ecotopianetwork

KÜRESEL BİR KRİZ İÇİN UYGAR OLMAYAN BİR ÇÖZÜM (Permaculture Activist dergisinden) – Keith Farnish

Sondan başlayalım.

İlk son önceden de meydana geldi. Bir tek ve kompleks bir sistem içerisinde yer alan büyük insan grupları bir müddet için büyük bir atılım meydana getirirler; geride alınacak hiçbir şey kalmayana dek almak istedikleri her şeyi alırlar, ardından sistem çöker. Bu durum insan hırsının faydasız yükseliş ve düşüşlerinde defalarca gözlenmiştir. Bu medeniyetlerin en büyüğü de şu anda içinde yaşamakta olduğumuz medeniyettir. Yıkıldığı zaman son gelmiş olacak ve çöküşün vakti çok yakın. Bu sonla beraber hayatta kalma şansımız çok az.

İkinci son ne yazık ki alışık olduğumuz bir son: bu sonda buzlar eriyor, ormanlar yok oluyor, okyanuslar yükseliyor ve sayısız tür Dünya’dan tamamen kaybolmadan önce son bir kez daha gözlerini açıyor dünyaya. Bu bir çevre felaketi. Bu felaketi savuşturup bizimle alakası olmadığını düşünebilir ve hayatımıza önceki gibi devam edebiliriz. Ancak çevre farklı bir mekan değildir; hayatta kalmak için çevreye ihtiyacımız var, kim ne derse desin onun bir parçasıyız. “Çevre” felaketi aslında bir insan felaketidir. Bu sonla beraber de hayatta kalma şansımız çok az.

Üçüncü sonu seçme şansınız var. Hayatta kalabilme şansımız var.

Dünya üzerindeki hayat geniş bir kontinyum içerisinde var oluyor, mikroskopta dahi görünemeyen organizmalardan devasa boyuttaki organizmalara dek geniş bir kontinyum söz konusu. Her bir organizma birbiriyle bağlantı halindeki ekosistemlerin oluşturduğu komplek bir ağ içerisinde işlev görür, bu ekosistemlerin bazıları bazı anlamda gerçekten küresel mahiyettedir. En şaşırtıcı olan şey şu anda yaptığımız her bir şeyin bir ölçüde başka bir şeyi etkilediği, ve geri dönüşünün hayal edebileceğimizden çok daha sert şekilde olacağıdır. Kendimizi yok ediyoruz.

İnsanlar, bu gezegen üzerindeki diğer canlı varlıklar gibi genlerinin sürdürülmesi amacıyla hareket eder. İnsanlar bu gezegen üzerindeki diğer canlılardan farklı olarak daha yeni ortaya çıkmış bir tür için imkansız görünen bir sınırın ötesine geçebilmiştir.

Ekosistemlerin tamamen çöküşü ve bunun insan hayatı üzerindeki etkisi konusundaki bilgimize, ve insanın hayatta kalması için gereken o kesin ve doğal güdüye rağmen bizler birbirinden ayrılması imkansız olan bu iki faktörü bir araya getirme konusunda tamamen başarısız olduk. Modern zamanların en önemli sorusunun cevabı da şu: sorumlu olan kim? İnsan tarihi ve insanlığın doğasıyla alakalı bildiğimiz şeyler düşünüldüğünde, cevap şaşırtıcı olabilir.

İnsanlık için kabul edilebilecek yegane geleceğin insanların hayatta kaldığı bir gelecek olduğu ortada. Endüstri Devriminin kısa dönem hırsı ile insanların uzun vadede hayatta kalabilme yetenekleri arasında bir yerdeyiz, ve seçimimizi özgürce yapabilmek için bizlere bu seçim şansını vermeyi reddedenlerin olumsuz etkisine karşı direnebilmeliyiz.

Kitabın önceki bölümlerinde Endüstri Devriminin nasıl işlediğini anlattım, özellikle de insanların dominant kültüre, yani iktidarın gerçekte nerde olduğununun açıklaması olan dominant kültüre tehdit oluşturmaması için gereken metodları anlattım. Eğer toplumun elit üyelerini her hareketimizi yönlendirdiği gibi bir komple teorisi bekliyorsanız o zaman hayal kırıklığına uğrayacaksanız. Evet, zenginler ve iktidarı elinde bulunduranlar bu eşitsiz düzenden daha fazla çıkar elde ediyorlar, ama iktidar savaşı arttığı zaman da psikozun sınırlarında yaşıyorlar. Bir sürü insanın Yeni Dünya Düzeni ve benzeri teorilere bağlı olduğunu biliyoruz; bu fikirlerin insan karanlık bir yere sıkışıp kaldığı zaman çok iştah açıcı olduğunu da biliyoruz. İnternet her kartelin, her an her toplantıda ve her anlaşmada iktidarın zaten şu anda sahibi olan insanlarda kalmaya devam etmesi için çalışıldığını açıklayan komple teorisi siteleriyle dolu. Halihazırda ekonomik büyümeyi garantilemek için var olan kompleks yapılar bu paranoyakça eylemlerden büyük fayda görüyor.

İşte size bir örnek: diyelim ki bir balık gemisi var ve her gün ağları balık dolu olarak limana giriyor. Zaman geçiyor ve balık stokları tükenmeye başladıkça başka balık gemilerinin ağları bomboş kalmaya başlıyor. Halktan birisi bir öneri ortaya atıyor, başarılı geminin kaptanının gizemli bir kaynaktan bilgi aldığını söylüyor: mesele doğa üstü bir güçten. Bu fikir kabulleniliyor. Bu üstün güçle alakalı tartışmalar geceler boyu bir çok evde sürüp gidiyor, ama hiç bir şey yapılmıyor; çünkü bu kadar güçlü varlıkları yenebilmek için yapılacak hiçbir şey yok. Bu arada, başarılı kaptan bol bol balık getirmeye, ve balık stokları da azalmaya devam ediyor.

Bir müddet sonra teknedeki sonar sisteminin diğer teknelere oranla daha iyi olduğu ve şu anda yaygın şekilde kullanılan başka bir ülkeden ithal edildiği ortaya çıkıyor. Liman küçük ve önemsiz bir liman olduğu için kimsenin yeni teknolojiden haberi yok. Eğer çalışanlar çevreye daha dikkatlice bakıp kafalarını üstün güçlerle alakalı düşüncelerden temizleselerdi bu teknenin diğerlerinden daha iyi teçhizata sahip olduğunu göreceklerdi. Balık stoklarını korumak için o zaman yapacakları tek şey o teknedeki sonar sistemini kullanılmaz hale getirmek olacaktı. Her tamir edildiğinde onu gene bozacaklardı.

Kanunların balıkçıları yakaladığını düşünsek bile-sonuçta yasalar ekonomik başarıyı her şeyden üstün tutarlar- balıkçıların sonar sistemine verdikleri zararın balık stoklarını bir süre için bile olsa sabit tutacağını biliyoruz. Ancak o zaman limandaki diğer balıkçı gemileri bu sonarı kullanmaya başlayabilir ve böylece balık stoğuna daha büyük darbeler indirmeye başlamış olabilirler. Eğer balıkçılar artık daha da büyüyen bu problemle başa çıkmak için daha da hırslanabilir, sonar teçhizatının ithalini engelleyebilir, teçhizatın üretildiği ülkeye gidebilir, ya da yardım isteyebilir ve üretimin durdurulmasını talep edebilirlerdi. Maksimum Zarar Kültürü gereğince sonunda hırs ve kıskançlık ön plana çıkacak ve diğer gemiler de bu sonara sahip olmanın kendi çıkarlarına olduğunu, balık stoklarının da canlarının cehenneme olduğunu düşüneceklerdi.

Burada iki ders var. Birincisi, bir problemin cevabı insanların sandığından daha sıradan yerlerde bulunur; bizler çözümleri yanlış yerlerde aramak yönünde manipüle edilmişizdir; ya yasalara, ya işe, ya politikaya ya da ümitlere tutunuruz. Cevaplar için daha yakına bakmayı ihmal ederiz. Nadiren aynaya bakıp kendi davranış gerekçelerimizi sorgularız. Peak Everything kitabının yazarı Richard Heinberg şunları söylüyor:” Uygarlık daha fazla sayıda şeyi bizler için ulaşılabilir hale getirdikçe bizler giderek daha fazla bebekleştik, artık kendi adımıza düşünme gücümüz azaldı,kendimize daha az yeter hale geldik, ve bu durum da bizleri bir sürü haline getiriyor- bir sürü mentalitesi geliştiriyoruz. Ne yapıp edeceğimizi etrafımızdaki otorite figürlerine bakarak belirliyoruz.”

İkinci olarak şunu söylemek lazım: bu kültürde iyi niyetlerin ömrü pek uzun değildir. Bir şekilde burada daha üstün bir gücün iktidarından söz edebiliriz: insanların iyi niyetlerinden vazgeçmesini ve Endüstri devrimi tarafından seçilen yolun takip edilmesini talep eden bir güçten söz ediyoruz. Balıkçılar problemin daha da kötü bir hale gelmesini önlemek için çabalamaya son verdiler ve tam tersine denizden kendilerinin ne çıkaracağına odaklandılar. İşler aynen böyle yürüyor: bizler bu şekilde davranacak şekilde yetiştirildik.

Bu meseleyi düşününce bu kültürdeki insanların anlamadığımız şeyler hakkında komplo teorilerinin var olmasını istediğini görüyoruz; yenilmesi mümkün olmayan güçlerin fildişi kulelerdeki hayatlarımızı yönetmesini istiyoruz; bunu istiyoruz; çünkü, belki de bu işte hepimizin işbirliği yaptığını kabullenmek istemiyoruz ve belki de gerçeğin biraz fazla can yakacağından korkuyoruz. Koskoca bir SUV kullanmak, dünyanın sağına soluna sırf zevk için uçabilmek ya da kültürümüz mümkün kıldığı için yağmur ormanlarının yok edilmesiyle elde edilen ürünleri satın alabilmek belki canımızı doğrudan yakmıyor. Yansıtma ve suçlama sisteminin çamurlarına saplı kaldıkça bu çamurdan kurtulma şansımız yok.

Matrix filminde bir şeylerin yanlış olduğu fikri Neo’yu senelerdir rahatsız ediyordu; ama gerçeği öğrenmek onun için hem şok eden hem de özgürleştirici bir şey oldu. Neo durumla alakalı bir şeyler yapabileceğini öğrendi; çünkü artık bilgisi vardı, çünkü artık içinde bulunduğu durumu tamamen anlayabiliyordu. Şeyleri oldukları gibi kabul ettikten sonra, yani problemin bir parçası olduğunuzu ve bu yüzden de çözümde de bir payınız olması gerektiğini kabul ettikten sonra, daha özgür hissetmeye başlarsınız kendinizi, sanki yılların ağırlığı omuzlarınızdan kalkmış olur.

Siz sistemin bir parçasısınız; problemdeki payınız için gereken sorumluluğu üstlenmeniz gerekiyor: nasıl ama…

Sizin sistem içerisindeki yeriniz büyük bir beslenme ağının bir bölümü gibidir. Bütün beslenme ağları gibi, her şey enerji ile yürütülmektedir; petrol, gaz, kömür ve radyoaktif materyaller gibi fiziksel enerji kaynakları paranın elitlerin zenginliklerine zenginlik katması amacıyla vanaya akması için gerekli makineleri çalıştırır. Eğer önemli bir pozisyondaysanız, statünüz varsa o zaman sizin de biraz zenginlik sahibi olmanız mümkün, gerekli materyallerden bazılarına siz de sahip olabilirsiniz. Ağı yürüten enerji olmaksızın para yoktur, o halde ağ da olamaz. Sadece petrol, gaz, kömür ve değişik radyasyon kaynakları değildir söz konusu olan, insanlar da eşit derecede hayati öneme sahiptir aslında. İnsanlar makineleri çalıştırmadıkça, dükkanlarda çalışmadıkça, ürünleri üretmedikçe, kamyonları sürmedikçe, reklamları yaratmadıkça, haberleri okuyup yasayı uygulamadıkça, ağ kendi üzerine yıkılacak ve kendisiyle beraber bütün hiyerarşinin darmadağın olmasına sebep olacaktır.

Morina balığını düşünelim. Hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları enerji miktarı anlamında besin ağında üstte yer alırlar: yüksek besin ihtiyaçları vardır ama alt düzeylerde yer alan organizmalar olmadan morina balığının var olamayacağını biliyoruz. Morina balığı olmazsa balık asalakları da acı çekmeye başlar ama bir kademe aşağılarındaki kumbalıkları son derece memnun olurdu: sayıları artardı.

Uygarlık içerisindeki yerinizi düşünün: işinizi ya da toplum içerisindeki yerinizi düşünün, bunların en tepedeki kişiyle, ortalarda yer alan bir kişiyle ya da yukarıları çıkmaya niyetlenen bir kişiyle olan bağını düşünün. Ne olmayı istersiniz? Bir tekerlek ki yoksa bir dişli mi?

Evet, siz sistemin bir parçasısınız; ama ağda daha üst konumlarda bulunan insanlardan çok daha önemli bir kişisiniz; siz motorsunuz, enerji kaynağısınız, bu sistemin sürüp gitmesindeki ana sebepsiniz. Siz sistemsiniz. Sizin işbirliğiniz olmadan, sizin inancınız olmadan sistemin hiçbir enerjisi olmazdı ve artık var olamazdı.

Endüstri Devrimi sona ermek zorunda . Eninde sonunda bu olacak, çöküş gerçekleşecek, kendisiyle beraber nüfusu da yok edecek: petrol krizi, kredi krizi, çevre felaketleri, salgın hastalıklar- sebep ne olursa olsun, endüstri devrimi felaket boyutunda bir biçimde çökecek. Bunun meydana gelmesi 50 sene ya da 100 sene alabilir, bu zamana dek küresel çevre yıkımı kaçınılmaz bir hal almış olacak. Bu seçeneklerden biri: bir diğer seçenek ise sistemin kendi kendine ölmesi, şu andan itibaren bu sistemi geride bırakma gücüne sahip olanlar kendilerini ve hayatımızın tamamen kendisine bağlı olduğu doğal çevremizi koruyabilirler.

Emin olun, kimsenin “makine”nin kalbine gidip de onu parça parça edeceği filan yok, çünkü makinenin kalbi yok, beyni de yok. Bu uygarlık; iktidarı ve zenginliği imtiyaz sahibi bir azınlığa vermek üzerine kurulu bir dizi bilinçli (bazıları kazara) eylemin sonucudur. Şu anda sahip olduğumuz şey, ekonomik büyümeyi her şeyin üstünde tutan bir kültürdür, bu kültürel inancın devam ettirilmesini mümkün kılan kötülük dolu metodları sürdüren, elit ve daima üyeleri değişen, zenginliklerinin korkunç büyüklüğüyle ve bu kültürün onlara bahşettiği iktidarla başa çıkamayan başa çıkamayan patolojik megalomanyaklardan oluşan bir kültürdür.

Bu kadar devasa bir şeyi nasıl olur da yıkabiliriz? Cevap endüstri devriminin doğasında yatıyor- onun en temek özellikleri en büyük zayıflıklarıdır da ayrıca.

Ekonomik Büyümeye olan inancı ele alalım. Sanırım bu konuda sürdürülebilir hiçbir nokta olmadığını hepimiz biliyoruz. Pastayı nasıl keserseniz kesin doğal çevre ekonomi büyüdüğü sürece kaybetmeye devam edecek. Sağlıklı bir ekonomik büyüme elde etmek için tüketiciler para harcadığında ellerinde hala para kalacağından emin olmalı. Kara gün parası tanımı son yıllarda bankalar insanların koşullarının ötesinde para harcayabileceğini halka pompaladıkça değişti. O kara gün parası ister tasarruf şeklinde olsun, ister nakit olsun, yatırım ya da kredi şeklinde olsun, burada önemli olan faktör, potansiyel müşterilerin harcayacak para kalmadığını anladığı anda artık potansiyel bir müşteri olmayacağı gerçeğidir. Maaşlı bir işinizin olması da en azından bir süreliğine satın almak istediklerinizi alabileceğinizi kanıtlar; aslında bu tüketicinin kendini güvende hissetmesini etkileyen en önemli faktördür.

Dünya çapında hükümetler ve onları kontrol eden şirketler tüketici güvenini sürekli bir döngü içerisinde yeniden ölçerler. Tüketicinin kendini güvende hissetmesi ekonomileri için hayati öneme sahiptir.

En basit şekilde söylemek gerekirse, bu güven hissi yükseldiğinde tüketiciler para harcarlar, bu da sağlıklı bir ekonominin işaretidir. Ama bu güven hissi azaldığında o zaman tüketiciler harcadıklarından daha fazla oranda para saklıyor demektir, bu da ekonominin başının dertte olduğunu kanıtlar. Buradaki ana fikir, insanlar gelirlerinin sabit olması konusunda kendilerini güvende hissettikleri sürece bir şeyle satın almaya daha yatkın olduklarıdır.

Bu da ilginç bir durum yaratır: bir ekonominin çökmesini sağlamak ve böylece endüstri devriminin ayaklarından birini yıkmak için yapmak gereken şey, halkın sisteme güvenini yok etmektir. Bu durum da uygarlığın diğer kısımlarında yansıtılır: Dünya Ticaret Merkezi’ne 2001 yılında yapılan saldırıların ardından küresel hava taşımacılığı küçük bir çöküş süreci yaşamıştır; 1990ların başlarında İngiltere’de yaşanan Deli Dana hastalığı sadece İngiltere’de et satışını geçici süre de olsa durdurmakla kalmadı, küresel ölçekte de et satışlarında önemli düşüşlere yol açtı. Küresel ekonominin büyük bir kısmına duyulan güveni ciddi biçimde yaralayabilecek herhangi bir şeyin uygarlığın da kuyusunu kazdığını söyleyebiliriz.

Güvende hissetme ihtiyacı Endüstri Devriminin psikolojik bir özelliğidir; ayrıca ciddi zayıflıklar yaratmak için beraber iş yapan iki fiziksel özellik daha bulunuyor. Bunlardan birincisi, var olan sistemlerde görülen kompleks durumdur. Kitabın “çiftlikten çatala” adlı bölümünde yazdığım gibi gıda ürünlerinin talebi uğruna gidilen mesafeler artık sürdürülebilirliklerini kaybediyor.

Sonuçta, büyük ölçekte yiyecek üretmek için, özellikle de toprağı verimli hale getirmek için kullanılan enerjinin maliyeti, büyükbaş hayvanların yemlenmesi, çiğ materyallerin işlenmiş gıda ürünlerine dönüştürülmesi süreci , gıda ürünlerinin soğutulup dondurulması, satışı ve eve getirilişinin maliyeti büyük yetersizlikler olduğunu ortaya koymuyor yalnızca, ayrıca bu kadar kompleks bir sistemdeki farklı safhaların varlığını da gözler önüne seriyor. Aynısı elektrik için de geçerli: bir çok durumda elektrik, yenilenmesi mümkün olmayan materyallerin yanması ya da çürümesiyle elde ediliyor. Bu materyalin topraktan cevher halinde çıkarılması, işlenmesi ve üretim birimlerine gönderilmesi gerekiyor. Bir kez elektrik elde edildiğinde, 5 gigawata kadar bir kapasiteye sahip olarak elde edildiğinde dağıtılması gerekir, öncelikle çok yüksek voltajlı hatlardan ardından da bir çok farklı güç transformasyon safhalarından (tabii bu arada enerji kaybederek) dağıtılır ve sonunda gücün kullanılacağı noktaya ulaşılır. Her iki örnek de- ve daha bir sürü var, buna küresel para pazarları ve televizyon kanalları da dahil- bir çok aşamadan oluşuyor ve bunların çoğu tek tek çöktüğü takdirde bütün bir sistemin çökmesine sebep olabilir.

Bu zayıflatıcı özelliklerden bir diğeri de enerji merkezlerine aşırı bağımlılıktır. Bir sistem linklerden ve nodlardan oluşur. Nod bir veya daha fazla sayıda linki birbirine bağlayan şeydir; bir yol bir noddur ve farklı yolları birbirine bağlayan kavşaklar da bir nod oluştururlar. Bir sürü linke ve noda sahip bir sisteme “şebeke” adı verilir; beslenme ağları bir şebekedir, enerjiyi kullananlar nodları oluştururken enerji akışı da linkleri meydana getirir. Linklerden oluşan ve zamanla gelişen, ihtiyaca göre şekillenen şebekelere rasgele network adı verilir: Mesela ABD eyaletlerarası otoyolu bu tür bir şebekedir, ayrıca tavşan ailelerinin yaptığı tünel setlerini de buna örnek olarak verebiliriz. Planlanmış bir amaca hizmet etmek üzere yaratılmış şebekeler genişleme özelliğine sahiptir ve ölçeksiz şebekeler olarak bilinirler , bunlara büyük hava yolları, elektrik dağıtım merkezleri ve süpermarket zincirlerine ait gıda dağıtım şebekeleri örnek olarak verilebilir.

Bir şebeke içinde bir çok linki bir araya getiren yapı hub olarak bilinir. Endüstri devrimi hubları bol bol kullanır. Thomas Homer-Dixon bu durumu şu şekilde açıklıyor:

Araştırmacılar uzun zamandır çoğu şebekenin eyaletler arası otoban sistemi gibi olduğunu öne sürdülerse de, son zamanlarda yapılan araştırmalar dünyada şaşırtıcı sayıda şebekenin -hem doğal hem insan yapımı- aslında hava trafiği sistemine benzediğini ortaya koymuştur. Bu tür ölçeksiz şebekeler çoğu ekosistemleri içerir
; world wide web, büyük elektrik merkezleri, ham petrol dağıtım sistemleri ve modern gıda işlem ve sunum merkezleri de bu sisteme dahildir. Eğer ölçeksiz bir şebeke hubu kaybederse o zaman sonuç felaket olabilir; çünkü bir çok nod o huba bağımlıdır.

Ölçeksiz şebekeler özellikle kasti saldırılara karşı savunmasız durumdadır: eğer birisi bütün şebekeye zarar vermek isterse, o zaman tek yapması gereken o şebekenin hublarını ortaya çıkarıp onları yok etmektir.

2001 Temmuz ayında Baltimore’daki tren yolu tünelinde bir yangın meydana geldi, bu da tünelde büyük ısı oluştuğu için merkezdeki sistemin çökmesine yol açtı. Sonraki birkaç gün boyunca bu ray sisteminin çevresindeki diğer şebekeler de ekstra taşıma yükü sebebiyle etkilendi, Baltimore’da daha geniş bir alanda daha büyük bir sıkıntının yaşanmasına sebep oldu. Ayrıca hiç beklenmedik bir olay da oldu: ABD’deki internet hizmetinde ciddi bir yavaşlama yaşandı. The Howard Street Tüneli’nde en büyük yedi İnternet Servis Sağlayıcısına hizmet veren bir boru vardı. BU İSSlerinde yavaşlama meydana geldi. Yangın sonucu boru yandı, ses ve veri sağlayıcı fiber kablolar zarar gördü. Bu tünel internet trafiği için ana damar konumunda olup yangın sonucu büyük bir şebeke hubunun yok olduğu zaman göreceği etkinin aynısına sebep olmuştur.

Birbirine bağlı olarak işleyen elemanlardan oluşmuş, az sayıda hublara dayanan şebekeleri olan kompleks sistemleri bir araya getirdiğinizde, son derece duyarlı bir yapı yaratıyorsunuz demektir; onu korumak için kurduğunuz güvenlik araçları ne olursa olsun. Uygarlık işte bu kompleks ve karşılıklı bağımlı sistemler üzerine kurulmuştur ve enerji, veri, para ve materyallerin akışını sağlayan şebekelere dayanmaktadır. Uygarlık ayrıca insan bileşenlerin (sizin ve benim) sistemin işleyişine sonsuz güven duymasına da bağlıdır: inanca ihtiyacı vardır. Hem piskolojik hem de fiziksel açıdan Endüstri Devrimi son derece kırılgandır: bir kez ittiniz mi dağılıp gidecektir.

Çeviri:CemC
http://hayvanozgurlugu.com/news.php?extend.553

August 23, 2010 - Posted by | anti-endustriyalizm, ekokoy - permakultur

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: