobüs alevler içinde kalmışsa işte ben bununla bir bağ kurabilirim. Bu benim hayatımı değiştirirdi.

Eğer mücadele yaşadığınız baskıyla doğrudan alakalı değilse o zaman o mücadeleye kendinizi bağlı hissetmek bayağı bir zor gelebilir. Soyut mücadelelerle bağ kuran insanlar genelde minimum katılım sağlayarak sonuçtan memnun kalırlar. Bu da bu mücadele size özgürlüğünüzü kazandırmak yerine suçluluk duygunuzu atlatmanıza yardım ediyor demektir. Zaman geçirmeye çalışmayı devrimci bir hareket kurmaya ihtiyacımız olduğuna göre bir şeyi kesinlikle yanlış yapıyoruz demektir.

O halde stratejimiz şu olmalı- mücadeleyle insanlarla bağdaştırmalıyız.

Mücadelenin  birincil sorumluluğu doğru ya da aziz olmak değil, kazanmak. Tanıdığım insanların çoğu ahimsayı filan umursamıyor, adamlar özgür olma derdinde. Hayatta kalmak için ortalığı kirletiyoruz her gün, bu yüzden bu tür bir ütopya tanıdığım insanların çoğunun kendini yakın hissedeceği türden bir şey değil. Ezilmiş insanların soyut bir mücadeleye bağlı olmasını beklememeliyiz, mücadeleyi insanlarla bağdaştırmamız lazım.

Kendi ezilmişliğimizle özdeşleşmeliyiz. Bu bok hem sizi hem de diğer insanları her gün bu hale sokarken dünyayı dolaşıp da aşağının aşağısı olanları bulmak için ter dökmeyin boşuna. Bunlar aynen sizin gibi kanayan insanlar. Onları her gün görüyorsunuzdur, yarıştaki diğer sıçanları yani. Gerçek toplumunuzu tanıyınca onu organize etmeye başlayabilirsiniz. Her seferinde bu farklı görünecektir. Bakacak bir harita da yok; çünkü daha oraya varmadık, herkes farklı bir yöne gidiyor.

Geçen bir buçuk senedir Arissa, Buffalo’da devrimci bir topluluk modeli geliştiriyorum,  Bir şey işe yaramayınca başka bir şey denersiniz ya da vazgeçersiniz, bizim bırakmaya niyetimiz yok. Koca bir yıl topluluğun neler gereksindiği ile  ilgili bilgiler toparlandı. Neyin yanlış olduğu ve ne yapılması gerektiğini biliyormuş gibi yapmak yerine topluluktakilerin neler düşündüğü ile ilgili bir araştırma yaptık, Buffalo’daki yerel çabalarımızın temelini bu araştırmanın sonuçlarına göre attık.

Bir sonuç olarak şimdi gıda, barınma, hapse girme ve yerel politikada  çürüme gibi problemlere işaret eden çeşitli programlarımız var. Düzenli birşekilde tarihsel devrim mücadeleleri ile ilgili multimedya sunumları kullandığımız devrimci eğitim programlarımız var.

Daha önce hiç aklıma gelmeyecek bir şekilde çalışıyorum,  meclis  üyeleriyle bir araya gelip forumlar düzenliyoruz, böylece insanlar forumda hayati öneme sahip hizmetlerin kapanmasına, sanat ve kültürel programların bitmesine ve ülke çapında binlerce işten çıkarmaya sebep olan bütçe kriziyle  ilgili düşüncelerini söyleyebiliyorlar.

Bedeli neyse. Devrimci bir değişim yaratmak için devrimci bir hareketin olması gerekecek, biz de bunun olması için çabalıyoruz. Topluluktaki her türden insan- okuyamayacak kadar genç olanlardan meclis üyelerine kadar- sistemin bizi yanılttığını söylüyor, bir araya gelerek bu konuda bir şeyler yapmak gerektiğini söylüyor. Bu bok burayı da vurduğunda o zaman kimin kaybettiği görülecek ve bunu konuşmaya çalışmadığımızı söyleyemeyecek hiç kimse.

Daha iyi bir teori ve stratejiniz mi var? O halde hemen işe girişin. Gerçekten, beklemem imkansız. Yeni bir şeylerin başladığını görelim. Ama içinde eylem yoksa  o zaman o teori ve stratejiyi siktir edin. Yeterince var onlardan. Mücadelenin insanlara ihtiyacı  var, insanların ilhama ihtiyacı var, inanacak bir şeylere ihtiyacı var, uğruna yaşanacak ve ölünecek bir şeylere  ihtiyacı var. Bu boktan bezdik. Kımıldamayan başka bir harekete kimsenin katılacağı yok. İnsanlara kazanmak için mücadele ettiğimizi, devrimin mümkün olduğunu, beraber bu şerefsize gününü gösterip sonunda özgür olabileceğimizi kanıtlamak zorundayız. Artık yeter.

Çeviri: CemC

http://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/2011/01/16/insanlar-bu-pisligi-hissetmiyor/

January 25, 2011 - Posted by | anti-endustriyalizm, türcülük, doğa / hayvan özgürlüğü

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: